Sayın Adnan Oktar'ın 6 Ocak 2011 tarihli röportajından İsra Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla, Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için, kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya (Kudüs’e) götüren O (Allah) Yücedir. Gerçekten O, işitendir, görendir”. Bu Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’ın mucizesi, bu net olan mucizelerinden bir tanesidir. Peygamberimiz (s.a.v.) akşam alındı. Kısa sürede Kudüs’e gitti. Hatta hanımı “kalktığımda yatağı boştu” diyor. Bir süre sonra Peygamberimiz (s.a.v.)’ın yatağında olduğu görülüyor. Bu, Peygamberimiz (s.a.v)’ın net mucizelerinden bir tanesidir. “Musa'ya kitap verdik ve ‘Benden başka vekil edinmeyin’ diye, onu İsrailoğulları'na kılavuz kıldık”. O zaman sadece Cenab-ı Allah İsrailoğlulları’na peygamber göndermiş o devirde. Ama bizim Peygamberimiz (s.a.v.) bütün alemlere gelmiştir, peygamber olarak. “Nuh ile birlikte taşıdıklarımızın çocukları!” Bizlere sesleniyor, bütün dünyaya sesleniyor, Cenab-ı Allah. “Şüphesiz o, şükreden bir kuldu”. Sürekli Allah’a şükretmek, mesela çocuklarınla yemek yiyorsun hemen şükür, hemen şükür, değil mi?
PINAR ELİÇE: Tabii ki, evet.
ADNAN OKTAR: “Şükreden bir kuldu.” İsrailoğulları’nın karşılaşacağı olayları da belirtiyor Allah. “Kitap’ta İsrailoğulları’na şu hükmü verdik. Muhakkak siz yer(yüzün) de iki defa bozgunculuk çıkaracaksınız”, bu onların kaderi, kaderlerinde var. “Ve muhakkak büyük bir azgınlıkla kibirlenip- yükseleceksiniz”, yani enaniyet ve kibir yapacaksınız diyor Allah. “Nitekim ikiden ilk-vaid geldiği zaman, güç ve şiddet sahibi kullarımızı üzerinize gönderdik ve (sizi) evlerin aralarına kadar girip araştırdılar”. Allah kulunu kuluna da musallat ediyor eğer doğru yolda olmazsa. “Bu yerine getirilmesi gereken bir sözdü”, Allah; “bu benim kaderimdi, bunu yerine getirdim” diyor. “Sonra onlara karşı size tekrar güç ve kuvvet verdik”, “yeniden bereket, bolluk verdik” diyor, Allah. “size mallar ve çocuklarla yardım ettik ve topluluk olarak sizi sayıca çok kıldık”, “sayınızı da arttırdık” diyor, Allah. “Eğer iyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz”, yani ahiretiniz için, dünyanız için, o sizi pozitif hale getirir. Çünkü kötülük yapan kendi kavruluyor, kendi yanıyor. Mesela birisine kin duyduğunda bir insan, hasta oluyor, dengesi bozulur. Affettiğinde insanın beyni rahatlıyor. “Eğer kötülük ederseniz o da sizin aleyhinizedir. İşte Kuran’ın kastettiği bu, tabii birçok anlamı var bir anlamı da bu.
“Sonunda vaat geldiği zaman (Allah’ın vaat ettiği olduğu zaman)” bu ayetin ebcedi 2019 tarihini veriyor. Aynı şekilde Mehdiyet’in devridir. Şimdi biz 2011’deyiz az bir şey var 2019’a da, inşaAllah. “Eğer zulmederseniz yüzlerinizi kötü duruma sokacak, (insanların yüzlerini kötü duruma sokacak)”, olayların olacağını belirtiyor, Allah. “Birincisinde ona girdikleri gibi mescid (Kudüs)e girsinler ve ele geçirdiklerini darmadağın edip mahvetsinler”. Demek ki savaşları da Allah meydana getiriyor. Mutlaka bir sebebi oluyor, durduk yere kendiliğinden olmaz. “Umulur ki, Rabbiniz size merhamet eder”, eğer güzel huylu olursanız size merhamet eder. “Fakat siz (bozgunculuğa) dönerseniz Biz de (sizi aşağılık kılmaya ve cezalandırmaya) döneriz” diyor, Allah. “Biz, cehennemi kafirler için bir kuşatma yeri kıldık”. Cehennemle de Allah tehdit ediyor. “Şüphesiz, bu Kur'an, en doğru yola getirir”. Bakın bir tek Kuran’dan bahsediyor. “Bu Kur'an, en doğru yol”, doğru yol demiyor, Allah. “En doğrusu neyse onu yaparım. Yalnız sadece Kuran’la yaparım” diyor. “En doğru yola getirir ve salih amellerde bulunan mü'minlere (samimi olan insanlara, samimi müminlere) onlar için gerçekten büyük bir ecir olduğunu müjde verir”. Ama samimi candan olan, kendini kasmayan, sıkmayan, vicdanına tam uyan. “Ve şüphesiz, ahirete inanmayanlar için de acı bir azap hazırlamışızdır”. Dünyada da acı çekiyorlar zaten ahirete inanmayanlar. Bu dünya da azap çekiyorlar. “İnsan hayra dua ettiği gibi, şerre de dua etmektedir”, “güzellik arar ama belasını da arar” diyor, Allah inşaAllah. “İnsan, pek acelecidir” diyor, Allah.
