Sayın Adnan Oktar'ın 29 Aralık 2010 tarihli röportajından Taha Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: Taha Suresi, şeytandan Allah’a sığınırım. 114. ayet; “Hak olan, biricik hükümdar olan Allah Yücedir. Onun vahyi sana gelip-tamamlanmadan evvel, Kur'an'ı (okumada) acele etme ve de ki: ‘Rabbim, ilmimi arttır.’” Müslümanlar’da, ilimlerinin artması için Allah’a dua edecekler. “Rabbim, ilmimi arttır” diyecekler. Biz de Cenab-ı Allah’a diyoruz; “Rabbim, ilmimi arttır”. “Kur'an'ı (okumada) acele etme” demek ki Kuran okunurken düşünerek, tefekkür ederek, yavaş yavaş okumak lazım, anlayarak. “Andolsun, Biz bundan önce Adem'e ahid vermiştik, fakat o, unuttu. Biz onda bir kararlılık bulamadık.” Adem (a.s.)’de Allah iki şeye dikkat çekiyor. Bir, verdiği sözü unutması, iki kararlılık yok. Kararlılık bulamadık, diyor Allah. Müslüman, hafızası çok güçlü olacak, dikkati çok keskin olacak, ikincisi kararlı olacak. Dini yaymada, İttihad-ı İslam’da, Türk-İslam Birliği’nde, Allah’ı sevmede, Allah korkusunda, Kuran’a hizmette kararlı olacak, hiçbir şekilde dikkati dağılmayacak, inşaAllah. “Hani Biz meleklere: ‘Adem'e secde edin’ demiştik, İblis'in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi, o, ayak diremişti.” Ben diyor secde etmem diyor. Adem (a.s.)’a secde ettiriyor Allah, ağırına gidiyor. Hz. Adem (a.s.)’ın önünde eğilmek, secdeye kapanmak, ağırına gidiyor, kabul etmiyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Bunun üzerine dedik ki; ‘Ey Adem, bu gerçekten sana ve eşine düşmandır.’” Allah dikkat çekiyor; “Ey Adem bu gerçekten sana ve eşine düşmandır”, bunun özelliği budur, diyor Allah. Sana ve eşine, insanlara düşmandır, diyor.
“Sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın, sonra mutsuz olursun” diyor. Cennette mutluluk var, cennetten çıkar mutsuz olursun, ‘sakın’ diyor, Allah, dikkatini çekiyor. “Şüphesiz senin acıkmaman ve çıplak kalmaman, orada, (cennette kalmana bağlı)dır.” Bakın, “şüphesiz senin acıkmaman” acıkma hissi yok cennette. “Ve çıplak kalmaman, orada, (cennette kalmana bağlı)dır.” Sürekli Allah onun üzerinde bir elbise yaratıyor cennette. Bütün elbiseleri yaratan Allah’tır. “Size giyimlikler var ettik” diyor mesela Kuran’da Allah. Çünkü biz beynimizin içinde Allah’ın yarattığı kıyafeti görüyoruz, dışarıdaki kıyafeti göremeyiz. Dışarıdaki kıyafetin ne rengi vardır, ne de öyle örtücü özelliği vardır, çünkü madde saydamdır dışarıda, simsiyah karanlık vardır. Örtücü olmasını, Allah bizim beynimizde yaratıyor. “Şüphesiz senin acıkmaman ve çıplak kalmaman orada (cennette) kalmana bağlıdır. Cennette kalman ancak bana itaat etmenle olur, bana bağlı olmanla olur, diyor Allah. “Ve gerçekten sen burada susamayacaksın”, cennette susama hissi yok, acıkma hissi yok, çıplak kalmak yok. “Yakıcı sıcakta yanmayacaksın da” aşırı soğuk, aşırı sıcak yok. Ilıman, güzel bir iklimi var cennetin. “Sonunda şeytan ona vesvese verdi. Dedi ki; ‘Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi?’”, Hz. Adem (a.s.), Allah’ın sözüne güvenmesi gerekirken, şeytanın sözüne güveniyor, vesvese ediyor. Bakın, “Sonunda şeytan ona vesvese verdi.
Dedi ki; ‘Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi?’” Zaten cennette sonsuz kalacak. Normalde sonsuz kalacak ama sonsuz kalmayacaksın. Sana ben bir yol göstereceğim, yöntem göstereceğim. O zaman sonsuza kadar kalacaksın ama benim sözümü dinleyeceksin, diyor şeytan. Halbuki Allah zaten söylemiş; “Sonsuza kadar kalacaksın” diyor. Allah’ın sözüne inanması gerekirken, şeytanın sözüne inanıyor. “Ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi?”, bu mülk, bunların hepsi yok olacak ama yok olmayacak şekilde olmasını istiyorsan, sana söylediklerimi yap, diyor. Bakın cennette bile eğer iman zafiyeti olursa, insanın ne hale geleceğini Allah gösteriyor. Çünkü biz cennete gittiğimizde imanlı gideceğiz ve imanlı olduğumuz için cennette rahat edeceğiz. İmanı olmayan cennette yine vesvese edebilir, yine rahatsız olur. Mesela bir kafir cennette olsa çok rahatsız olur, çünkü Allah’tan yine şüphe eder. Biz Allah’ı, Allah’ın kendisini bildiği gibi hiçbir zaman için bilemeyeceğiz. Allah’ın kendi kendisini bildiği gibi bilmesi için bir insanın (haşa) Allah olması lazım. Böyle bir şeyde olmayacağı için, Allah’a hep iman edeceğiz, inşaAllah. “Böylece ikisi” Adem ve Havva “ondan yediler, hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açıldı,” eğer bu meyveyi yerseniz, bu meyveyi tamam, sonsuza kadar hem yok olmayacaksınız, ölmeyeceksiniz, sonsuza kadar yaşayacaksınız, hem de mülk de kaybolmayacak, mülkt de sürekli kalacak, diyor. Allah’ın sözüne güvenmeyip şeytanın sözüne güvendikleri için onu yapıp, öyle bir şey elde etmek istiyorlar. Allah’ın ondan o gerçeği gizlediğini zannediyorlar, şeytan biliyor zannediyorlar.
“Ayıp yerleri kendilerine açıldı, üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp-örtmeye başladılar.” Hemen o açınla yerlerini kapatmaya çalışıyorlar. “Adem, Rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp-kaldı.” Cenab-ı Allah kendi gücünü gösteriyor. Hani kaybolmayacak mülkten bahsederken, o mevcudu da kaybediyor, üzerindeki elbiseleri de gidiyor, inşaAllah. “Sonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti ve doğru yola iletti.” Çok pişman oluyor tabii Hz. Adem (a.s.), “ve onu doğru yola iletti” diyor. Onun için imanlı olmanın önemini Allah bize gösteriyor. Çünkü cennette de müminler Allah’tan razı olmuş olarak, Allah’ta onlardan razı olmuş olarak tahkiki imanla gidiyorlar. Cennette de sonsuza kadar Allah’a iman ediyor mümin, hiç Allah’tan kuşkusu olmuyor. Her zaman Allah’ı seviyor, her zaman Allah’a bağlı oluyor. Tahkiki imanın önemini de Allah burada göstermiş oluyor. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. Cenab-ı Allah “Dedi ki; ‘Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz ordan inin.” Adem de, eşi de, şeytan da hepsi. “Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir; kim Benim hidayetime uyarsa” Mehdi (a.s)’a uyarsa “artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz." Tabii ayette gelecek Peygamberler’e işaret var, Mehdi (a.s)’a işaret var. Ama ayetin ebcedi tek bir ayette ebced var. 1982 yılını veriyor.
