Nahl Suresi, 61-68 Ayetlerinin Tefsiri

 

Sayın Adnan Oktar'ın 11 Mart 2011 tarihli röportajından Nahl Suresi ile ilgili açıklamalar.

 

ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah'a sığınıyorum. 61’inci ayette Cenab-ı Allah diyor ki; “eğer Allah, insanları zulümleri nedeniyle sorguya çekecek olsaydı, dünyanın üstünde (yeryüzünde) canlılardan hiçbir şey bırakmazdı.” Yani; “insanlar o kadar çok hata yapıyorlar, o kadar çok günaha giriyorlar ki” diyor Allah, “eğer böyle bir durumda ceza verilmesi gerekseydi, dünyayı yerle bir ederdim” diyor Allah. “Ancak onları adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Onların ecelleri gelince ne bir saat ertelenebilirler, ne de öne alınabilirler.” Yani; “kaderde neyse o olur” diyor Allah.

“Onlar, Allah'a, hoşlarına gitmeyen şeyleri uygun görürler, dilleri de yalan olarak en güzel olanın 'kendilerinin olduğunu' düzmektedir.” Yani; “kendi hurafeci, kendi münasebetsiz düşüncelerinin en güzel olduğunu düşünürler” diyor. “Hiç şüphesiz ateş onlar içindir ve hiç şüphesiz onlar, (cehennemde) öncülerdir.” Yani cehennemde azap çekeceklerini belirtiyor Allah. “Andolsun Allah'a, senden önceki ümmetlere de (elçiler) gönderdik.” Her devirde Mehdiler var. Yani boş olan hiçbir devir yok. “Fakat şeytan onlara yapıp ettiklerini süslü göstermiştir; bugün de onların velisi odur ve onlar için acı bir azap vardır.” Yani mesela Darwinizm'i ve materyalizmi onlara süslü gösteriyor. Anormal bir şey olduğunda süslü gösteriyor. Kumarı, zulmü, acıları süslü gösteriyor.

“Bugün de onların velisi odur” yani şeytandır “ve onlar için acı bir azap vardır. Biz Kitabı ancak, hakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaman” bak, “ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaman”; gerek Tevrat'ta, gerek İncil'de, gerekse yobazların ortaya çıkardıkları düşüncelerde “ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaman ve inanan bir kavme rahmet ve hidayet olması dışında (başka amaçla) indirmedik.” Yani; “sapkın olan inançları ortadan kaldırmak için indirdik” diyor Cenab-ı Allah. Mesela teslis inancı insanların çok canını yakan bir şey. Allah doğrusunu söylüyor. Ama hayrettir ya koskoca insanların, aklı başında insanların… Yani Hz. İsa (a.s.)’ın peygamber olduğu açıkça belli. İnsan; yiyor, içiyor, uyuyor. Adamlara bakıyoruz; “Hz. İsa (a.s.) kimdir?” diyoruz, “Allah'tır” diyor koskoca adam. Ve yüz milyonlarca adam bunu söylüyor. Kabus gibi. Gözlerime inanmıyorum. Uyuyor, yemek yiyor, Allah'a dua ediyor, Allah'ın birliğinden bahsediyor. Adam diyor ki; “Allah'tır” diyor, “Hz. İsa (a.s.)” diyor. Yani böyle bir dünya var, böyle bir garip ortam var. Allah, bunları düzeltmek için işte Kitap'ın indirildiğini, aynı zamanda Kitap'ın bir yönünün de bu olduğunu söylüyor, bu anormalliği gidermek için olduğunu söylüyor.

“Allah gökten su indirdi, ölümünden sonra yeri onunla diriltti; işitebilen bir topluluk için bunda gerçekten bir ayet vardır.” Yani; “işitebilen bir topluluk için bunda gerçekten bir ayet vardır.” “Ben bunda bir işaret koydum” diyor Allah, “bu açıklamada.” Bu ayetin zahir anlamı bu; yağmurla ölü toprak dirilir. Ama hadiste bu ayet için, Hz. Mehdi (a.s.)'ın nüzulü ile Allah, ölümünden sonra yeri Hz. Mehdi (a.s.) vesilesi ile dirilteceğine işaret ettiğini söylüyor.