PINAR ELİÇE: Burada da sabır önemli, zamana bırakmak, yaymak.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah. “Biz geceyi ve gündüzü iki ayet kıldık; gece ayetini sildik de Rabbinizden bir fazl aramanız, yılların sayısını ve hesabı öğrenmeniz için gündüzün ayetini aydınlatıcı kıldık”, “geceyi ve gündüzü ben yaratıyorum. Durduk yere olmuyor” diyor, Allah. Çünkü alem bir simsiyah oluyor bir süre sonra bembeyaz oluyor, yine simsiyah oluyor, yine aydınlık oluyor. “Biz, her şeyi yeterince açıkladık” diyor, Allah. Kuran da her şey açıklanmış. “Biz, her insanın (işlediklerini, yaptıklarını) kendi boynuna doladık” diyor, Allah. Onu bir kuş olarak belirtiyor, Allah. “Kaderi belli” diyor, Allah. “Kıyamet gününde onun için açılmış olarak önüne konan bir kitap çıkarırız”. “Bütün hayatını kaset gibi içine almış bir bilgi ona sunulacak” diyor, Allah. “Kendi kitabını oku; bugün nefsin hesap sorucu olarak sana yeter”. Kendi zaten o bilgiden kaset gibi ona sunulan o cisimden akan bilgi ile kendi vicdanen zaten olayları anlıyor. Yaptığı hataları, anormallikleri zaten görüyor, kendi kendini inkar edemiyor. “Kim hidayete ererse”, Allah’ın hadi ismi ile iman bulursa, samimi olursa “kendi nefsi için hidayete erer”, “kendine faydası olur” diyor. “Kim de saparsa kendi aleyhine sapar. Hiçbir günahkar, bir başkasının günah yükünü yüklenmez”. Hani diyorlar; “günahını ben alayım, sen yap” diyorlar. “Öyle bir şey olmaz” diyor, Allah. “Biz, bir elçi gönderinceye kadar (hiçbir topluma) azap edecek değiliz”, “mutlaka bir uyarıcı gelir” diyor. Onun için ahir zamanda da çok uzun süre geçtiği için Peygamber Efendimiz (s.a.v)’den sonra, 1400 yıl geçtiği için hem Mehdi (a.s), hem Hz. İsa (a.s) Mesih geliyorlar aynı devirde gelecekler, inşaAllah.
Sayın Adnan Oktar'ın 3 Ocak 2010 tarihli röportajından İsra Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: Bakın diyor ki Cenab-ı Allah. Ahirette Allah insanlara diyor ki, “kendi kitabını oku bugün nefsin hesap sorucu olarak sana yeter” diyor , şeytandan Allah’a sığınırım. “Kendi kitabını oku.” İnsanların eline kendi hayatını anlatan bir şey verilecek, bir kutu gibi bir şey. Bütün bilgiler onun içinde kodlu olacak. Hatta şaşırıyor diyor ki bu nasıl bir şey ki diyor, hiçbir şeyi bırakmamış diyor, her şeyi yazıp dökmüş diyor. Çocukluğundan itibaren bütün bilgiler var. İnşaAllah. Bak “Kendi kitabını oku” diyor. Yani kendisi bizzat kendini izleyebiliyor “bugün nefsin hesap sorucu olarak sana yeter”. “Kim hidayete ererse” 15. ayet, “kendi nefsi için hidayete erer” yani kim Mehdilik yaparsa ki Hadi, Mehdi aynı. Kelime kökleri. Yani hidayete ererse ve ya hidayete erdirirse insanları vesile olursa, “kim de saparsa kendi aleyhine sapar, hiçbir günahkar bir başkasının günah yükünü yüklenmez.” Var ya bazı tipler oluyor ben senin günahını yüklenirim sen şunu yap bunu yap. Bilmiyorum duyuyor musunuzdur?