“Kim Benim hidayetime uyarsa” Mehdi (a.s)’a uyarsa “artık o şaşırıp sapmaz” şaşıran sapan deccaliyetin eline düşmüş oluyor. Mehdi (a.s)’a uyanda Allah’ın ‘Hadi’ isminin tecellisine uymuş, hidayet bulmuş oluyor, inşaAllah. “Ve mutsuz olmaz,” neşeli, sevinçli olur. Deccaliyet mutsuzluk getiriyor. Üzüntü, acı ve elem getirir. Mehdiyet neşe, sevinç, candanlık, dışa dönüklük getirir. “Kim Benim hidayetime uyarsa” diyor Allah, şart olarak onu veriyor. Ahir zamanda hidayet nedir? Kuran’dır, Kuran’a uymaktır. Mehdi (a.s.) ne yapacak? Kuran’a davet edecek, inşaAllah. “Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir.” Mutlaka Peygamberler gelecek. Ama burada tabii ayetin ilk anlamı, “Artık size Benden ‘bir’ yol gösterici gelecektir.” Bu bir çok Peygamber’e baktığı gibi alenen Mehdiyet’e de bakıyor, inşaAllah. “Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse.” Allah’ın Kitabı’ndan yüz çevirirse. “Artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır.” Artık sıkıntı veririm, diyor Allah. Pskilojik gerilime düşer, sürekli bunalır, sıkılır. Sıkıntıdan dolayı uyuşturucu içer, sigara içer, alkol içer kurtulmaya çalışır, fakat kurtulamaz. Bak “Kim Benim zikrimden yüz cevirirse. Artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır.” Ekonomik yönden de çökertirim, ekonomik kriz meydana getiririm, diyor Allah. Ekonomik krizin nedenini de açıklamış oluyor.
“Biz onu kıyamet günü kör olarak haşr edeceğiz.” diyor Allah. Çünkü görüntünün ve görmenin tesadüfen olduğunu söylüyor, Darwinistler. Madem öyle, diyor Cenabı- Allah, madem göz tesadüfen meydana gelmiş, beyin tesadüfern meydana gelmiş, Darwinistler’e Allah gözü meydana getiriyor, ahirette, göz meydana geliyor. Tesadüfen meydana geldi diyorlarya, tesadüfen meydana gelmiş gibi bir göz, mesela sırtında göz, bacağında da bir tane göz, sinirler de beyine bağlı. Beyninde de onların tesadüfen oluştu dediği bir görme merkezi de oluyor. Peki şimdi kim görecek? O göz görüntüyü getiriyor, göz görüntüyü gözden alıp beyine getiriyor. Beyinde duruyor, tamam elektrik akımı olarak var. Şimdi kim görecek? Görecek biri yok. Ne oluyor? Kör olmuş oluyor o zaman. Çünkü görecek biri gerekiyor, bir ruh gerekiyor, Allah’ın yarattığı bir ruh lazım. Adam inanmıyor ruha, Allah’ın yarattığına. Görüntü de beyine gelmiş ama bir işe yaramıyor. Cenabı-Allah ona dikkat çekiyor. Bak “Biz onu kıyamet günü kör olarak haşr edeceğiz.” Çünkü bir etkisi olmuyor. Ruhun ihtiyacına Allah dikkat çekiyor. Ruhun varlığına, ruhun kendisinin yarattığına. Ve ekonomik krize de Allah açıkca dikkat çekmiş oluyor.
“Kim benim zikrimden yüz çevirirse.” Onun için diyor bak; sıkıntılı. Adamlar ne yapıyorlar ekonomik krizde? Boşanıyorlar, birbirilerini dövüyorlar, sövüyorlar, intihar ediyorlar. Neden? Sıkıntı veriyor ekonomik kriz. Onun için diyor ki Allah bak; “Sıkıntılı bir geçim vardı.” Neşeli bir ekonomik kriz değil, acı dolu, ızdırap dolu, gerilimli bir ekonomik kriz meydana getiririm, diyor Allah. “Ve biz onu Kıyamet günü kör olarak haşr edeceğiz.” Madem Darwinistler buna inanıyorlar; Allah Darwinistler’in ve materyalistlerin karakterine de dikkat çekiyor, “kör olarak haşr edeceğiz.” Çünkü göz bir işe yaramıyor. Kulak var, kulak da bir işe yaramıyor. Adamın kulağı olacak, sesler kulağında toplanacak. Örs, çekiç , üzengi kemikleri hepsi tamam ama duyan ruha ihtiyaç var. Onu nasıl yapacak evrim? O yok işte. Olmayınca sağır oluyorlar, duyamıyorlar. Hem göremiyor, hem duyamıyor. "O da (şöyle) demiş olur: -Ben görmekte olan biriyken,” dünyada benim gözüm görüyordu, “beni niye kör olarak haşr ettin Rabbim?” diyor. Sen demiyormusun tesadüfen oldu diye? Tesadüfen olan göz işte böyle oluyor. Bunda şaşırılcak ne var? Gözünde kamera sistemi var; o da tesadüfen olmaz da, Allah onu yapıyor. Gözü oluyor, mor gözü var, sinirleri de var ama gören ruh yok. Niye şaşırıyorsun sen? Ruha inanmıyordun zaten. Ruh görmüyor, ben görüyorum, diyordun. İste ruh yok orada, ne yapacaksın şimdi? Niye şamata yapıyorsun?
Bak “Sur'a üfürüleceği gün, Biz suçlu-günahkarları o gün, (yüzleri kara, gözleri) gömgök (kaskatı ve kör) olarak' toplayacağız.” Mesela yüzleri kara. Madem evrimle oluyor cilt; öyle inanıyorsun, hiç beğenmeyecekleri bir cilt meydana getiriyor Allah. Gözleri de; renkli yeşil göz, siyah göz, çok etkileyici bir göz yok. Gömgök, morarmış, mor bir göz meydana getiriyor Allah. O da tesadüfen olmaz ama onlar dediği için öyle yapıyor Allah. Bak, ‘kaskatı’ ve fonksiyonu yok. Bakın demin anlattım, görüntü beyine geliyor fakat beyinde ruh olmadığı için göremiyor, inşaAllah. Dünyada kendi aralarında konuşuyorlar. Ne diyorlar? “’(Dünyada) Yalnızca on (gün) kaldınız’ diye kendi aralarında fısıldaşacaklar.” diyor Allah, 10 gün kaldım. Orada da yine derya muhabbeti gibi, sarhoş muhabbeti gibi konuşmaya giriyorlar. “Onların sözünü ettiklerini Biz daha iyi biliyoruz. Tutulan yol bakımından onların daha üst olanları ise: ‘Siz yalnızca bir gün kaldınız’ derler.” diyor. O gün de akıl dane olanlar da, bir gün kaldınız, o kadar kısa kaldık, diyorlar. Çünkü zaman mefhumu kalktığı için, zamanı kavrayamıyorlar. Zaman bir algı biçimi. Zamanın izafi olduğunu Allah Kuran’da çok fazla örnekle gösteriyor. Daha önce inanmıyorlardı. Ne kadar sene inanmaları? 1300 sene inanmadılar. Zamanın izafi olduğuna, mekanın izafi olduğuna inanmadılar. Sonunda izafi fizik ortaya koydu; Einstein’in anlatımlarından kanaatleri geldi ki zaman izafi. Mekan izafi ve zaman ve mekanın sonradan oluştuğunu yeni anladılar. Onlar zannediyorlarki zaman sonsuzdan gelir sonsuza gider, mekan da sonsuzdan gelir sonsuza gider. Bir de baktılarki 10 veya 15 milyar yıl önce zaman ve mekan yaratılmış.
