Sayın Adnan Oktar'ın 17 Ağustos 2010 tarihli röportajından İbrahim Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: Bakın, “doğrusu” şeytan söylüyor bak. Münafıkların başı, en gelişmiş münafık. “Doğrusu”, senden doğru çıkar mı sahtekar herif, “doğrusu” ne yani? Sürekli sahtekar, hayır şimdi dediği hakikaten doğru da, ama “doğrusu” diye başlayınca sanki biz ona. Şeytana inanmayız, güvenmeyiz. Ama burada dediği doğru, mesela şuradaki sözü doğru. “Doğrusu Allah, size gerçek olan vadi vadetti, ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim”, bak şimdi dürüst gösteriyor kendini görüyor musun? Yani itirafçı ve dürüst adam havasında. Tam münafığın karakteridir bu. Zaman zaman böyle manyaklığı tutar. Zaman zaman da sinsiliği tutar. Bak; “doğrusu Allah, size gerçek olan vadi vadetti, ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim”. İşte bak böyle şeylerde bazen insanlar münafığın sözüne güvenebiliyorlar. Mesela samimi bazen itiraflarda bulunabilir. Samimi gibi görünen. Orda da oyuna gelmemek lazım, dikkatli olmak lazım. “Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu, yalnızca sizi çağırdım”, bak felaketten sonra, adamı batırdıktan sonra görüyor musun? Tam böyle kahpe yani, “yalnızca sizi çağırdım, siz de bana icabet ettiniz”. Bak kabus gibi adam, “siz de bana icabet ettiniz”, doğru söylüyor ama mahvetmiş adamı bak.
“Öyleyse beni kınamayın, siz kendinizi kınayın.” Bak kendini yine kendini temize çıkarıyor. “Beni kınamayın” diyor. Sen değil misin milletin bu hale gelmesine sebep olan? Değil mi? Doğru, o adam onu yapmaması gerekiyordu, ayrı. Ama, “beni kınamayın” diyor yani. Kınanmak da istemiyor, enaniyetinden. Halbuki demesi lazım ki, “evet ben de öyleyim, sen de öylesin” demesi gerekiyor, demiyor. “Öyleyse beni kınamayın, siz kendinizi kınayın. Ben sizi kurtaracak değilim”, sanki ondan öyle bir şey bekleyen varmış gibi, “kurtaracak değilim” diyor. Bak mesela o da yine manyaklığının bir alameti. “Siz de beni kurtaracak değilsiniz.” Zaten onlar da zavallı belli, değil mi? “Doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı da tanımamıştım”. Yani münafık, doğru söylüyor, öyle bir şey tanımıyor ama münafık karakterinde bu vardır. Yani gizler, gizler, gizler, gizler, gizler, mahvettikten sonra ortaya çıkar. Yani hedefine ulaştıktan, bak hedefine ulaşmadan münafık asla kendini beyan etmiyor, görüyorsunuz. Kendini de mahvedip, Müslümanları da mahvettiğini düşündüğünde, yahut kimse yani o hedefi, ondan sonra dili çözülüyor. Çünkü artık sahtekarlığın bir anlamı yok onun için. Yine orda da taktik yapıyor, orda da kendini temize çıkartmaya çalışıyor, ayrı mesele. Çünkü o konuda kesin kararlı zaten o, sonsuza kadar kararlı. Münafık da öyledir yani, sonsuza kadar kararlıdır. Yani dürüst olduğuna emin oluyor. “Ben doğruydum” diyor “ama yanlış yolda, uygulama yanlış” diyor haşa. Yani “insanların uygulamaları, tavırları bana yanlış oldu” diyor. Allah’ın yaptığını da zaten beğenmiyor haşa.