SUNUCU: Günahın benim boynuma derler.
ADNAN OKTAR: Günahın benim boynuma, evet. Bak diyor ki Allah diyor ki; “Hiçbir günahkar bir başkasının günah yükünü yüklenmez.” “Biz bir elçi gönderinceye kadar hiçbir topluluğa azab edecek değiliz.” Yani Mehdi (a.s) mutlaka gelecek anlamına geliyor aynı zamanda ahir zamanda evet, değil mi? İnşaAllah. “Biz bir ülkeyi helak etmek istediğimiz zaman, onun varlık ve güç sahibi önde gelenlerine emrederiz böylelikle onda bozgunculuk çıkarırlar.” Masonları iti kopuğu yani şımarma, maldan şımarma olur, keyiften şımarma olur bak burada Kuran çok açık izah ediyor. “Varlık ve güç sahibi önde gelenlerine emrederiz.” Yani Allah ben onlara o sapma emrini de ben veriririm diyor. Yani diyorlar ya insanlar kendi kendimize karar veriyoruz. Öyle değil. “Böylelikle onda bozgunculuk çıkarırlar. Artık onun üzerine söz hak olur da onu kökünden darmadağın ederiz.” 16. ayet. 1400 ile 1500 arasında. 16’yı daha bitmeden 1545 inşaAllah. Bakın 45 çok manidar bir rakamdır. 45. 46 olsa 50’ye artık sarkmış demektir o sayı. Yani mesela 45 tam orta. 50’ye sarkmış demektir bir nevi 50 olmuş. Onun için Cenab-ı Allah 1545’de Allahu alem Kıyameti koparıyor, 46’ya varmadan. Başka hangi rakamlar vardır öyle? Bir düşün bakalım bulabilecek misin?
OKTAR BABUNA: Sıfırlı rakamlar.
ADNAN OKTAR: Onu sana sonra söyleyeceğim. İnşaAllah. ”Umulur ki Rabbiniz size merhamet eder fakat siz bozgunculuğa dönerseniz Biz de sizi cezalandırmaya döneriz. Biz Cehennemi kafirler için bir kuşatma yeri kıldık.” Yani siz iyi olursunuz diyor Allah ben size iyilik yaparım. Ama kötülüğe dönerseniz ben de size karşılığını veririm diyor Allah. “İnsan hayra dua ettiği gibi şerre de dua eder” belasını da arar Allah diyor. Yani iyiliğini de ister ama belasını da arar. İnsan pek acelecidir diyor Allah. Bir de ayette var, “insan aceleden yaratıldı” diyor değil mi? Yani bir şeyi hemen olup bitsin isterler.
Sonsuz merhamet, şefkat ve güç sahibi olan Allah, Kuran'da insanlara çok yakın olduğunu, Kendisi'ne dua ederek bir şey istediklerinde onların dualarını kabul edeceğini bildirir. Bu konuyla ilgili ayetlerden biri şöyledir:
Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar. (Bakara Suresi, 186)
Allah, ayetinde de bildirdiği gibi her insana çok yakındır, her insanın dileğini, içinden geçirdiklerini, düşündüklerini, bir dostuna söylediklerini, fısıldaşarak konuştuklarına, hatta bilinçaltında taşıdıklarına kadar bilir. Dolayısıyla, Allah Kendisi'ne yönelip dua eden, Kendisi'nden istekte bulunan herkesi duyar ve bilir. Bu, insanlar için çok büyük bir nimet ve Allah'ın rahmetinin, merhametinin ve sonsuz gücünün bir göstergesidir.
Allah, sonsuz bir güç ve ilme sahiptir. Allah, tüm evrende var olan herşeyin sahibidir. En güçlü gibi görünen insanlardan en büyük zenginliklere, en ihtişamlı gök cisimlerinden toprağın derinliklerinde yaşayan küçücük bir hayvana kadar canlı cansız her varlık Allah'a aittir ve Allah'ın irade ve idaresi altındadır.