Sayın Adnan Oktar'ın 16 Eylül 2010 tarihli röportajından Taha Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: 83, Taha Suresi. “Seni kavminden 'çarçabuk ayrılmaya iten' nedir ey Musa?” Şeytandan Allah'a sığınırım. “Dedi ki: “Onlar arkamda izim üzerindedirler, hoşnut kalman için, Sana gelmekte acele ettim Rabbim. Dedi ki: “Biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den geçirdik, Samiri onları şaşırtıp-saptırdı. Bunun üzerine Musa, kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndü. Dedi ki: “Ey kavmim, Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı? Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?” Şeytandan Allah'a sığınıyorum. Asrımıza bakan yönü olarak neyi görüyoruz? “Seni kavminden çabuk çar çabuk ayırmaya iten nedir ey Musa”, Cenab-ı Allah? Sen kavminden ayrı kaldığında kavmin sapıttı diyor. Demek ki, Müslümanlar başlarında makul, akıllı bir lider olursa mükemmel hareket ediyorlar. Ama başlarında birisi olmazsa, biri oradan çekiştiriyor, biri oradan çekiştiriyor, dağılıyorlar. Dengeleri bozuluyor ve anormal hale geliyor ve münafıklara gün doğuyor. Onun için Müslümanların başında Mehdi'nin bulunmasının önemine Kur'an işaret etmiş oluyor. İşari olarak. İnşaAllah. Bak Allah diyor.
“Biz senden sonra kavmini denemeden fitneden geçirdik. Samiri onları şaşırıp saptırdı”. Münafık. Yani Samiri münafıkları temsil eden bir kişi. Saptırdı. Demek ki, münafıklar musallat oluyor. Müslümanların başında birisi olmazsa. Mehdi olacak da münafıklar cirit atacak. Mümkün mü yani? İnşaAllah. Bak diyor ki, “ey kavmim Rabbiniz size güzel bir vaatte bulunmadı mı?” Hazreti İsa inecek demiyor mu Cenab-ı Allah? Mehdi çıkacak demiyor mu hadislerde? Değil mi? İslam dünyaya hakim olacak demiyor mu Kur'an'da?
“Size verilen söz pek mu uzun geldi”, diyor Allah yani o 40 yıllık süre. Mehdi'nin 40 yıllık yapacağı faaliyet size çok mu uzun geldi anlamında da olabiliriz, inşaAllah.
88. ayette. “Böylece onlara böğüren bir buzağı heykeli döküp çıkarttı. İşte bu sizin ilahınız. Musa'nın ilahı budur. Fakat Musa unuttu dediler”. Arapçasında nasıl geçiyor? Dabbe olarak mı geçiyor? Mesela senin bilgisayarında konuşan bir metalden bir şey değil mi? Konuşuyor. Metalden Dabbe. Bize yardımcı oluyor. O zaman da bak onlar da metalden bir Dabbe yapmışlar, o da konuşuyor, böğürüyor diyor bak ayette. Bu konuşuyor o böğürüyor. Münafıkların yaptığı böğürüyor. Müslümanlar hizmet eden de konuşmuş oluyor. İnşaAllah.
Bak “demişlerdi ki” şeytandan Allah'a sığınırım. “Musa bize gelinceye kadar buzağıya karşı bel büküp önünde eğilmekten kesinlikle ayrılmayacağız.” Demek ki Mehdi başında olursa toplumun insanlar ne darwinizme, ne materyalizme sapıtmaya gitmiyorlar. Değil mi? “Musa bize geri gelinceye kadar”. Mehdi gelinceye kadar devam ediyor. İşaret bu ayette. Geldim mi kimse bir şey yapamıyor. İnşaAllah. “Ey annemin oğlu sakalımı başımı tutup yolma”. Demek ki sakal da var, saç da var. Tutacak kadar bir saçı var. Ve sakalı var. Bunu Kur'an durduk yere söylemez Cenab-ı Allah. Bir işarettir. İnşaAllah. Aynı şekilde Mehdi'ye bir işarettir. İnşaAllah. Efendim o sayfanın devamında.
123. sure, Taha suresi. “Artık size benden bir yol gösterici gelecektir”. Bir Mehdi gelecektir. “Kim benim hidayetime (Mehdi'me) uyarsa”, hadi Mehdi isminin şey, türevi. “Kim benim hidayetime uyarsa, kim benim Mehdi'me uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz”. Ebcedi net 1982 tarihini veriyor. Açıp baksın, hesap etsinler. Mehdi'nin ilk yıllarını, inşaAllah. “Kim de benim zikrimden yüz çevirirse artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır”. Eğer beni anmazsanız ekonomik kriz çıkarırım diyor Allah. Bak açık ayet, Kur'an ayeti.
OKTAR BABUNA: Sıkıntılı geçim, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ekonomik kriz çıkarırım diyor bakın. “Kim benim zikrimden yüz çevirirse”, Allah anılmazsa, darwinist, materyalist düşünceye devam ederseniz, “artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır.” Benim kanunum bu diyor Allah. Kriz meydana getiririm diyor.
Sayın Adnan Oktar'ın 18 Ağustos 2010 tarihli röportajından Taha Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: “Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir; kim Benim hidayetime uyarsa” yani Allah’ın ‘Hadi’ ismine; Mehdilik kökeni biliyorsun ‘Hadi’ kelimesinden geliyor, “artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz.” Yani doğru yoldan da sapmaz ve neşeli olur, mutsuz olmaz. Mutsuz olmaması insanın çok önemlidir. Çünkü haramdır mutsuz olmak. Ebced’i 1982 yılını veriyor. Tek bir tarihi veriyor 1982. "Kim Benim zikrimden yüz çevirirse,” yani Allah’ı anmaktan, güzel ahlaktan uzak durursa, egoist, bencil olursa, sevgisiz olursa, güzel ahlakın bütün vasıflarını terk ederse veyahut bir kısmını terk ederse, “artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır.” Bak hem geçimde bir eksilme var, hem de “sıkıntı vereceğim” diyor Allah. Adam sebepsiz sıkılmaya başlayacak veya sebepli sıkılmaya başlayacak. Bak “sıkıntılı bir geçim vardır” diyor.
“Bunalacak, rahatsız olacak ve ekonomik kriz başlayacak” diyor Allah. Diyorlar ki; “dünyada niye başladı ekonomik kriz?” Bak sebebi bir türlü bulunamıyor. Kuran açıklıyor; "Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır.” Ekonomik krizin sebebini Allah açıklıyor Kuran’da. Şu an bulunamıyor. Hiçbir sebep bulamıyorlar. Yok. Çünkü para da basıyorlar, piyasaya veriyorlar. Teşvikler de var. Her şey yapılıyor, olmuyor. Ve Allah “bir tek onunla da bırakmayacağım” diyor. Allah’ın zikrinden yüz çevirenleri, yani Allah’ı sevmeyenleri cezalandıracağını belirtiyor Allah. “Biz onu Kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz." Yani gözü görmeyecek olarak haşrediyor. Hatta soruyor; “Ben daha önce görür haldeydim. Şu an neden göremiyorum?” diyor. O da ayrı bir cezadır. Zaten bak diyor ayet devamında, 125’te; “O da (şöyle) demiş olur: "Ben görmekte olan biriyken, beni niye kör olarak haşrettin Rabbim?"” Tabii densiz oldukları için.