ALTUĞ BERKER: Hocam Ebu Muhammed Bakır; “direkt Hz. Mehdi (a.s.) için nazil olmuştur” diyor, “bu ayet.” “Nüzul sebebi” diyor, “Hz. Mehdi (a.s.).”

ADNAN OKTAR: Evet, “nüzul sebebi” diyor, “Hz. Mehdi (a.s.). Esbab-ı nuzül odur” diyor. “Sizin için hayvanlarda da elbette ibretler vardır.” Mesela hayvanları gösteriyoruz; herkes kasılıyor sevemediği için. Acayip şekerler. Biri öbüründen şeker, öbürü öbüründen şeker. İnsanın ilk aklına gelen; “bir sarılsam şuna. Bir mıncıklasam şöyle bir sevsem, bir öpsem.” Yani insan ne yapacağını bilemiyor; acayip tatlılar. Saftirik saftirik de bakıyorlar insana. “Size karınlarındaki fers (yarı sindirilmiş gıdalar) ile kan arasından, içenlerin boğazından kolaylıkla kayan dupduru bir süt içirmekteyiz.” Yani “kan” diyor, “vücudundaki kandan” Allah “ve vücudundaki sindirilmekte olan gıdalardan bembeyaz, mis gibi süt oluşturuyorum” diyor Allah. Şimdi orada kullanılan malzemelerle süt çok zıt; vücudundaki sindirilen gıda ile kan; ve oluşan şey mis gibi süt. Süte bakıyoruz; yüksek oranda kalsiyum, yüksek oranda magnezyum.

Vücudun iskeletinde kullanılan ana mineraller. Yüksek oranda D vitamini, A vitamini, B vitamini komplekslerinin tamamı, C vitamini, içinde diğer vücuda faydalı yan maddeler, protein, en kaliteli protein, yani vücudun rahatça sindirebileceği protein ve nefis bir koku, karbonhidrat, şeker, süt şekeri; hepsi onun içerisinde ama vücudun ihtiyacı olan her şey, kükürde varıncaya kadar, yani saçlar için gereken, kaslar için gereken, tırnak için gereken, vücudun bütün organları için gereken her türlü malzeme en uygun miktarda ve en kaliteli şekilde sütün içerisinde var. Malzeme ne? Yarı sindirilmiş gıdalar ve kan. “Onun içerisinden” Allah, “çıkarıyorum” diyor, “sütü.” Ki zaten peynir, süt falan kahvaltılarda, yiyeceklerde, yoğurt temel gıdalardan. Mesela yoğurdun lezzeti çok güzel. Peynirler öyle, çeşit çeşit peynirler, yoğurtlar, ayranlar, hepsi birbirinden lezzetli.

“Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvelerinden kurdukları çardaklarda hem sarhoşluk verici içki, hem güzel bir rızık edinmektesiniz.” “Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvelerinden”. Hurmalarda, mesela hurmayı alıyoruz böyle özel baklava gibi, özel yapılmış gibi. Yani çok yoğun şeker var. Katılaşmış reçel gibi artık. Bayağı güzel. “Üzümlüklerin meyvelerinden”. Mesela kurutulmuş üzüm de çok lezzetli, yaş üzüm de çok lezzetli. “Çardaklarda hem sarhoşluk verici içki”. Kuran’da “sarhoşluk verici içki” diye geçiyor mu o ayet? Ona bir bakalım.

ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.

ADNAN OKTAR: Evet o tam karşılığına bakalım. “Hem güzel bir rızık edinmektesiniz.” Pekmez yapılıyor, sirke yapılıyor, üzüm suyu yapılır, pestil yapılır, hepsi yapılıyor. “Şüphesiz aklını kullanabilen bir topluluk için, gerçekten bunda bir ayet vardır.” Yani; “eğer dikkatlice düşünür, tetkik eder, araştırırsanız çok fazla hikmet var” diyor Allah. “Hurmalıklar ve üzümler”. Yine şekerli tatlı yiyeceklerden, buradan da bala geçiyor Cenab-ı Allah. “Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin.” Balarısına vahyediyor. “Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin.”