Bu gerçeğe iman eden bir insan, Allah'tan herşeyi isteyebilir ve Allah'ın duasını kabul etmesini umabilir. Örneğin amansız gibi görünen bir hastalığa yakalanan bir insan, elbette ki tüm tıbbi tedbirlere başvuracaktır. Ancak, şifayı verenin Allah olduğunu bilerek, Allah'a sağlığı için dua eder. Veya içinde bir tür korku ya da endişe duyan bir insan, Allah'ın kalbine ferahlık vermesi ve onu tüm korkularından kurtarması için dua edebilir. İşinde karşısına zorluklar çıkan bir insan, Allah'ın işlerini kolaylaştırması, zorluklarını gidermesi için Allah'a yönelebilir. İnsan bunlar gibi saymakla bitmeyecek kadar çok konuda Allah'tan istekte bulunabilir. Allah'ın hidayetini artırması, onu cennette salihlerle birlikte sonsuza dek ağırlaması, cenneti, cehennemi, Allah'ın gücünü daha iyi kavrayıp anlamak için kavrayışını artırması, zenginliğinin artması gibi...
Ancak, bu noktada belirtilmesi gereken ve Kuran'da bildirilen bir sır daha vardır. Allah bir ayette, "İnsan hayra dua ettiği gibi, şerre de dua etmektedir. İnsan, pek acelecidir." (İsra Suresi, 11) şeklinde bildirmektedir. Örneğin, bir insan çocuklarının geleceği için Allah'tan büyük bir mülk ve zenginlik isteyebilir. Ancak Allah onun bu isteğinde bir hayır görmeyebilir. Belki de zenginlik çocuklarının azgınlaşıp şımarmalarına neden olacaktır. Allah, bu insanın duasını duyar ve onun duasına en hayırlı şekilde karşılık verir. Veya bir insan bir yere bir an önce ulaşmak için dua eder. Ama belki de kendisi için oraya daha geç gitmesi ve biriyle karşılaşarak ondan ahiretine fayda getirecek şeyler öğrenmesi daha hayırlıdır; işte Allah bunu bilir ve bu kişinin de duasına yine en hayırlı olacak şekilde icabet eder. Yani Allah o insanı işitir, ama duasında onun için bir hayır görmüyorsa, onun için en hayırlı olanı yaratır. Bu, çok önemli bir sırdır.
Bu sırrı bilmeyenler, Allah'a dua ettikten sonra duaları gerçekleşmediğinde, Allah'ın kendilerini duymadığını zannederler. Bu, çok sapkın ve cahilce bir inanıştır. Çünkü Allah insana şah damarından daha yakındır. (Kaf Suresi, 16) O, insanın her konuşmasından, her düşüncesinden, hayatının her anından haberdardır. İnsan uyurken bile, Allah onun her halini, rüyasında gördüklerine kadar bilir. Bunların tümünü yaratan Allah'tır. Dolayısıyla, insan Allah'a her dua ettiğinde Allah'ın duasını bir ibadet olarak kabul ettiğini bilmeli ve duasına kendisi için en hayırlı zamanda ve en hayırlı şekilde karşılık verileceğine iman etmelidir.
Dua, her insan için çok kıymetli bir ibadet ve büyük bir nimettir. Çünkü Allah, insana dua aracılığı ile Allah'ın hayırlı ve güzel gördüğü herşeye erişme imkanı vermiştir. Allah, "De ki: Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?…" (Furkan Suresi, 77) ayetiyle duanın insanlar için önemini bildirmektedir.