Sayın Adnan Oktar'ın 23 Kasım 2010 tarihli röportajından Taha Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: Bismillah, şeytandan Allah’a sığınıyorum. Taha Suresi, 123. “Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir;” bir Mehdi (a.s.) “kim Benim hidayetime uyarsa” Mehdi (a.s.)’me uyarsa “artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz." Ebcedi 1982 yılını veriyor, inşaAllah. Tabii Allah hidayetini Mehdileri vesilesiyle yapıyor, Peygamberler indiriyor, inşaAllah. Hidayet Allah’tandır, doğrudan Allah’a aittir. Mehdi (a.s.)’yi vesile eder. "Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse” Allah’ı anmazsa, Kuran’a tabi olmazsa, Darwinizm’e, materyalizme inanırsa “artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır.” Ekonomik kriz vardır, diyor Cenab-ı Allah. “Ve Biz onu Kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz." Görmez olarak haşr edeceğiz. Madem gözü Allah’ın yaratmadığına inanıyor. Madem gözün tesadüfen meydana geldiğine inanıyor, Allah tesadüfen meydana gelmiş göz öyle olmaz böyle olur, diyor Cenab-ı Allah ve kör olarak haşrediyor Cenab-ı Allah, inşaAllah. Onu anlaması için, tabii ki hiçbir şey tesadüflerle olmaz, inşaAllah.
"O da (şöyle) demiş olur: -Ben görmekte olan biriyken, beni niye kör olarak haşrettin Rabbim?" Sen demiyor muydun tesadüfen oldu diye. Tesadüfen olan göz öyle olur işte. Niye görsün tesadüfen gören göz? Niye irise tam ilgili yere görüntüyü düşürsün? Niye siniri alıp onun görme merkezine getirsin? Ters olan görüntü niye düze dönsün. Beyninde ters görse, o da işine gelmez. Normalde ters düşüyor beyine görüntü, gözde irise düşen görüntü ters. Onu, Allah düzeltiyor o görüntüyü, düz hale getiriyor. Gözde irise düşen görüntü bulanık, çok bulanık. Göz sıvısı bulanıktır. Koyun kesenler falan görürler koyun gözünü, inşaAllah. Bulanıktır göz sıvısı. Ama ne kadar net şu an ki görüntü. Televizyonda seyreden kardeşlerimiz beyinlerinin içindeki görüntüyü seyrediyorlar, inşaAllah.
Sayın Adnan Oktar'ın 6 Temmuz 2011 tarihli röportajından Taha Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: Taha Suresi, 123, şeytandan Allah’a sığınırım; “Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir; kim Benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz.” Ebcedi tam 1982 tarihini veriyor, maşaAllah. “Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır.” “Ekonomik kriz vardır” diyor Allah. “Ve Biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz.” “Gözü olmayacak” diyor Allah. “O da (şöyle) demiş olur: "Ben görmekte olan biriyken, beni niye kör olarak haşrettin Rabbim?"” Sen Darwinizme inanıyordun işte, değil mi? Gözün tesadüfen olduğuna inanmıyor muydun? Tesadüfen olduğuna inandığına göre, tesadüf adamda göz mü yapar? Tesadüf gözünü yamultur insanın. O zaman niye şaşırıyorsun, değil mi? Allah hak ettiğini vermiş oluyor.
Sayın Adnan Oktar'ın 23 Ocak 2013 tarihli sohbetinden Taha Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım. Taha Suresi, 123-“Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir.” Bu ayet aynı zamanda Hz. Mehdi (a.s)’a bakıyor; “Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir. Kim Benim hidayetime uyarsa” ki Mehdilik hidayetime uyarsa, “artık o şaşırıp sapmaz mutsuz da olmaz” Ebcedi; 1982 tarihini veriyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın başlangıç yılları. Bir tane tarih veriyor, 1982. “Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir” Kim Benim hidayetime uyarsa, o şaşırıp sapmaz mutsuz olmaz” bir tane ebcedi var; 1982.
Taha Suresi 124 oku rica edeyim.
MERVE HANIM: Kovulmuş Şeytandan Allah’a sığınırım,
“Kim de, Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır.”
ADNAN OKTAR: Allah’ın zikrinden yüz çevirirse, sıkıntılı bir geçim, ekonomik kriz. Bütün dünya şu an sürünüyor. Sebebi neymiş? Allah’ın zikrinden yüz çevirmeleri.
MERVE HANIM: “Ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşr edeceğiz.”
ADNAN OKTAR: Yani diyorlar ya evrimciler, “göz evrim ile oldu, mutasyonlarla oldu.” Cenab-ı Allah, mutasyon öyle olmaz, böyle olur der gibi, haşa o şekilde onları kör olarak haşr edecek Cenab-ı Allah. Mutasyonla oluyor demiyor mu? Mutasyon işte gözünü almış. Yeniden yaratıldıklarına göre, yeniden yaratılırken mutasyon onların gözünü almış gibi onları yaratacak. Madem mutasyona inanıyor, madem kör tesadüfe inanıyor, kör tesadüfler sonucu, mutasyonlar sonucu göz görür hale geldi demiyor mu? Mutasyon gösteriyorsa, gözü görür hale getiriyorsa, körde edebilir, onların inancına göre, işte onu görmüş olacaklar.
Sayın Adnan Oktar'ın 17 Şubat 2011 tarihli röportajından Taha Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: 83. ayet, şeytandan Allah’a sığınırım; “Seni kavminden ‘çarçabuk ayrılmaya iten’ nedir ey Musa?’ diyor Allah. “Dedi ki: "Onlar arkamda izim üzerindedirler, hoşnut kalman için, Sana gelmekte acele ettim Rabbim"” diyor. Allah diyor ki; “Dedi ki: "Biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den geçirdik, Samiri onları şaşırtıp-saptırdı."” İşte diyor ya kardeşlerimiz; “Hocam Mehdi (a.s)’dan sonra niye toplum bozuluyor? Niye bozulacak?” İşte bak Kuran’da o mantığın nedeni açıklanıyor. Cenab-ı Allah diyor ki; “Dedi ki: "Biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den geçirdik, Samiri onları şaşırtıp-saptırdı."” Bir tane adam bütün toplumu saptırmaya yetiyor. Bir kişi bütün toplumu imana, İslam’a çekerken, bir tane insan da hepsini saptırmaya yetiyor. Mesela Darwin tek başına çıktı, bütün dünyayı saptırmaya adamın gücü yetti. Yüzde 99,99’unu dinsiz yaptı dünyanın, büyük bir bölümünü. Yüzde 99 diyelim, o kadar da demeyelim de.
Demek ki, iradeli, aktif, güçlü liderler, samimi imanlı bir insan, bütün toplumu etkileyecek güce sahip olabiliyor, Allah’ın dilemesiyle. Çok azgın, şeytani kararlılıktaki bir iblis de, bütün toplumu, eğer Hz. Mehdi (a.s) yoksa, bozma gücüne sahip olabiliyor. Müthiş bir zıtlık meydana geliyor. Yani bir tanesi topluma tamamen ifsat edebilirken, bir tanesi de tamamen toplumu en güzel hale getirebiliyor. Hz. Adem (a.s) devrinden itibaren kıyamete kadar hep Mehdilerle deccallerin mücadelesi vardır. Dünya tarihinde başka hiçbir şey yoktur. Dikkatlice inceleyin, Mehdi ve deccal mücadelesi vardır, iki mücadele, başka bir şey yok.
Şimdi mesela asrımızda da Hz. Mehdi (a.s) ve deccal mücadelesi vardır. Şimdi İslam ülkelerinde bağırtı var, çalkantı var, protestolar var, deccale karşı bağırıyorlar ama deccali hedef alarak bağırmıyorlar. Deccal canlarını yakıyor, kurtulmak da istiyor, yani ateşin içine atılmış bir insan gibi. Ateşin içine atılan bir insan nasıl şuursuz olur, değil mi? Yangında olan bir insan nasıl şuursuz olur, bağırarak oraya buraya şey yapar, onlar da öyle. Halbuki orada deccalin tespiti, Hz. Mehdi (a.s)’ın tespiti gerekiyor. Yani kaçtığı şeyin, rahatsız olduğu şeyin ne olduğunu söylemesi lazım. Kurtulmak istediği yolun da ne olduğunu söylemesi lazım. Sırf bağırtı olmaz.