 


Nahl Suresi, 68-69 Ayetlerinin Tefsiri

 

Sayın Adnan Oktar'ın 2 Ocak 2010 tarihli röportajından Nahl Suresi ile ilgili açıklamalar.

 

OKTAR BABUNA: Kuran’da arının genetik koduna işaret var. Allah bir ayette şöyle buyuruyor. Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır.” Canlıların genetik şifresi olan DNA’lar kromozomların üzerinde yer almaktadır. Her canlıda biliyorsunuz ayrı sayıda biliyorsunuz kromozom var. Mesela insanda 46 tane var, arı da 16 tane var Hocam. Nahl Suresi arıya işaret eden Sure’nin de Sure numarası 16, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: O acayip kromozom sayısı 16, hakikaten de sure numarası da 16 çok acayip. Evet.

OKTAR BABUNA: Kuran’da elementlere de işaretler var. Mesela Radon elementi ki bunun sol köşede atom numarasını da görüyoruz. 86 atom numarası. Kuran’ın indirilişinden tabii asırlar sonra bulunmuş. 1900 yılında atom numarası bulunuyor. Hadid Suresi’nin 22. ayetinde Radon elementinin sembolü olan Rn harfleri, aynı ayette bu elementin atom numarasına işaret edilmektedir. Ayetin başından Rn harflerine kadar geçen harf sayısı 86’dır. Rn elementinin atom numarası da 86’dır. Bakın Rn harfleri sadece burada geçiyor Kuran’da. Bu ayetin başından Rn harflerine kadar olan sayı da 86. Bu Radon elementinin atom numarasını veriyor.

ADNAN OKTAR: Kuran’da böyle binlerce şifre var. Bir tane, iki tane, on tane, yüz tane değil. Bu çok büyük bir mucizedir. Bilim ilerledikçe de bu mucizelerin sayısı gittikçe artıyor. Değil mi? MaşaAllah.

OKTAR BABUNA: Evet Hocam. Hatta bu arıyla ilgili ayette daha da mucizeler var. Sizin kitabınızdan söyleyeceğim şimdi İnşaAllah. Bu mesela balın şifa verdiği yeni bilimsel mucizelerle, gelişmelerle biliniyor. Hakikatten arının balının hastalıkları tedavi edici etkileri var. İçinde belirli proteinleri taşıyor, bağışıklık sistemini güçlendiriyor, vitaminler taşıyor ve bilinmedik etkileri de var. Ayrıca mikrop barındırmıyor. Mesela Çapa Tıp Fakültesi’nde, ben hatırlıyorum, çok eskiden, ben görmedim o dönemleri ama ameliyat yaralarına bal sürülürmüş mikroptan korunması için. Mikroptan korurmuş o şekilde, mikrop üreyemediği için balın içerisinde, ameliyat yarasında dururmuş ballar. Ayrıca burada “Rabbin balarısına vahyetti” ayetinde bu balarısı için geçen kelime sonradan bulunuyor ki, dişiler için Arapça’da kullanılan bir kelime. Hakikatten dişiler yapıyor bütün bal toplama işlemlerini. O da özel bir mucizesi Kuran’ın. 1400 sene önce bilinmediği dönemlerde…

ADNAN OKTAR: Erkek arılar yan gelip yatıyorlar. Öyle mi?

OKTAR BABUNA: Biraz öyle.

ADNAN OKTAR: O yaptıkları altıgen kutucuklar nedir?

OKTAR BABUNA: Hocam bu şimdi matematiksel olarak, bunlar arının petekleri içinde bal depoluyorlar, hakikatten araştırılmış matematiksel olarak, en etkili, yani en az balmumu kullanarak en fazla balın depolanabileceği tek şekil altıgen. Beşgen değil, kare değil, üçgen değil, yuvarlak değil. Hepsinde boşluklar kalıyor veya fazla balmumu kullanılıyor. En etkili şekli kullanıyorlar. Ayrıca çok özel bir açıyla açılandırıyor bu peteği ki bal dökülmesin diye. Balın biliyorsunuz bir akışkanlığı vardır. Su gibi değildir. Daha akışkandır. Tek dökülmediği açı arıların yaptığı yaklaşık 0,3 derecelik bir açıyla açılandırıyorlar. Onlar dökülmüyor. Ayrıca arılar petekleri yapmaya, her biri, yüzlerce, binlerce arı değişik noktalardan başlıyor. Yani şöyle bir alan düşünün her biri ayrı noktalardan başlıyor. Ortaya geldiklerinde bütün altıgenler eşit oluyor. Ve hiçbir yama olmuyor, boşluk kalmıyor. Mutlaka mükemmel olarak birleştiriyorlar.