Allah sıkıntı ve ihtiyaç içinde olanın duasını kabul eder
Dua edilen zamanlar, insanın Allah'a olan yakınlığının, dostluğunun ve Allah'a ne kadar muhtaç olduğunun en açık olarak anlaşıldığı anlardır. Çünkü insan dua ederken, hem Allah'ın karşısında ne kadar aciz ve güçsüz olduğunu anlar, hem de kendisine Allah'tan başka hiçbir gücün yardımının olamayacağının farkına varır. İnsanın duasının samimiyeti ve içtenliği ise, Allah'tan istediği şeye ne kadar ihtiyaç duyduğunu hissetmesi ile ilgilidir. Örneğin her insan dünyaya barış ve huzur gelmesi için dua edebilir. Ancak savaşın ortasındaki bir insanın bu konudaki duası, diğerlerine göre daha sıkıntı ve ihtiyaç içinde olacak, dolayısıyla bu insan bu konuda Allah'a çok daha fazla yalvararak ve muhtaç olarak dua edecektir. Veya denizin ortasında fırtınaya yakalanmış bir gemideki ya da düşmek üzere olan bir uçaktaki insanların hepsi, Allah'a yalvara yalvara dua ederler. Dualarında son derece içten ve boyun eğici olurlar. Allah bir ayette bunu şöyle bildirir:
De ki: "Sizi karanın ve denizin karanlıklarından kim kurtarmaktadır ki, siz (açıktan ve) gizliden gizliye ona yalvararak dua etmektesiniz: Andolsun, bizi bundan kurtarırsan, gerçekten şükredenlerden oluruz." (Enam Suresi, 63)
Allah'ın Kuran'da insanlara bildirdiği makbul dua, "yalvara yalvara" olan duadır:
Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin. Şüphesiz O, haddi aşanları sevmez. (Araf Suresi, 55)
Allah bir başka ayette ise, sıkıntı ve ihtiyaç içinde olanın duasını kabul ettiğini bildirir:
Ya da sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, Kendisi'ne dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Ne az öğüt-alıp düşünüyorsunuz. (Neml Suresi, 62)
Elbette ki bir insanın istekleri için Allah'a yalvarması, sıkıntı ve ihtiyaç içinde dua etmesi için, ölüm tehlikesi içinde olması şart değildir. Bu örnekler, insanların, duanın samimi ve içten olması için nasıl bir ruh hali gerektiğini, gafletten kurtuldukları ölüme yakınlık anlarında nasıl Allah'a yöneldiklerini kıyas edebilmeleri açısından verilmektedir. Allah'a gönülden bağlı olan müminler ise ölümü görmeseler dahi, Rabbimiz'e her zaman samimiyetle ve acizliklerini bilerek muhtaç bir halde yönelirler. Bu onları, inkar edenlerden ve imanı zayıf olanlardan ayıran önemli bir özelliktir.
Duada sınır tanımamak
İnsan helal-haram sınırları içinde Allah'tan herşeyi isteyebilir. Çünkü daha önce de belirtildiği gibi, Allah tüm evrenin tek hakimi ve tek sahibidir ve eğer dilerse, insana her dilediğini verir. Dua ile Allah'a yönelen her insan, Allah'ın herşeye gücünün yettiğine, her isteğinin Allah için çok kolay olduğuna, duası kendisi için hayırla sonuçlanacaksa Allah'ın isteğini gerçekleştireceğine iman etmelidir. Kuran'da örnekleri verilen peygamberlerin ve salih müminlerin duaları, müminlerin Allah'tan neleri istediklerine dair birer örnektir. Örneğin Hz. Zekeriya Allah'tan hayırlı bir soy istemiştir ve karısı kısır olmasına rağmen Allah onun duasına karşılık vermiştir:
Hani o (Hz. Zekeriya), Rabbine gizlice seslendiği zaman; demişti ki: "Rabbim, şüphesiz benim kemiklerim gevşedi ve baş, yaşlılık aleviyle tutuştu; ben Sana dua etmekle mutsuz olmadım. Doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım adına korkuya kapıldım, benim karım da bir kısır (kadın)dır. Artık bana Kendi Katından bir yardımcı armağan et. Bana mirasçı olsun. Yakup oğullarına da mirasçı olsun. Rabbim, onu (kendisinden) razı olunan(lardan) kıl." (Meryem Suresi, 3-6)
Allah, Hz. Zekeriya'nın duasını kabul etmiş ve onu Hz. Yahya ile müjdelemiştir. Hz. Zekeriya ise, bir oğlu olacağı müjdesini aldığında, karısı kısır olduğu için buna şaşırmıştır. Allah'ın Hz. Zekeriya'ya verdiği cevap müminlerin dualarında unutmamaları gereken bir sırrı içermektedir:
Dedi ki: "Rabbim, karım kısır (bir kadın) iken, benim nasıl oğlum olabilir? Ben de yaşlılığın son basamağındayım." (Ona gelen melek:) "Bu benim için kolaydır, daha önce sen hiçbir şey değil iken, seni yaratmıştım." (Meryem Suresi, 8-9)
Kuran'da duasına icabet olunan daha birçok peygamberin haberi verilmektedir. Örneğin Hz. Nuh, hidayet bulmaları için her yolu denediği, ancak buna rağmen azgınlığı giderek artan kavmi için Allah'tan azap istemiş ve Allah duasına karşılık kavmine, tarihe geçecek kadar büyük ve şiddetli bir azap vermiştir.