“Bunun üzerine Musa, kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndü. Dedi ki: "Ey kavmim, Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı?” Güzel vaad; o Kenan ülkesi, o geniş coğrafyada Müslüman gibi yaşamaları vaadi. Rahat yaşayacaklardı. “Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi?” Şimdi aynısını Ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s)’ da görüyoruz. Mehdiyet’te Müslümanlara nasıl bir vaat var? İttihad-ı İslam vaadi var Cenab-ı Allah’tan ve Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuru vaadi var, Hz. İsa (a.s)’ın zuhuru vaadi var. “Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi?” Adamlar diyorlar ki; “daha hala çıkmadı.” Mesela Cübbeli diyor ki; “Bana çok uzun geldi bu süre, daha hala çıkmadı” diyor. Ayette ne diyor Cenab-ı Allah? “Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi?” Cübbeli’ye süre uzun gelmiş, “evet, uzun geldi” diyor. “O yüzden ben İttihad-ı İslam’dan da bahsetmeyeceğim, Türk-İslam Birliği’nden de bahsetmeyeceğim, Mehdi (a.s)’dan da bahsetmeyeceğim, İsa (a.s)’dan da bahsetmeyeceğim. 570 sene sonra gelsin” diyor.
“Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz” yani “kıyameti mi istiyorsunuz?” diyor Cenab-ı Allah; ya bölgesel bir kıyamet, ya dünya çapında bir kıyamet. “Ve bana verdiğiniz sözden caydınız.” Onlar önce senden ayrılmayacak, senin peşinde olacak, senin için Allah rızası için mücadele ediyorlar fakat vazgeçiyorlar. Bak “dediler ki; “biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik”. Toplum demek kendi kendine ifsat olmuyor. Bozulmuyor. “Ancak o kavmin Mısır halkının süs eşyalarından bir takım yükler yüklenmiştik. Onları ateşe attık böylece Samir'i de attı”. Yani altını sermayeyi bir araya topladık diyor hepsini. Altının insanlara etki gücü de orada ortaya konuyor ve ifsat edicilerin insanları nasıl yönlendirdiğini Allah Kur'an'da gösteriyor.
“Böylece onlara böğüren bir buzağı heykeli döküp çıkardı. İşte bu sizin ilahınız Musa'nın da ilahı budur fakat Musa unuttu dediler”. Yani eski putperest inanca dönüyorlar. Çünkü Mısır dininde buzağı heykeli onlar için kutsaldı. Hatta Mısır müzesinde eğer gidenler olduysa görebilirler. Orada buzağı heykelleri vardır çok sayıda. Onlar ona toparlar ama Mısır dininde asıl inanç Darwinist, materyalist inançtır. Yani buzağı heykeliyle remzedilir. Nasıl bizimkiler maymunlar remzediyorlarsa maymuna benzer varlıkların biliyorsun önce şöyle-şöyle bir sırtı kambur falan sonra ayağa kalkan bir adamla remzediyor darwinizim. Bunlar da bu şekilde remzediyorlar.
“Onun kendilerine bir sözle cevap veremediğini ve onlara bir zarar veya fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mı?” Yani çamur ne yapabilir? Değil mi? Tesadüf ne yapabilir? Hiçbir şey yapamaz. “Andolsun Harun bundan önce onlara; “ey kavmim gerçekten siz bununla fitneye düşürüldünüz denendiniz. Sizin asıl Rabbiniz Rahman olan Allah'tır. Şu halde bana uyun ve emrime itaat edin” demişti”. Bak “ey kavmim gerçekten siz bununla fitneye düşürüldünüz”, diyor Harun. “Sizin asıl Rabbiniz Rahman olan Allah'tır. Şu halde bana uyun ve emrime itaat edin demişti. Demişlerdi ki; “Musa bize gelinceye kadar ona buzağıya karşı bel büküp önünde eğilmekten kesinlikle ayrılmayacağız.” İşte bak toplumun, lidersiz kalan toplumun nasıl bozulduğunu Allah göstertiyor. Mehdi olmayan toplum ne hale geldiğini Allah göstertiyor. Mehdi olduğunda toplum bozulmuyor. Her devirde böyle, mesela her devirde bir Mehdî çıkmıştır. Bir tek bu devirde insanlar Mehdî istemiyorlar. Yani her devirde Mehdî beklenmiştir. Ve hep küçük mehdîler çıkmıştır. İmam-ı Gazali, İmam-ı Rabbani, Abdülkadir Geylani hepsi tek tek zamanlarına çıkmış. Fesadı izale etmiştir. Ümmete de doğru istikameti göstertmişlerdir. Kur'an'ın ışığıyla.
“Musa da gelince; “ey Harun demişti. Onların saptıklarını gördüğün zaman seni onlara müdahale etmekten alıkoyan neydi?” Neden müdahale etmedin? “Niye bana uymadın? Emrime baş mı kaldırdın? Dedi ki; “ey annemin oğlu.” Annemin oğlu demesinden kastı. Onun kalbini yumuşatmak için onu özellikle seçiyor annemin oğlu. Anneden beraber kardeşiz diyor. “Sakalımı ve başımı tutup yolma”. Demek ki, sakalı ve saçı var. Yani kesilmiş değil, kazınmış kesilmiş değil. Hazreti Harun'un. “Tutup yolma”, demek ki, bir hayli öfkelenmiş Hazreti Musa. Yani çok celalli ve çok heyecanlı bir peygamber Hazreti Musa. “Ben senin İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü önemsemedin demenden endişelenip korktum”. Yani bölünmenin tehlikesine de burada dikkat çekiliyor. Hazreti Musa'nın bölünmeye ne kadar titiz olduğu, kendi aralarındaki bölünmede şiddetli bir tavır aldığı buradan anlaşılıyor. Bu ayetten anlaşılıyor. “Sözümü önemsemedin”. Sözü önemsemek çok önemli. Mesela birçok insan birçok sözü önemsemez. Söylersin, kulak arkası eder. Anlatırsın, anlamazlıktan gelir. Halbuki her söz dinlensin diye ve önemli olduğu için söylenir zaten. Önemsememek şeytani bir harekettir. “Demenden endişe edip korktum.”
“Musa dedi ki; “ya senin amacın nedir ey Samiri?” Yani oradaki müdahaleden bozan herkesle konuşuyor Hazreti Musa. “Dedi ki; “ben onun görmediklerini gördüm. Böylece elçinin izinden bir avuç aldım attım. Böylelikle bana bunu nefsim hoşa giden bir şey gösterdi”. Yani yepyeni sapkın bir görüş meydana getiriyor. İslam'a Kur'an'a uygun olmayan deccali bir görüşü ortaya koyuyor. “Dedi ki; “haydi çekip git artık senin hayatta hak ettiğin ceza bana dokunulmasın deyip yerinmendir”. Yani öyle bir insanı toplumdan tecrit ediyor. İlk uygulama olarak yani toplumla bağlantısını kesiyor. Ve yanına da kimse yanaşmasın diyor.
“Ve şüphesiz senin için kendisinin asla kaçamayacağın bir buluşma zamanı vardır”. Yani ahirette de Allah sana bunun karşılığını verecek bu yaptığının diyor. Fiili şahsına bir şey yapmıyor yani ona sürgün cezası veriyor sadece. “Üstüne kapanıp bel bükerek önünde eğildiğin ilahına bir bak. Biz onu mutlaka yakacağız. Sonra darmadağın edip denize savuracağız”. Yalnız işte bu buradaki çok ilginç. Bu altından bir buzağı, “biz onu mutlaka yakacağız. Sonra darmadağın edip denize savuracağız”. Yani öyle bir toz ki, bu kül gibi olması lazım. Kül ayarında bir toz olması lazım denize savurulması için. Bulut gibi bu hale getirmesi lazım altının. Altını toz hale getirmenin yani böyle kül hale getirmenin ilmini biliyor Hazreti Musa.