ADNAN OKTAR: Tam ağız ağızla birleştiriyorlar.

OKTAR BABUNA: Yani hangi insana biz kalemleri verip altıgenler çizin, ortada birleştirin, dediğimiz zaman her bir eciş bücüş olur, farklı olur, eğri üyrü olur. Hiçbir zaman da ortada tam olmaz. Fakat bunu milyonlarca yıldır dünyanın her tarafında eşit büyüklükte, aynı büyüklükte, altıgen, aynı açılandırmayla yapıyorlar maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Arının zeka ve yeteneği insandan kat kat kat kat fazla. Tabii. Yani insana böyle bir imkan versen, katiyen yapamaz böyle bir şeyi. Mesela bin tane insan düşünün, arı boyutunda olsalar. Hadi gidin arı bal toplayın bir de buralara petek yapın desen. Her türlü malzemeyi versen balın içine bulaşır kalırlar. Yani hiçbir şey yapamazlar. Değil mi? Yani. Uçuşları ayrı bir kabiliyet gerektiriyor. Çünkü insana mesela kanat verirse gider betonlara bindirir. Oraya buraya bir çarpar. Arabayı bile kullanamıyor insanlar. O kadar alet edevatı olduğu halde. Sırf kanatlar müthiş işkiller yapıyor. Acayip uçuş tekniği var.

OKTAR BABUNA: Yüzlerce kere çırpabiliyor saniyeler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

 


Nahl Suresi, 68-69 Ayetlerinin Tefsiri

 

Sayın Adnan Oktar'ın 4 Ocak 2010 tarihli röportajından Nahl Suresi ile ilgili açıklamalar.

 

OKTAR BABUNA: Hocam, bu bal arısından bahsetmiştik geçen sefer Kuran mucizesi olarak. Onunla ilgili müsaade ederseniz tekrar bahsetmek istiyorum. Nahl Suresi arı anlamına geliyor. Nahl Arapça’da. Şeytandan Allah’a sığınırım. Allah bu sure içerisindeki bir ayette şöyle buyuruyor: “Rabbin bal arısına vahyetti. Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü- uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır.” Şimdi Nahl Suresi’ne baktığımız zaman, 16. suresi Kuran’ın içerisinde, arıların kromozom sayısı da 16’dır. Kuran’da bal arısından, arılardan bahsedilen tek sure de arı anlamına gelen Nahl Suresi’dir. Devam edelim. Ayette dişi arılardan bahsediliyor, şu şekilde, Arapça’da iki çeşit fiil kullanımı vardır, bu fiillerin kullanımından öznenin erkek mi yoksa dişi mi olduğu anlaşılmaktadır. Bu ayette geçen, Nahl Suresi’nde arılar anlatılırken kullanılan fiil de dişi fiili. Nitekim ayette anlatılan yuva yapımı, nektar toplama, bal üretme, petek yapımı gibi işlerin tamamını dişi arılar, çalışan arılar, dişi arılar meydana getiriyor. Dolayısıyla yeni bulunan, bilinen bu gerçekler bilimsel olarak 1400 sene önce Kuran’ın içerisinde yer almış olması Kuran’ın Allah sözü olduğunun kesin bir kanıtı.

ADNAN OKTAR: Kanıtlarından bir tanesi.