Bir sıkıntı dolayısıyla Hz. Eyüp de Allah'a çağrıda bulunarak "... Şüphesiz bu dert (ve hastalık) beni sarıverdi. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın" (Enbiya Suresi, 83) demiştir. Allah, Hz. Eyüp'ün duasının karşılığını Kuran'da şöyle bildirir:
Böylece onun duasına icabet ettik. Kendisinden o derdi giderdik; ona Katımız'dan bir rahmet ve ibadet edenler için bir zikir olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir katını daha verdik. (Enbiya Suresi, 84)
Hz. Süleyman'ın Kuran'da haber verilen, "Rabbim beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülkü bana armağan et. Şüphesiz sen karşılıksız armağan edensin" (Sad Suresi, 35) şeklindeki duasına karşılık Allah ona çok büyük bir iktidar ve zenginlik vermiştir.
Dolayısıyla, dua edenler, Allah'ın gücünün herşeye yettiğini ve Allah'ın 'Ol' emriyle, herşeyin bir anda olabileceğini bilmeli ve bunlara iman ederek Allah'tan istekte bulunmalıdırlar. Allah'ın ayetinde de bildirdiği gibi, Allah için herşey kolaydır ve Allah her duayı işitir ve bilir.
Allah, dünyayı isteyenlere dünyayı verir, ancak onlar ahirette büyük bir kayıp içinde olurlar
Allah'tan gereği gibi korkup sakınmayan, ahirete de kesin bir bilgiyle iman etmeyen insanların istekleri sadece dünyaya yönelik olur. Onlar zenginliği, mülkü, itibarı hep bu dünyadaki hayatları için isterler. Allah, sadece dünya için istekte bulunanların ahirette bir kazançları olmayacağını bildirir. Müminler ise hem dünya hayatları hem de ahiretleri için Allah'tan istekte bulunurlar, çünkü ahiretin dünya hayatı kadar kesin ve yakın bir hayat olduğuna iman ederler. Allah, bunu Kuran'da şöyle bildirir:
... İnsanlardan öylesi vardır ki: "Rabbimiz, bize dünyada ver" der; onun ahirette nasibi yoktur. Onlardan öylesi de vardır ki: Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik (ver) ve bizi ateşin azabından koru" der. İşte bunların kazandıklarına karşılık nasipleri vardır. Allah, hesabı pek seri görendir. (Bakara Suresi, 200-202)
Müminler de dualarında Allah'tan sağlık, zenginlik, ilim ve güzellik isterler. Ancak onların her dualarında Allah'ın hoşnutluğu ve dine uygun bir niyet vardır. Örneğin zenginliği, Allah yolunda kullanmak için isterler. Bu konuyla ilgili olarak Allah'ın Kuran'da örnek verdiği peygamberlerden biri Hz. Süleyman'dır.
Hz. Süleyman, Allah'tan kendisine kimsenin erişemeyeceği kadar büyük bir mülk vermesini isterken bunu dünyaya yönelik bir hırs olarak değil, Allah yolunda kullanmak, insanları Allah'ın dinine çağırmak ve Allah'ı zikretmek için istemiştir. Hz. Süleyman'ın Kuran'da bildirilen sözleri onun samimi niyetinin bir göstergesidir: Ayette şöyle buyrulmaktadır:
"... Gerçekten ben mal sevgisini Allah'ı zikretmekten dolayı tercih ettim." (Sad Suresi, 32)
Allah, Hz. Süleyman'ın bu duasını kabul etmiş, ona hem dünyada büyük bir mülk vermiş, hem de onu ahiret nimetleriyle mükafatlandırmıştır. Bunun yanında, sadece dünya hayatını isteyen, ahireti düşünmeyenlere de Allah dünyada isteklerini verir, ancak onlara ahirette azap dolu bir hayat vardır. Dünya hayatında sahip oldukları hiçbir nimete ahirette ulaşamazlar.
Allah bu önemli bilgiyi Kuran'da şu ayetleriyle insanlara bildirmektedir:
Kim ahiret ekinini isterse, Biz ona kendi ekininde arttırmalar yaparız. Kim dünya ekinini isterse, ona da ondan veririz; ancak onun ahirette bir nasibi yoktur. (Şura Suresi,20)
Kim çarçabuk olanı (geçici dünya arzularını) isterse, orada istediğimiz kimseye dilediğimizi çabuklaştırırız, sonra ona cehennemi (yurt) kılarız; ona, kınanmış ve kovulmuş olarak gider. (İsra Suresi, 18)