Bunu halen tapınakçılar da bu sırrı biliyorlar. Yani bu yaptıkları manna rengi çalışmada elde ettikleri toz o. Beyaz toz. Altından elde ediyor. Yani kimyasal analizi yapıldığında magnezyuma da benziyor, kalsiyuma da benziyor, çinkoya da benziyor. Tam teşhis edemiyorlar, ne olduğu anlaşılamıyor. Yani hiçbir metale benzemiyor. Çok kızdırılırsa, çok yüksek ateşte tutulursa, uzun süre ateşte tutulursa, altına dönüşmeye başlıyor. Yahut platine dönüşmeye başlıyor. Böyle bir madde. Aşırı derecede ince yani. Çok çok ince. Toz olarak muhafazası pek mümkün olmuyor. Suyun içerisinde muhafaza edilebiliyor manna.
“Sizin ilahınız yalnızca Allah'tır ki ondan başka ilah yoktur o ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır. Sana geçmişlerin haberlerinden bir bölümünü böylece aktarıyoruz”. Bunlar bilinmeyen haberler. “Gerçekten sana katılımımızdan bir zikir verdik. Kim bundan yüz çevirse şüphesiz kıyamet günü o bir günah yükü yüklenecektir. O yükün altında ebedi olarak kalıcıdırlar. Bu kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür. Sura üfürüleceği gün biz suçlu günahkarları o gün yüzleri kara gözleri gömgök”. Bak yüzleri kara gözleri gömgök. Yani mor gözlü. Gözünde renkli kısım yok. Beyaz kısım da yok. Blok olarak gözü mor. Ve kas katı. Yani hareket ettiremiyor. Sadece bir mor kitle var gözünde. Toplayacağız. “Dünyada yalnızca 10 gün kaldınız diye kendi aralarında fısıldaşacaklar”. Bak bunlar da on gün kaldıkları kanaatindeler. Yaklaşık on gün kaldık diyorlar. Bütün ömürleri boyunca zaman izafi olduğu için.
“Sana dağlar hakkında sorarlar. De ki; “benim Rabbim onları darmadağın edip savuracak”. Yani kıyamette hepsi dağılacaklar diyor. “Yerlerini bomboş, çırçıplak bırakacaktır”. Dümdüz olacak arazi diyor. Mesela Ağrı Dağı'na gittiğinde adam ovayla karşılaşacak. Mesela Sübhan Dağı'na gittiğinde ovayla karşılaşacak. Dümdüz. “Orada ne bir eğrilik göreceksin, ne bir tümsek”. Yani hafif bir tümsek bile olmayacak diyor Allah. Uçsuz bucaksız düzlük meydana getireceğim diyor kıyamette. “O gün kendisine sapma imkanı olmayan çağırıcıya olacaklar”. Bir çağırıcı var onu ayrı kıyamet zamanı göreceğiz çağırıcıya yani o yüksek sesle bir şey söylüyor insanlar ona doğru hareket ediyorlar.
“Rahman'a karşı sesler kısılmıştır.” Yani öyle Cübbeli'nin dediği gibi laubali konuşmalar yapmak mümkün değil. Bak “Rahman'a karşı ses Allah'a karşı sesler kısılmıştır” diyor. Cübbeli de cedir-cedir böyle pervasızca konuşacağını söylüyor. Örnek de veriyor nasıl konuşacağına dair. Böyle bir şey yok. Ayet açıklıyor. “Artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin.” Yani o ortamda, arazide sürekli bir ses var. Başka bir ses duyamazsın diyor. Hırıltıyı andıran bir ses. “O gün Rahman'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz”. Mehdiler ve peygamberlerin artık orada sözü geçerli oluyor. Allah onların sözünü güzel buluyor. Ondan gerisi dinlenmiyor. Yani kimse orada Allah şefaatini kabul edeceği insanlar sadece onları dinliyor Allah. İnşaAllah.
“O önlerindekini, arkalarındakini ne bilir? Onlar ise bilgi bakımından onu kavrayıp kuşatamazlar”. Bizim her tarafımızı Allah biliyor ama biz sadece belli bir kısmı görebiliyoruz. Belirli bir kısmın belirli bir yönünü görebiliyoruz. Mesela belirli dalga boyunda, belirli renkleri, belirli cisimleri görebiliyoruz. Allah her cismi, her dalga boyunda her şeyi görebiliyor. “Artık bütün yüzler diri, kaim olanın önünde eğik durmuştur”. Yani bak böyle laubalilik, münasebetsizlik yapmak mümkün değil. Ne diyor Allah? “Yüzler diri, kaim olanın Allah'ın önünde eğik durmuştur.” Yine dimdik bakmıyor, başı yerde duruyor insanlar. Cübbeli'nin konuşmasına bakalım. Son derece laubalilik bir tartışma ortamı olacağını söylüyor Allah'la. Haşa.
“Ve zulüm yüklenen insan yok olup gitmiştir. Kim bir mümin olarak salih bir amelde bulunursa artık o ne zulümden korksun ne hakkın eksik tutulmasına.” Eğer samimi Müslümansa hiçbir şekilde rencidece olacağı, üzüleceği, korkacağı hiçbir şey yapmayacağım diyor Allah, ahirette. Yani baştan sona kadar rahat edecek diyor. Ölümü dahil, arafa gelişi dahil, dirilmesi dahil, hepsinde sürekli huzur ve rahatlık sunacağım diyor Allah. Yani en ufak tedirgin olacaklar, rahatsız olacaklar, bir şey yapmayacağım diyor Allah. Sırf küfür içindir dehşet ve rahatsızlık. Çünkü canın alınmasında rahatlığı Allah özellikle söylemiş. Mülayemetle diyor canları alınır, güzellik de alınır diyor ayette. Dirilmeleri yine güzellikledir. Mahşer meydanına getirilmeleri yine güzellikledir. Hiçbir şekilde canlarını yakacak, tedirgin edecek, onlara huzursuzluk verecek bir şey olmayacak diyor Allah.
“Biz onu bir Arapça Kur'an olarak indirdik. Orada korkulacak şeyler türlü şekilde de açıkladık”. Yani tehdit ettiğim konuları diyor Allah açıkladım diyor. “Umulur ki korkup sakınırlar. Ya da onlar için düşünme yeteneğini oluşturur”. Yani bir yer düşünecekler bir yön bulurlar diyor. “Hak olan biricik hükümleri olan Allah yücedir. Onun vahiy sana gelip tamamlanmadığın evvel Kur'an'ı okumada acele etme ve de ki Rabbim ilmimi artır”. Peygamber Efendimiz vahiy geldiğinde biliyorsunuz birden rengi soluyordu. Üstünü tülbentle örtüyorlardı Peygamber Efendimizin. Ve bir uğultu hissediyordu.
Bütün Müslümanlar orada bulunan Müslümanlar. Bir basınç hissediliyordu. Basınç kalkıyordu bir süre sonra. Peygamber efendimiz kendine geliyordu. Tülbenti açıyorlardı. Peygamber efendimiz elini yüzünü yıkıyor. Vahiyden sonra. Ve peygamberimiz vahiyi unutmamak için tekrarlıyor ayeti. Sürekli tekrarlıyor. Ezberinde tutabilmek için. Allah da diyor “ezberini tutmak için uğraşma”. Yani o şekilde gayret etmene gerek yok. Tekrar etmene gerek yok. “Ben zaten senin ezberinde onu tutacağım” diyor Allah. Yani ona gerek yok diyor. Zaten onun için bir özel gayret etmene gerek yok. De ki diyor, “Rabbim ilmimi artır”. Biz de ya Rabbi ilmimi artır diyoruz, inşaAllah.