OKTAR BABUNA: Bir tanesi evet. Bal arısının peteğindeki açıda da Kuran’da işaret var. Bal arısının peteğindeki her bir göz altıgendir. Bakın burada görüyorsunuz bunları, altıgen şekildeki şekillerden oluşuyor bal arısının petekleri. Altıgendeki her bir iç açı, tek bir açı 120 derece. Nahl Suresi’nde bu konuya gelinceye kadar olan ibare ki Kuran’daki duraklar hesap edildiğinde adedi 120 oluyor. Yani tek bir açıya işaret var. Şimdi devam edelim. Bal arısı ürettiği balı altıgen şeklindeki evlerine, peteklere dolduruyor. Bunları açısının toplamı yani 120 olduğu için tek bir tanesi altı tanesinin toplamı dolayısıyla 720 ediyor. Arının anlatıldığı ayetlerdeki harflerin ebced değeri de 720. Petekteki gözlerin iç açılarının toplamı da 720. Bu da ayrı bir mucize. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu dünyadaki en mükemmel ve en dayanıklı altıgen olmuş oluyor değil mi yaptıkları? Ve balı muhafaza için de olabilecek en mükemmel kutucuk?

OKTAR BABUNA: Evet daire olmuyor, üçgen olmuyor, kare olmuyor. Her birinde balmumunun aşırı kullanımı var ve depolamada yetersiz kalıyorlar. Çünkü mesela daire olduğunda, biliyorsunuz daireleri yan yana koyduğunda, hep arada boşluklar kalır. Altıgende boşluk kalmıyor, karelerde de kalmıyor ama, karelerde de bu sefer çok fazla balmumu kullanılıyor, daha az depolama yapılabiliyor oran olarak. En etkilisi buymuş matematiksel olarak. O da yeni keşfedilen bir gerçek. Birkaç on yıl önce. Ayrıca bir açı veriyorlar. O açı da arının, balın dökülüp, akmasını engelliyor. Şimdi öyle bir açı veriyorlar ki, tam olması gerektiği kadar. Biraz fazla olsa arkaya akacak, biraz az olsa öne akacak. Bu açıyla kullandıkları özel açıyla ne içeri ne dışarı akıyor, orada depolanıyor. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. O tabii 120 dereceyi açı ölçer alet olsa insan yine kendisi ölçer. Yapamaz. Bir değil, iki değil, binlerce petek göz var. Hepsinde 120 derece açıyla onu yapıyor ve inceliğinde tam kaliteli ve düzgün olarak oluşturuyor. İnsanlarda mesela 10 bin profesörü bir araya getirsen. Onlar arı küçüklüğüne gelseler, onlara bile kanat takılsa, bu teşkilatta onlara verilse yani her türlü teşkilatı taksan, bu arının yaptığının milyonda birini yapamazlar. Başlarına çok büyük belaya sokarlar. Gidip çiçeklere bindirirler. Acayip telefat olur. Değil mi? Ballara bulanırlar. El yüz batar. Orada yıkanmak için gidecekler falan. Yani bir türlü içinden çıkamazlar. O altıgenleri bir kere oluşturmaları mümkün değil. Çünkü elinizde bir açı ölçer olmadan göz kararıyla yapamaz. Çünkü göz kararıyla yapamaz. Yapamaz. Çünkü göz kararıyla nasıl açı tespit edeceksin. 120 dereceyi göz kararıyla insanı tutturabilir mi? Değil mi? Mümkün değil. Bir de binlerce petekte buna yapılması gerekiyor. Binlercesinde. Değil mi? Aynı anda örmeye başlıyorlar. Kovanın her tarafını aynı anda örmeye başlıyorlar. Geliyor geliyor geliyor altıgenler tam ağız ağızla çakışıyor. Tam 120 dereceyle çakışıyor.

SUNUCU: Ve kesinlikle balın nasıl yapıldığı bilinmiyor hiçbir şekilde.

ADNAN OKTAR: Tabii. O balı topluyor, onu vücudunda işlemlerden geçirtiyor. Hayvanda yok yok. Vücudun altında böyle sunta plakaları gibi bal mumu plakaları çıkıyor. İnce ince. Onları alıyor. Bir vuruyor, şekillendiriyor, bir şeyler yapıyor. Onların o altıgenler yapımında kullanıyor. Zehri var. Kafası bozulduğunda kendine bir terslik yapan olsa gidip onu zehirliyor. Değil mi? Sokuyor. Yavrular için arı sütü var. Onlar teker teker gezip bir bir yuvalarında dolaşıp onları besliyor. Başka?