“Andolsun biz bundan önce Adem'e ahit vermiştik fakat o unuttu. Biz onda bir kararlılık bulamadık”. İşte imtihan ortamı olmadığı için o kararlılık gelişmiyor. Ama şu anda mesela bizde bir, değil mi? Her insanda Müslümanlarda kararlılık oluyor. İbadette kararlılık, dürüstlükte kararlılık, akılda kararlılık, iradede kararlılık. Her şeyde bir kararlılık oluyor. “Hani biz meleklere Adem'e secde edin demiştik. İblis dışında diğerleri secde etmişlerdi. O ayak dilemişti”. Bak meleklere Adem'e secde edin diyor Cenab-ı Allah. İblisin dışında melekler hemen secde ediyorlar. Gurur, enaniyet yapmıyorlar. “O ayak diremişti”. Yani tam klasik züppe yani dünyadaki klasik züppe, enaniyetli, gururlu insanlar olur ya. O o tarz. Klasik züppe karakteri.
“Bunun üzerine dedik ki; “ey Adem bu gerçekten sana ve eşine düşmandır. Sakın sizi cennetten sürüp çıkartmasın sonra mutsuz olursuz”. Allah ayrıca bildiriyor. Bak diyor bunun böyle bir vasfı var. Sakın buna uymayın diyor. “Şüphesiz senin acıkman, çıplak kalmaman orada cennette kalmana bağlıdır”. Yani orada ne acıkmazsın ne de çıplak kalırsın. Yani cennet elbiseleri giyeceksin. Yemeğin, yiyeceğin her zaman hazır. Bir zor içerisinde olmazsın cennette diyor Allah. “Ve gerçekten sen burada susamayacaksın”. Yani cennette susama diye bir sorunun yok. Susama hissi verilmeyecek sana diyor. İster içersin ister içmezsin. Susama hissini yaşamayacaksın diyor. “Ve yakıcı sıcakta da yanmayacaksın”. Yani havada yüksek ısı mesela burada değil mi? Soğutucular kullanılıyor, ısıtıcılar kullanılıyor. Sürekli uğraşıyoruz havayı dengede tutabilmek için. Böyle ısıyı ayarlamak, ısıyı sabit tutmak için de uğraşmayacaksın diyor Allah. Sürekli ısı zaten güzel cennette. Yani ılıman bir iklim var.
“Sonunda şeytan ona vesvese verdi”. Hazreti Adem'e. “Dedi ki; “sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi?” Yani sana bir bilgi vereceğim diyor. Bir şey söyleyeceğim. Hem sonsuz olacaksın diyor. Yani bir süre sonra yok olmayacaksın. Ölmeyeceksin. Ayrıca mülk de devam edecek diyor. Bütün malın mülkün de devam edecek. Sana bir bilgi vereceğim ben diyor. Zaten Cenab-ı Allah ona garanti vermiş. Sen diyor sonsuz yaşayacaksın diyor. Mülkün de cennet diyor. İstediğin gibi yaşayacaksın diyor. Mülkünde cennet diyor istediğin gibi yaşayacaksın diyor. Ama şeytan da diyor ki sen zannettiğin gibi değil. Sen bir süre sonra yok olacaksın diyor. Öleceksin sen diyor. Ben sana bir bilgi vereceğim diyor. Allah senden bunu diyor haşa gizliyor diyor. Ben sana bu bilgiyi vereceğim. Sen bu bilgiye göre hareket ettiğinde ne öleceksin ne de mülk kaybolacak diyor. Ve vesvese veriyor. Halbuki Hazreti Adem'in Allah'a güvenmesi lazım orada. Fakat şeytanın o söz üzerine, şeytanın o ifadesinin doğru olabileceğini düşünüp aklı oraya gidiyor. Şeytanın ifadesine gidiyor.
“Böylece ikisi ondan yediler”. Bir meyve ağacı var. Ondan yememelerini söylüyor. İkisi yediler diyor. “Hemen ardından ayıp yerler kendilerine açıldı”. Hemen cinsel organları ikisinde de görünüyor. Elbiseler üstlerinden gidiyor. Cennet elbiseleri bir anda gidiyor üstlerinden. Üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp örtmeye başlıyorlar. Oradaki yapraklardan alıp utanıyorlar. Hemen üstlerini örtmeye çalışıyorlar. Yani geniş yapraklardan vücutlarını örtmeye çalışıyorlar. “Adem Rabbine karşı gelmiş oldu ve şaşırıp kaldı. Sonra Rabbi onu seçti, tövbesini kabul etti. Doğru yola iletti”. Çok çok pişman oluyor Hazreti Adem. Bir de doğal ihtiyaçların olduğunu gördüğünde Hazreti Adem ağlıyor. Yani çok çok sarsılıyor. Yani insanda olan doğal ihtiyaçları görüyor yani aczini görüyor. Çünkü cennette acz yok acze ait hiçbir şey yok onları görünce ağlıyor ve çok şiddet pişman olup Allah'a tövbe ediyor.
“Dedi ki; “kiminiz kime düşman olarak hepiniz oradan inin”. Yani şeytan size düşman olacak size düşman düşman olarak şeytanı kabul edeceksiniz. Artık size benden bir yol gösterici gelecektir. Bir Mehdi, bir mürşit gelecektir. “Kim benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz”. 1982 tarihini veriyor, Ebced. MaşaAllah. “Artık size benden bir yol gösterici gelecektir. Kim benim hidayetime uyarsa”, kim benim hidayetime uyarsa kim benim mehdime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz. 1982. Şeytanı tam anlamıyla tepeleyecek olan da Mehdi'dir Ahir Zamanda. Yani Mehdi'nin şeytanı öldüreceği söylüyor peygamber, inşaAllah. Tabi “kim benim hidayetime artık size benden bir yol gösterici gelecektir” de ayet tabi anlamı geniş tabi. Sürekli peygamberler gelecektir anlamına geliyor.
“Kim benim hidayetime uyarsa Allah'ın verdiği hidayet” yani peygamberler vesilesiyle gelen hidayete uyarsa “artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz”. Ama ikinci anlamı işari anlamına baktığınızda artık size benden bir yol gösterici gelecektir. Bir Mehdi gelecektir. “Kim benim hidayetimi uyarsa”, Mehdi mi uyarsa, hidayet, zaten Mehdi kelimesi, hidayet kelimesinden gelişen bir kelimedir. “Uyarsa artık o şaşırıp sapmaz”. Yani şaşırıp sapma deccaliyetin özelliğidir. Şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz. Deccaliyette şaşırma vardır, sapma vardır ve mutsuz olma vardır. İnsanlar şu an mutsuz mu? Mutsuz. Şaşırmışlar mı? Şaşırmış durumda. Saptılar mı? Sapmış durumda var.
“Kim de benim zikrimden yüz çevirirse artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır”. Ekonomi kriz meydana getiririm diyor Allah. Bak “artık kim benim zikrimden yüz çevirirse”. Bak artık kim benim zikrimden yüz çevirirse, beni anmazsa, benim yolumdan çıkarsa artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır. Sürekli sürünür. Sürekli para peşinde olacaktır. Sürekli geçim derdinde olacaktır. Sürekli açlık, sürekli sefillik ve perişanlık içerisinde dünya kaçacak o kovalayacaktır. “Ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz”. Bir tek bundan bırakmayacağım diyor Allah. Ahirete geldiklerinde de gözlerini ellerinden alacağım, kör olarak haşredeceğim diyor.
“O da şöyle demiş; “ben görmekte olan biri iken beni niye kör olarak haşrettin Rabbim?” Sen zaten evrime inanıyorsun. Tesadüfen oldu diyorsun. Göz diyorsun. Tesadüfen olma öyle olmaz mı? Tesadüfen olan bir göz niye görsün ya? Değil mi? Şimdi bizim görmemiz dışarıdan gözümüze ışık ışınları geliyorlar. Merceğe geliyor. Bir kere merceğin çok mükemmel olması lazım. Mercek görüntüyü ters olarak düşürüyor. İris'e. Bir kere en başta dünyayı ters görürdük normalde. Eğer Allah sistemi düz yaratmasaydı, görüntü ters düştüğüne göre, biz de tepe takla dünyayı ters görmemiz gerekiyordu. Bundan normal ne olabilir? Niye? Ters görüntü düz hale getirsin beyin. Değil mi? Ters görebilirdik. Beyne düşen görüntü ters olan görüntü düşen görüntü, görüntü olarak düşmüyor, dalga olarak düşüyor.
Yani irise düşen görüntü, insanlar zaten orada küçük bir görüntü oluşuyor ya ufak o görüntüyü “Biz” görüyoruz ve şimdi göz yani orada dışarıdaki alemde o görüntü simsiyahtır sadece ışık ışınlarının dalga boylarının farklı olmasından kaynaklanan bir yapılanma oluşur orada sadece. Simsiyahtır. Ne görüntü vardır ne de renk vardır. Hiçbir şey yoktur. Oradan o meydana gelen dalga boylarını elektrik akımına çeviriyor sinirler. Alıp beyne götürüyor. Beyne görüntü merkezine getiriyor.
Görüntü merkezi şu kadar falan bir şey. Orada işlemden geçtikten sonra şuura giriyor. Beyindeki şuura giriyor. Şuur da şu kadar bir şey. Mercimek kadar. Şuur da o görüntü yani elektrik akımı oraya gelen elektrik akımı çok düşük amperle voltajı çok çok düşük abartılı şekilde düşük olan elektrik akımını simsiyah karanlık beynin içerisinde ruhumuz gözü olmadan, bak gözü olmadan, gözsüz olarak çok kaliteli, üç boyutlu görüntü olarak görüyor ruhumuz. Üç boyutlu görüntü olarak. Yani dünyanın en kaliteli televizyonda bile olmayan bir kaliteyle, derinlik algısıyla görüyor.
Aynı şekilde ses de öyledir. Ses de sadece bir dalgadır. Dalga elektriğe dönüşüyor. Elektrik akımını ruhumuz kulağı olmadan çok net, en ince detaylarına kadar ses olarak duyuyor. MaşaAllah. Mesela dokunma hissi de şimdi. Mesela masanın üstüne dokunuyoruz. Dokunma hissi. Parmaklarımızın ucundaki sinirler bu titreşim alıyor, götürüyorlar. Burada meydana gelen titreşimi beynimize götürüyor. Elektrik akımı olarak şuura bırakıyor. Şuur onu aynı parmak gibi algılıyor. Yani parmağı varmış gibi olmayan parmağı algılıyor. Beynimizde işte parmak yok bizim. Doğrudan parmak ucu odak algılar. Mesela bir limon. Limonun kabuğu limon kokuyor. Limonu biz burnumuzda alıp kokladığımızda nefis bir limon kokusu duyuyoruz.
O limonun üzerindeki kimyasal maddeler burnumuzdaki sinir uçlarına geliyor. Orada elektrik akımına dönüşüyor. Elektrik akımı beynimize gidiyor. O koku alma merkezinden şuur merkezine gönderiliyor. Şuur merkezinde bizim burnumuz olmadan o kokuyu nefis bir limon kokusu olarak alıyoruz. Bak olmayan bir burun orada onu kokuya alıyor. Elektrik akımını koku olarak alıyor. Nefis bir koku olarak. Elektrik akımını üç boyutlu nefis bir görüntü olarak alıyor. Hatta o görüntüden dolayı insanlar birbirlerini kırıp geçiriyorlar. Benim gemim senin apartmanın. Birbirlerini çekip vuruyorlar bilmem ne falan. Bütün olay o görüntünün üstünde oluşur. Yani insanların imtihanı o görüntüyle oluşuyor.
Gözsüz elektrik akımını ruh görüyor. Burunsuz kokluyor. Kulaksız dinliyor. Ruhun kulağı yok. Sadece hafif bir elektrik akımını çok şahane bir ses olarak duyuyor. Ruhun elektrik akımına ihtiyacı var mı? Gözün getirdiği o elektrik akımına ihtiyacı var mı? İşin doğrusu yok. İhtiyacı yok. Çünkü onları yaratan Allah zaten. Elektrik akımı sebeptir. Yani Allah'ın öyle bir şeye ihtiyacı yok. Ama dışarıda cisim olarak yaratmıştır. Siyah, simsiyahtır dış evren ve saydamdır madde. İnsanların aczini görmeleri için bu şekilde yaratmıştır Allah. Biz de o elektrik akımını, elektrik akımından oluşan şu kadarcık elde olan elektrik akımlarının karışımını nefis bir dünya olarak görüyoruz. İşte sokakta genç kızlar çantalarıyla geziyorlar, dedikodu yapıyorlar. Kimi işte pastaneye giriyor, kimi koşuşturuyor. Onların hepsinin filmi şu kadarcık yerde onların kaderinde Allah tarafından planlanmıştır.
Mesela Facebook'ta arkadaşından yazışıyor, okula gidiyor, üniversiteye gidiyor, hastaneye gidiyor. Hastane mesela pastaneye gidiyor, pasta yiyor arkadaşlarının. Hepsi beyninin içindedir, haberi bile yok. Dış alemi hiçbir şekilde göremez. Yani dışarıdaki alemi bir tek Allah bilir. Ama o kadar mükemmel yaratılmıştır ki, ancak düşünün anlayacağı şekilde Allah yaratmıştır. Düşünmeyeni fark edecek gibi değildir.
Sayın Adnan Oktar'ın 10 Mayıs 2015 tarihli Hoş Sohbetler programından Taha Suresi ile ilgili açıklamalar.
KARTAL GÖKTAN: Allah bir ayette şöyle buyuruyor, şeytandan Allah'a sığınırım. “Kim de benim zikrimden yüz çevirirse artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır.”
ADNAN OKTAR: Bir daha.
KARTAL GÖKTAN: “Kim de benim zikrimden yüz çevirirse artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır”.
ADNAN OKTAR: Bak dünyayı Allah süründürüyor. Bütün dünya sürünüyor. Sebebi bu, özel yaratılıyor bu. Yani dünyanın böyle fakir olması için hiçbir sebeb yok. Yani toprak mükemmel genişlikte. Tarım her türlü yapılacak imkana sahip. Her türlü tarım yapılacak gibi. Alet, edevat her şey var. Halen yine de Allah ekonomik kriz meydana getiriyor ve açlık meydana getiriyor. Hiçbir sebebi yok. Mucize olarak meydana getiriyor. Çünkü Allah'ı unutuyorlar. Allah'ı ansalar zenginlik akar böyle. Oluk-oluk akar. Amerika Allah'ı çok anıyordu. Bak çok zengindi. Allah'ı az anmaya başladı da sürünmeye başladı. Rusya az Allah'ı anıyordu, sürünüyordu. Biraz Allah'ı anmaya başladı, biraz ferahlık verdi Allah.