OKTAR BABUNA: Havalandırmasını sağlıyorlar. Isırın sabit kalmasını sağlıyorlar. Kanatlarını çırparak. Hep arı kovanın ısısı sabit kalıyor. Nöbet tutuyorlar. Yabancıların girmesini engelliyorlar, tanıyorlar kimin kovandan olup olmadığını. Gelen bir yabancı arada olsa sokmuyorlar içeri.

ADNAN OKTAR: Isıtmak istediklerinde özel sistemleri var, değil mi?

OKTAR BABUNA: Evet, içeri bir yabancı biri girdiği zaman ısıyı yükselterek bertaraf ediyorlar, öldürüyorlar hatta. Üzerinde mumyayla kaplıyorlar özel bir maddeyle o maddede mikrop geçirmiyor. Tam bir mumyalama yapıyorlar. Mikrop üremesini de engelliyorlar. Çürümesini de engelliyorlar. O öldürdükleri böceğin.

ADNAN OKTAR: Isıyı nasıl yükseltiyorlar?

OKTAR BABUNA: Isıyı kanatlarını çırparak ayarlıyorlar hocam. Havalandırma yapıyorlar. MaşaAllah. Dans ediyorlar. Yerini bildiriyorlar çiçeklerin nerede olduğunu. Kaç kilometre uzaklıkta olduğunu. Tam olarak yerini güneşe göre hesaplıyorlar. Güneş bulutun arkasında olsa bile bunu yapabiliyorlar. Güneşin dakikada 4 derece hareket ettiğini hesaplayarak güneşin hareketine göre bu hesapla yönü bildiriyor. Böyle 8 şeklinde bir dans yaparak şey ediyorlar bunu. Kaç defa hareket ediyorsa, kaç defa hareketi yapıyorsa ve hangi yöne yapıyorsa ondan diğerleri mesafeyi buna göre hesaplıyor. Fakat hesaplarken öyle bir hesap yapıyorlar ki vücuduna giderken o yöne gideceği zaman mesela diyelim ki 1 km uzaklıktaki bir çiçeğe gidecek, konacak. Tam oraya yetecek kadar enerji alıyor, benzin alıyor. Tam oraya gittiğinde bitiyor. Çünkü maksimum bal alabiliyor böylece. Nektar alıp geri dönebiliyor. Az alsa ulaşamaz oraya, ölür. Çünkü beslenemeyecek de aynı zamanda. Fazla alsa bu sefer yeterli bal alamayacak. Onu da hesaplıyor Allah'ın dilemesiyle.

ADNAN OKTAR: Bu çiçek topluluklarına ne kadar uzakta olduğunu, güneşe göre belirleme olayını, bilim adamları arıları filme alarak tespit etmişler. Bunun filmi de var. Yani arıların bu işlemi nasıl yaptığına dair çok detaylı tespit yapmışlar. Arıları numaralandırarak tek tek yani yaptıkları bütün eylemleri teker teker tespit etmişler. Onunda filmini bir ara göstertelim. İnşaAllah. O çalışmadan sadece bir tanesi yani bundan çok fazla çalışma yapıldı hepsi aynı netice alınıyor yani güneşin bulutun akasında olmasına rağmen güneşin yerini bilmeleri 4 dakikada değişecek yeri de bilmeleri. Diyorum ya profesörler doldursan götürsen yani mümkün değil böyle. İnsan aklının çok çok üstünde bir akla sahipler. Kıyası olmayacak derecede bir akla sahipler.

SUNUCU: Ve ekosistem için müthiş önem taşıyorlar. Arıların yok olması demek. Bütün ekosistemin, zincirin, her şeyin mahvolmasını demek.

ADNAN OKTAR: Evet doğru güzel.

OKTAR BABUNA: Bu hem filmi hocam hem arı mucizesi kitabınızı harunyahya.org sitesinden ücretsiz olarak hem izleyebilirler hem okuyabilirler. Çok tavsiye ederim.

ADNAN OKTAR: harunyahya.org sitesinden.

SUNUCU: www.harunyahya.net adresinden hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz.