SAYIN ADNAN OKTAR’IN A9 TV’DEKİ CANLI SOHBETİ (14 ARALIK 2011; 01:00)
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım. Taha Suresi, 82-86.
“Gerçekten Ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup’’ Salih amel nasıl? Samimiyet. Samimi olarak İslam’ı yaşayan.
“sonra doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım.’’ Ama doğru yolda gitmesi şartıyla.
“Seni kavminden 'çarçabuk ayrılmaya iten' nedir ey Musa?’’ diyor Allah. Birden bu ayete geçiyor. Lider mutlaka kavminin başında olması lazım.
“Dedi ki: ‘Onlar arkamda izim üzerindedirler, hoşnut kalman için, Sana gelmekte acele ettim Rabbim.’ Dedi ki: ‘Biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den geçirdik, Samiri onları şaşırtıp-saptırdı.’’ O devrin münafığı.
“Bunun üzerine Musa, kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndü. Dedi ki: "Ey kavmim, Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı?’’ Mesela şimdi de bize güzel bir vaadde bulunuyor Allah. İttihad-ı İslam, Mehdiyet, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın inişi.
“Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi?’’ adamlara uzun geliyor.
“Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?’’
ADNAN OKTAR’IN KAÇKAR TV’DEKİ CANLI SOHBETİ (16 MART 2011; 00.30)
ADNAN OKTAR: Bismillah, şeytandan Allah’a sığınırım. Taha Suresi, 83; “"Seni kavminden 'çarçabuk ayrılmaya iten' nedir ey Musa?"” diyor Allah. Liderler başta olmadığında insanlarda bir bozulma olabiliyor, eksiklik olabiliyor. Demek ki şahs-ı manevi yeterli değilmiş. Liderin önemine Allah dikkat çekiyor. “Dedi ki: "Onlar arkamda izim üzerindedirler, hoşnut kalman için, Sana gelmekte acele ettim Rabbim."” Yani, “onlara ben zaten anlatılanları anlattım, dinin hükümlerini anlattım, izim üzerindeler” diyor, zaten gereğini yapıyorlar, İslam’ı yaşıyorlar diyor. “Sana gelmekte acele ettim Rabbim” diyor. “Dedi ki:” Cenab-ı Allah, “Biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den geçirdik, Samiri onları şaşırtıp-saptırdı.” Hemen münafık bir hareket gelişiyor. Lider olduğunda böyle bir şey olmuyor. Yani şahs-ı maneviye verilen bir cevaptır Kuran’da bu. Başsız bir toplumun, başsız Müslümanlığın ne hale geleceğini Allah gösteriyor. Hemen münafık bir rejimin, münafık bir düşüncenin Müslümanların içerisinde gelişebileceğini Allah gösteriyor. Nitekim de İslam aleminin büyük bölümü öyledir. Bir tek Türkiye kurtulmuştur bundan, inşaAllah. “Demişlerdi ki: "Musa bize geri gelinceye kadar ona (buzağıya) karşı bel büküp önünde eğilmekten kesinlikle ayrılmayacağız."” Hani şahs-ı maneviyle oluyordu? Bak, lider olmayınca ne oluyor görüyorsunuz. Ne diyorlar? “Musa bize geri gelinceye kadar ona (buzağıya) karşı bel büküp önünde eğilmekten kesinlikle ayrılmayacağız.” “Sapıtmış vaziyette devam edeceğiz” diyorlar. Lider gelince anında duruyor. Şahs-ı maneviyle olmayacağını Allah gösteriyor işte. Hem de herhangi bir lider değil, güçlü bir lider, inşaAllah; akıllı bir lider, inşaAllah.
SAYIN ADNAN OKTAR’IN A9 TV’DEKİ CANLI SOHBETİ (14 ARALIK 2011; 01:00)
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım. Taha Suresi, 82-86.
“Gerçekten Ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup’’ Salih amel nasıl? Samimiyet. Samimi olarak İslam’ı yaşayan.
“sonra doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım.’’ Ama doğru yolda gitmesi şartıyla.
“Seni kavminden 'çarçabuk ayrılmaya iten' nedir ey Musa?’’ diyor Allah. Birden bu ayete geçiyor. Lider mutlaka kavminin başında olması lazım.
“Dedi ki: ‘Onlar arkamda izim üzerindedirler, hoşnut kalman için, Sana gelmekte acele ettim Rabbim.’ Dedi ki: ‘Biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den geçirdik, Samiri onları şaşırtıp-saptırdı.’’ O devrin münafığı.
“Bunun üzerine Musa, kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndü. Dedi ki: "Ey kavmim, Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı?’’ Mesela şimdi de bize güzel bir vaadde bulunuyor Allah. İttihad-ı İslam, Mehdiyet, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın inişi.
“Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi?’’ adamlara uzun geliyor.
“Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?’’
Sayın Adnan Oktar'ın 8 Şubat 2010 tarihli röportajından Taha Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: Bismillah. Şeytandan Allah'a sığınırım. Diyor ki Cenab-ı Allah, Hz. Musa'nın dilinden, 83. ayet, Taha suresi. “Seni kavminden çarçabuk ayırmaya iten nedir ey Musa”, diyor. Hz. Musa dedi ki, “Dedi ki; “onlar arkamda izim üzerindedirler. Hoşnut kalman için sana gelmekte acele ettim Rabbim”, diyor. İnşaAllah. Ben niye İstanbul'dan ayrılmıyorum? Allah'ın rızası en çok burası olduğu için. Allah'ın rızası burada olduğu için. Ağabey konumunda olan insan hiçbir zaman için etrafındaki insanı bırakmaması lazım. Ne olursa olsun. Niye Türkiye'den ayrılmıyorum? Vatanım olduğu için.
Niye İstanbul'dan ayrılmıyorum? Vatanımız olduğu için. İnşaAllah. Vatandan ayrılmaz. Yani bu hicret ayrı bir şey değil. Hicret yaşama imkanı kalmamıştır. Yani %100 öldüreceklerdir. Kurtuluşu yoktur. Can hayana kaçarsın. Ama bir yerde zorluklar var diye orası terk edilmez. O zaman Bediüzzaman’da burayı terk etmesi gerekiyordu. Said Nursi Hazretleri'nin 30 yılı hapse geçti. O zaman kaçıp gitmesi gerekiyordu değil mi? Herhangi bir ülkeye kaçıp gitmesi gerekiyordu. Bunu yanlış değerlendirmek olmaz. Çileye talip olmuştur. 30 yıl hapislere yatmıştır. Ama vatanını bırakmamıştır. Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri de öyle. Çok çetin şartlarda olmuştur fakat vatanını bırakmamıştır.
“Dedi ki, biz senden sonra kavmini deneme fitneden geçirdik. Samiri onları şaşırıp saptırdı”. O devrin münafığı Samiri. Şaşırtıp, önce şaşırtıyor sonra saptırıyor. “Bunun üzerine Musa kavmine oldukça kızgın ve üzgün olarak döndü”. Hz. Musa böyle heyecanlı bir peygamber. Yani sinirlenebilen, mesela korkuyor bazen. Allah “korkma” diyor, “peygamberler korkmaz” diyor. Heyecanlı ruhu. Bu imtihan açısından çok makbuldür. Mesela bazı insanlar yanında bomba patlasa kıpırdamaz. Hiç etkilenmezler. Ama bazı insanlar çok heyecanlıdır. Yani en ufak bir şeyle irkilir. Mesela sese, kokuya. Herhangi bir harekete karşı çok irritedir. Yani böyle çok etkilenme gücü yüksektir. Bu daha imtihan açısından daha makbuldür. Yani duyarsız bir insansa duyarlı bir insanın imtihanı daha çok kıymetlidir. Yani korkmaya açık bir insanın cesareti makbuldür. Korkmayı bilmeyen bir adamın cesareti makbul olmaz.
“Bunun üzerine Musa kavmini oldukça kızgın üzgün olarak döndü. Dedi ki: “Ey kavmim Rabbiniz size güzel bir vaatte bulunmadı mı? Size verilen söz ya da süre pek mi uzun geldi?” Mesela şimdi İslam'ın hakimiyetini Cenab-ı Allah vaat etmiştir. O süre insanlara uzun geliyor. Mesela 30 yıl sürmesi, 40 yıl sürmesi uzun geliyor. O yüzden reddedebiliyorlar mesela Mehdi'nin çıkışını, İslam'ın hakimiyetini reddedebiliyorlar. Halbuki Allah her zaman uzun vakti kullanır. Mesela Hazreti Musa çölde 40 yıl kalmıştır, kavmiyle beraber. Allah uzun zamanlar kullanır. Mesela peygamberlik 40 yaşında geliyor peygambere. 20 yaşındayken gelmez. Gelmiyor yani. 25 yaşında gelmiyor. Yani ne yaparsa yapsın gelmez. Mesela Mehdiyet’le İslam'ın hakimiyeti şimdi söylüyoruz.
Mesela birkaç yıl içerisinde bekleyen insanlar var. Böyle bir şey olmaz. Yani onun bir zamanı var. Mutlaka o zamanın geçmesi gerekiyor. Biz mesela geceli gündüzlü faaliyet yapıyoruz. Dalwinizmi anlatıyoruz, materyalizmi anlatıyoruz, televizyonlara çıkıyoruz. Hiç etkisi olmaz o anlamda. Allah'ın dediği tarih gelmedikten sonra hakimiyet olmaz. Yani mutlaka o vaktin gelmesi gerekiyor. Şimdi biz hakikaten heyecanlıyız. En fazla bir yıl heyecanımız şey oluyor. Diyoruz ki hemen olsun. Olmaz. Yani insanlar hemen anlasın istiyoruz. Hemen anlamaz insanlar. Çünkü kalpler Allah'ın elinde. Allah'ı istemediğimi anlayamıyorlar. Ama vakti geliyor. Bu sefer de şaşırtıcı şekilde herkes kabul ediyor. Yani en alakasız gibi görünen adamlar bile bakıyorsun kabul etmişler. O da çok şaşırtıcı oluyor. Ani gelişme oluyor. MaşaAllah.
Bak, “dediler ki; “biz sana verdiğimiz sözden kendimizden dönmedik. Ancak o kavmin Mısır halkının süs eşyalarına bir takım yükler yüklenmiştik. Onları ateşe attık. Böylece Samiri'de attı.” İşte mücevher, çıkar, para insanları çok etkiliyor. Kur'an buna işaret ediyor. Bir de insanları tek bir insan saptıra biliyor. Kur'an buna işaret ediyor. Bir de insanları, tek bir insan saptırabiliyor. Yani insan genelden dengelidir. 50'ye 50'dir. Mesela bir insanı 49'a çevirebilirsin. Olumsuza götürebilir bir insan istese. Mesela kötü bir arkadaş geriye çevirebilir. Ama istese 51 daha geriye götürebilir. Mesela bir genç kıza desen ki sabah kalktığında ya bugün çok kötüsün desin inanır o. Toparlanamaz akşam o kadar toparlanamaz. Kesinlikle. O büyü etkisi yapar yani imkansız.
Yani kötü bir de olsa ya “bugün ne kadar dinsizim” falan dersen o birden canlanır. Yani insan kadar telkine açık bir varlık çok şeydir. Onun için mesela internette insanlara mesela yayın yapan bir televizyon kanalı oluyor. Bir tane mail gönderiyor. Diyor ki falanca çok kötü ya siz niye çıkarttınız bu televizyonu diyor. Adam allak bullak oluyor böyle. Beynime bir gidiyor bir giriyor böyle. İradesi zayıf olduğu için. Yani nereden çıktı bu söz diye ona tavır koyamıyor. Hatta iki veya üç olduğunda bacakları ayrılıyor, gücü yetmiyor. Onun için yani olumsuz telkine karşı olumlu telkin çok önemlidir. İnsanlarda öyle bir zaaf vardır. Mesela siyasi liderler çıkıyor bazen. Mesela birisi bir olumsuz konuşma yapıyor. Ertesi gün anket yapılıyor. Halkın oy verme oranında %4 düşüş oldu diyor. Yani sırf o konuşmadan adam allak bullak oluyor.
Amerika'da da var öyle. Mesela diyorlar ki farz edelim, Obama diyorlar işte şöyle bir suçu işlemiş vaktinde diyorlar. Öyle duyduk. Hemen anket yapılıyor. İnsanın iradesizliğini görmeniz açısından en azından 2 puan 3 puan düşüş oluyor. Mesela diyorlar ki euro değer kaybediyor diyorlar. Akşam gördüm şimdi. Bu muazzam paniğe sebep olur. Herkes eurodan çeker. Yani euroyu dolara çevirtir. Çok kurnaz Amerikalılar yani. Çok uyanıklar. Amerikan dolarının hiçbir şey olmuyor. Kıpırda mı? Olmuyor. Ama mesela Euro çocuk beşiği gibi sallanıyor. Hatta diyor ki, bak en fazla iki yıla kadar diyor Euro tedavülden kalkabilir. Aman diyor Euro'ya yatırım yapmayın.
Çok kurnaz bir ifade. Yani böyle bir ifadeye halkın %90’ı direnemez. Mümkün değil yani. İlla ki gider bozdurur o parayı. Gücü yetmez. Yani iki yıl ne demek? İki yıl sonra param yok olacak anlamına geliyor. Sen ona ne dersen de aksini söyleyin mümkün değil. Bu nasıl oluyor? Mesela ünlü bir ekonomist çıkacak. Obama çıkacak. Bilmem Fransız devletinin ileri gelenleri çıkacaklar. Diyecekler ki işte euro muazzam değer kazanacak şu şu şu sebeplerden. Bu sefer muazzam gelişme oluyor. Mesela Türkiye'de de bazen böyle bir herhangi bir eskiden öyle olurdu. Bir söylenti olurdu. Siyasilerin güçlü olduğu dönemlerde. Ekonomi Allah bullak olurdu. Bir anda. Yani biliyorsun enflasyon muazzam tırmanır. Hatta Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer herhalde bir kitap çıkartmıştı. Anayasa. Kimin başını atmıştı? Ecevit'in başını.
Yazık adamcağız. Allah bullak oldu ekonomi. Yani sırf onun hareketi. O şeyden de muazzam telkin etkisini yaptı. Onun için biz kendi toplumumuzu sözle Allah bullak olmaya karşı eğitmemiz gerekiyor. Yani sözle hiç yıkılmayacak hale getirilmesi lazım. Mesela bak, Türk-İslam Birliği olacak dedim. Bu olumlu bir telkin olduğu için aynı zamanda. Hakikaten olacak ama olumlu bir telkin. Alabildiğinin yollar açılmaya başladı. Yani süratle gelişiyor Türk-İslam Birliği. Bakın her gün görüyorsunuz gazete haberlerini. Ortada bunun hiç lafı yoktu daha önce. Mesela iki kişi çıkıyordu daha önce. Türk-İslam Birliği olur mu ya adamlar biz tanımayız, bilmeyiz, o adamlar yabancıyız zaten. Onlarla öyle bir birlik olmaz. Ayrıca Avrupa buna müsaade etmez, Amerika da müsaade etmez diyorlardı. Hakikaten olmuyordu. Ama ben onların bahanelerini hepsini ortadan kaldırdım. Şu an kimse bir şey diyemiyor. Değil mi? Yani itiraz edecekleri konu yok şu an. Yani şu nedenle Türk-İslam Birliği olamaz diyen kimse yok şu an. O yüzden de alabildiğine gelişiyor şu an. Çığ gibi gelişiyor. Durdurulamıyor.
SUNUCU: Daha demin haber başlıklarında gösteriyorlardı.
ADNAN OKTAR: Yani siyasilere sivil katkı olmazsa, taban katkısı siyasilerin bir şeye gücü yetmez. Öyle bir şey olmaz. Mesela Türkiye'de sol yok oldu. Bakın dikkat edin. Bir daha söylüyorum. Türkiye'de sol yok oldu. Bunu kim söylüyor biliyor musunuz? Solun en ileri gelen elemanları söylüyor. Yani bütün solcular bunu ittifakla söylüyorlar. Bunu CHP'de söylüyor. Türkiye'de dediler. Sol yok oldu. Artık biz oyumuzu sağdan alacağız diyorlar. Doktorum niye yok oldu acaba sol Türkiye'de ve kim yok etti? Samimi olarak söyle.
ALTUĞ BERKER: Hocam sizin yaptığınız faaliyetlerle oldu Allah'ın izniyle. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakın sol neyin üstüne dayanıyor biliyor musunuz? Darwinist materyalist sistem üstüne dayanır. Darwinist materyalizm yıkıldığında sol yıkıldı. Solun dayanacağı, çünkü ilmi bir dayanağı vardı eskiden, felsefi dayanağı vardı. Mesela Ecevit de o zamanlar o çizgideydi. Yani Darwinist, materyalist, sosyalist çizgideydi. Partinin de yapısını ona kaydırmışlardı. Yani zemin oradan kaynaklanıyordu.
O yıkılınca Parti otomatik sağa kaydı. Mecburlar. İnşaAllah. Ama işte bunu siyasiler elde etmiyor. Bunu sivil taban elde ediyor. Yani biz elde ettik. Yani sol siyasette yıkılmadı Sol kültürle yıkıldı, bilgiyle yıkıldı. Darwinizm, materyalizmin yıkılması ile yıkıldı. Sağın iktidar olmasını da yine sivil eğitim sağlar. Yani mesela AKP iktidarı da olsun, mesela Saadet Partisi'nin iktidarı da, Saadet Partisi mesela biliyorsun başbakan olmuştu hocamız. Ama yani muazzam çalışma yapılmıştı o devirde. Yani anti-materyalist, anti-dawinist çalışma yapıldı. O otomatik yansımıştı.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Türkiye çapında 1500'e yakın konferans vermişti hocam sizin şeylerinizde.
ADNAN OKTAR: Şimdi anlat doktorum dinleyebilirim seni.
ALTUĞ BERKER: Bu biz bütün iller dahil olmak üzere yaklaşık 1500'e aşkın yerde konferans verdik. Sizin eserlerinizden yola çıkarak. Evrim teorisinin geçersizliği, yaratılış gerçeği konusunda. Allah'ın varlığını ve birliğinin delillerini, bilimsel delillerini ortaya koyduk, inşaAllah. Bütün kasabalarda hatta 2-3 defa yaptık. İllerde yine aynı şekilde 3'er defa yapmış olduk. Bu şekilde dediğiniz gibi bir tabandan gelen bir uyanış oldu, inşaAllah. Halk bilinçlendi. İnşaAllah, zaten Müslüman olan halkımız daha bir bilinçlenmiş oldu din konusunda. Sol dediğiniz gibi ya da tarafsızlar tamamen sağa kaymış oldular Allah'ın izniyle.
ADNAN OKTAR: Siz kasaba-kasaba gezdiniz değil mi?
ALTUĞ BERKER: Evet inşallah.
ADNAN OKTAR: Şehir-şehir gezdiniz.
ALTUĞ BERKER: Gezdik.
ADNAN OKTAR: Darwinizm ve materyalizm geçersizliğini anlattınız. İman hakikaten anlattınız.
ALTUĞ BERKER: Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu işte iktidara da yansır. Yani bu çalışma iktidara yansır. İnşaAllah. Herkese yaradı yani bütün sahaya yaramış oldu. Yoksa Darwinizm, materyalizm Türkiye'de hakim olsa sol ezici şekilde iktidara gelirdi. Çeşit-çeşit partilerle. Tek bir partiyle değil. Yani komünist düşüncede hakim olurdu. Çok güçlü olarak hakim olurdu. Ezici şekilde iktidara gelirdi. İtalya'da, Fransa'da komünizmin hakim olması yani komünistlerin güçlü olmasının nedeni Darwinizmin güçlü olmasıydı. Sebep buydu. Mesela Amerika'da komünistlerin zayıf olmasının nedeni Darwinizmin gerilemiş olmasındandır. Yani materyalizm yıkıldığı her yerde sağ güçleniyor.
ALTUĞ BERKER: İnşallah.
Sayın Adnan Oktar'ın 16 Eylül 2010 tarihli röportajından Taha Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: 83, Taha Suresi. “Seni kavminden 'çarçabuk ayrılmaya iten' nedir ey Musa?” Şeytandan Allah'a sığınırım. “Dedi ki: “Onlar arkamda izim üzerindedirler, hoşnut kalman için, Sana gelmekte acele ettim Rabbim. Dedi ki: “Biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den geçirdik, Samiri onları şaşırtıp-saptırdı. Bunun üzerine Musa, kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndü. Dedi ki: “Ey kavmim, Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı? Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?” Şeytandan Allah'a sığınıyorum. Asrımıza bakan yönü olarak neyi görüyoruz? “Seni kavminden çabuk çar çabuk ayırmaya iten nedir ey Musa”, Cenab-ı Allah? Sen kavminden ayrı kaldığında kavmin sapıttı diyor. Demek ki, Müslümanlar başlarında makul, akıllı bir lider olursa mükemmel hareket ediyorlar. Ama başlarında birisi olmazsa, biri oradan çekiştiriyor, biri oradan çekiştiriyor, dağılıyorlar. Dengeleri bozuluyor ve anormal hale geliyor ve münafıklara gün doğuyor. Onun için Müslümanların başında Mehdi'nin bulunmasının önemine Kur'an işaret etmiş oluyor. İşari olarak. İnşaAllah. Bak Allah diyor.
“Biz senden sonra kavmini denemeden fitneden geçirdik. Samiri onları şaşırıp saptırdı”. Münafık. Yani Samiri münafıkları temsil eden bir kişi. Saptırdı. Demek ki, münafıklar musallat oluyor. Müslümanların başında birisi olmazsa. Mehdi olacak da münafıklar cirit atacak. Mümkün mü yani? İnşaAllah. Bak diyor ki, “ey kavmim Rabbiniz size güzel bir vaatte bulunmadı mı?” Hazreti İsa inecek demiyor mu Cenab-ı Allah? Mehdi çıkacak demiyor mu hadislerde? Değil mi? İslam dünyaya hakim olacak demiyor mu Kur'an'da?
“Size verilen söz pek mu uzun geldi”, diyor Allah yani o 40 yıllık süre. Mehdi'nin 40 yıllık yapacağı faaliyet size çok mu uzun geldi anlamında da olabiliriz, inşaAllah.
88. ayette. “Böylece onlara böğüren bir buzağı heykeli döküp çıkarttı. İşte bu sizin ilahınız. Musa'nın ilahı budur. Fakat Musa unuttu dediler”. Arapçasında nasıl geçiyor? Dabbe olarak mı geçiyor? Mesela senin bilgisayarında konuşan bir metalden bir şey değil mi? Konuşuyor. Metalden Dabbe. Bize yardımcı oluyor. O zaman da bak onlar da metalden bir Dabbe yapmışlar, o da konuşuyor, böğürüyor diyor bak ayette. Bu konuşuyor o böğürüyor. Münafıkların yaptığı böğürüyor. Müslümanlar hizmet eden de konuşmuş oluyor. İnşaAllah.
Bak “demişlerdi ki” şeytandan Allah'a sığınırım. “Musa bize gelinceye kadar buzağıya karşı bel büküp önünde eğilmekten kesinlikle ayrılmayacağız.” Demek ki Mehdi başında olursa toplumun insanlar ne darwinizme, ne materyalizme sapıtmaya gitmiyorlar. Değil mi? “Musa bize geri gelinceye kadar”. Mehdi gelinceye kadar devam ediyor. İşaret bu ayette. Geldim mi kimse bir şey yapamıyor. İnşaAllah. “Ey annemin oğlu sakalımı başımı tutup yolma”. Demek ki sakal da var, saç da var. Tutacak kadar bir saçı var. Ve sakalı var. Bunu Kur'an durduk yere söylemez Cenab-ı Allah. Bir işarettir. İnşaAllah. Aynı şekilde Mehdi'ye bir işarettir. İnşaAllah. Efendim o sayfanın devamında.
123. sure, Taha suresi. “Artık size benden bir yol gösterici gelecektir”. Bir Mehdi gelecektir. “Kim benim hidayetime (Mehdi'me) uyarsa”, hadi Mehdi isminin şey, türevi. “Kim benim hidayetime uyarsa, kim benim Mehdi'me uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz”. Ebcedi net 1982 tarihini veriyor. Açıp baksın, hesap etsinler. Mehdi'nin ilk yıllarını, inşaAllah. “Kim de benim zikrimden yüz çevirirse artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır”. Eğer beni anmazsanız ekonomik kriz çıkarırım diyor Allah. Bak açık ayet, Kur'an ayeti.
OKTAR BABUNA: Sıkıntılı geçim, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ekonomik kriz çıkarırım diyor bakın. “Kim benim zikrimden yüz çevirirse”, Allah anılmazsa, darwinist, materyalist düşünceye devam ederseniz, “artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır.” Benim kanunum bu diyor Allah. Kriz meydana getiririm diyor.
Sayın Adnan Oktar'ın 17 Şubat 2011 tarihli röportajından Taha Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: 83. ayet, şeytandan Allah’a sığınırım; “Seni kavminden ‘çarçabuk ayrılmaya iten’ nedir ey Musa?’ diyor Allah. “Dedi ki: "Onlar arkamda izim üzerindedirler, hoşnut kalman için, Sana gelmekte acele ettim Rabbim"” diyor. Allah diyor ki; “Dedi ki: "Biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den geçirdik, Samiri onları şaşırtıp-saptırdı."” İşte diyor ya kardeşlerimiz; “Hocam Mehdi (a.s)’dan sonra niye toplum bozuluyor? Niye bozulacak?” İşte bak Kuran’da o mantığın nedeni açıklanıyor. Cenab-ı Allah diyor ki; “Dedi ki: "Biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den geçirdik, Samiri onları şaşırtıp-saptırdı."” Bir tane adam bütün toplumu saptırmaya yetiyor. Bir kişi bütün toplumu imana, İslam’a çekerken, bir tane insan da hepsini saptırmaya yetiyor. Mesela Darwin tek başına çıktı, bütün dünyayı saptırmaya adamın gücü yetti. Yüzde 99,99’unu dinsiz yaptı dünyanın, büyük bir bölümünü. Yüzde 99 diyelim, o kadar da demeyelim de.
Demek ki, iradeli, aktif, güçlü liderler, samimi imanlı bir insan, bütün toplumu etkileyecek güce sahip olabiliyor, Allah’ın dilemesiyle. Çok azgın, şeytani kararlılıktaki bir iblis de, bütün toplumu, eğer Hz. Mehdi (a.s) yoksa, bozma gücüne sahip olabiliyor. Müthiş bir zıtlık meydana geliyor. Yani bir tanesi topluma tamamen ifsat edebilirken, bir tanesi de tamamen toplumu en güzel hale getirebiliyor. Hz. Adem (a.s) devrinden itibaren kıyamete kadar hep Mehdilerle deccallerin mücadelesi vardır. Dünya tarihinde başka hiçbir şey yoktur. Dikkatlice inceleyin, Mehdi ve deccal mücadelesi vardır, iki mücadele, başka bir şey yok.
Şimdi mesela asrımızda da Hz. Mehdi (a.s) ve deccal mücadelesi vardır. Şimdi İslam ülkelerinde bağırtı var, çalkantı var, protestolar var, deccale karşı bağırıyorlar ama deccali hedef alarak bağırmıyorlar. Deccal canlarını yakıyor, kurtulmak da istiyor, yani ateşin içine atılmış bir insan gibi. Ateşin içine atılan bir insan nasıl şuursuz olur, değil mi? Yangında olan bir insan nasıl şuursuz olur, bağırarak oraya buraya şey yapar, onlar da öyle. Halbuki orada deccalin tespiti, Hz. Mehdi (a.s)’ın tespiti gerekiyor. Yani kaçtığı şeyin, rahatsız olduğu şeyin ne olduğunu söylemesi lazım. Kurtulmak istediği yolun da ne olduğunu söylemesi lazım. Sırf bağırtı olmaz.
“Bunun üzerine Musa, kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndü. Dedi ki: "Ey kavmim, Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı?” Güzel vaad; o Kenan ülkesi, o geniş coğrafyada Müslüman gibi yaşamaları vaadi. Rahat yaşayacaklardı. “Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi?” Şimdi aynısını Ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s)’ da görüyoruz. Mehdiyet’te Müslümanlara nasıl bir vaat var? İttihad-ı İslam vaadi var Cenab-ı Allah’tan ve Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuru vaadi var, Hz. İsa (a.s)’ın zuhuru vaadi var. “Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi?” Adamlar diyorlar ki; “daha hala çıkmadı.” Mesela Cübbeli diyor ki; “Bana çok uzun geldi bu süre, daha hala çıkmadı” diyor. Ayette ne diyor Cenab-ı Allah? “Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi?” Cübbeli’ye süre uzun gelmiş, “evet, uzun geldi” diyor. “O yüzden ben İttihad-ı İslam’dan da bahsetmeyeceğim, Türk-İslam Birliği’nden de bahsetmeyeceğim, Mehdi (a.s)’dan da bahsetmeyeceğim, İsa (a.s)’dan da bahsetmeyeceğim. 570 sene sonra gelsin” diyor.
“Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz” yani “kıyameti mi istiyorsunuz?” diyor Cenab-ı Allah; ya bölgesel bir kıyamet, ya dünya çapında bir kıyamet. “Ve bana verdiğiniz sözden caydınız.” Onlar önce senden ayrılmayacak, senin peşinde olacak, senin için Allah rızası için mücadele ediyorlar fakat vazgeçiyorlar. Bak “dediler ki; “biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik”. Toplum demek kendi kendine ifsat olmuyor. Bozulmuyor. “Ancak o kavmin Mısır halkının süs eşyalarından bir takım yükler yüklenmiştik. Onları ateşe attık böylece Samir'i de attı”. Yani altını sermayeyi bir araya topladık diyor hepsini. Altının insanlara etki gücü de orada ortaya konuyor ve ifsat edicilerin insanları nasıl yönlendirdiğini Allah Kur'an'da gösteriyor.
“Böylece onlara böğüren bir buzağı heykeli döküp çıkardı. İşte bu sizin ilahınız Musa'nın da ilahı budur fakat Musa unuttu dediler”. Yani eski putperest inanca dönüyorlar. Çünkü Mısır dininde buzağı heykeli onlar için kutsaldı. Hatta Mısır müzesinde eğer gidenler olduysa görebilirler. Orada buzağı heykelleri vardır çok sayıda. Onlar ona toparlar ama Mısır dininde asıl inanç Darwinist, materyalist inançtır. Yani buzağı heykeliyle remzedilir. Nasıl bizimkiler maymunlar remzediyorlarsa maymuna benzer varlıkların biliyorsun önce şöyle-şöyle bir sırtı kambur falan sonra ayağa kalkan bir adamla remzediyor darwinizim. Bunlar da bu şekilde remzediyorlar.
“Onun kendilerine bir sözle cevap veremediğini ve onlara bir zarar veya fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mı?” Yani çamur ne yapabilir? Değil mi? Tesadüf ne yapabilir? Hiçbir şey yapamaz. “Andolsun Harun bundan önce onlara; “ey kavmim gerçekten siz bununla fitneye düşürüldünüz denendiniz. Sizin asıl Rabbiniz Rahman olan Allah'tır. Şu halde bana uyun ve emrime itaat edin” demişti”. Bak “ey kavmim gerçekten siz bununla fitneye düşürüldünüz”, diyor Harun. “Sizin asıl Rabbiniz Rahman olan Allah'tır. Şu halde bana uyun ve emrime itaat edin demişti. Demişlerdi ki; “Musa bize gelinceye kadar ona buzağıya karşı bel büküp önünde eğilmekten kesinlikle ayrılmayacağız.” İşte bak toplumun, lidersiz kalan toplumun nasıl bozulduğunu Allah göstertiyor. Mehdi olmayan toplum ne hale geldiğini Allah göstertiyor. Mehdi olduğunda toplum bozulmuyor. Her devirde böyle, mesela her devirde bir Mehdî çıkmıştır. Bir tek bu devirde insanlar Mehdî istemiyorlar. Yani her devirde Mehdî beklenmiştir. Ve hep küçük mehdîler çıkmıştır. İmam-ı Gazali, İmam-ı Rabbani, Abdülkadir Geylani hepsi tek tek zamanlarına çıkmış. Fesadı izale etmiştir. Ümmete de doğru istikameti göstertmişlerdir. Kur'an'ın ışığıyla.
“Musa da gelince; “ey Harun demişti. Onların saptıklarını gördüğün zaman seni onlara müdahale etmekten alıkoyan neydi?” Neden müdahale etmedin? “Niye bana uymadın? Emrime baş mı kaldırdın? Dedi ki; “ey annemin oğlu.” Annemin oğlu demesinden kastı. Onun kalbini yumuşatmak için onu özellikle seçiyor annemin oğlu. Anneden beraber kardeşiz diyor. “Sakalımı ve başımı tutup yolma”. Demek ki, sakalı ve saçı var. Yani kesilmiş değil, kazınmış kesilmiş değil. Hazreti Harun'un. “Tutup yolma”, demek ki, bir hayli öfkelenmiş Hazreti Musa. Yani çok celalli ve çok heyecanlı bir peygamber Hazreti Musa. “Ben senin İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü önemsemedin demenden endişelenip korktum”. Yani bölünmenin tehlikesine de burada dikkat çekiliyor. Hazreti Musa'nın bölünmeye ne kadar titiz olduğu, kendi aralarındaki bölünmede şiddetli bir tavır aldığı buradan anlaşılıyor. Bu ayetten anlaşılıyor. “Sözümü önemsemedin”. Sözü önemsemek çok önemli. Mesela birçok insan birçok sözü önemsemez. Söylersin, kulak arkası eder. Anlatırsın, anlamazlıktan gelir. Halbuki her söz dinlensin diye ve önemli olduğu için söylenir zaten. Önemsememek şeytani bir harekettir. “Demenden endişe edip korktum.”
“Musa dedi ki; “ya senin amacın nedir ey Samiri?” Yani oradaki müdahaleden bozan herkesle konuşuyor Hazreti Musa. “Dedi ki; “ben onun görmediklerini gördüm. Böylece elçinin izinden bir avuç aldım attım. Böylelikle bana bunu nefsim hoşa giden bir şey gösterdi”. Yani yepyeni sapkın bir görüş meydana getiriyor. İslam'a Kur'an'a uygun olmayan deccali bir görüşü ortaya koyuyor. “Dedi ki; “haydi çekip git artık senin hayatta hak ettiğin ceza bana dokunulmasın deyip yerinmendir”. Yani öyle bir insanı toplumdan tecrit ediyor. İlk uygulama olarak yani toplumla bağlantısını kesiyor. Ve yanına da kimse yanaşmasın diyor.
“Ve şüphesiz senin için kendisinin asla kaçamayacağın bir buluşma zamanı vardır”. Yani ahirette de Allah sana bunun karşılığını verecek bu yaptığının diyor. Fiili şahsına bir şey yapmıyor yani ona sürgün cezası veriyor sadece. “Üstüne kapanıp bel bükerek önünde eğildiğin ilahına bir bak. Biz onu mutlaka yakacağız. Sonra darmadağın edip denize savuracağız”. Yalnız işte bu buradaki çok ilginç. Bu altından bir buzağı, “biz onu mutlaka yakacağız. Sonra darmadağın edip denize savuracağız”. Yani öyle bir toz ki, bu kül gibi olması lazım. Kül ayarında bir toz olması lazım denize savurulması için. Bulut gibi bu hale getirmesi lazım altının. Altını toz hale getirmenin yani böyle kül hale getirmenin ilmini biliyor Hazreti Musa.
Bunu halen tapınakçılar da bu sırrı biliyorlar. Yani bu yaptıkları manna rengi çalışmada elde ettikleri toz o. Beyaz toz. Altından elde ediyor. Yani kimyasal analizi yapıldığında magnezyuma da benziyor, kalsiyuma da benziyor, çinkoya da benziyor. Tam teşhis edemiyorlar, ne olduğu anlaşılamıyor. Yani hiçbir metale benzemiyor. Çok kızdırılırsa, çok yüksek ateşte tutulursa, uzun süre ateşte tutulursa, altına dönüşmeye başlıyor. Yahut platine dönüşmeye başlıyor. Böyle bir madde. Aşırı derecede ince yani. Çok çok ince. Toz olarak muhafazası pek mümkün olmuyor. Suyun içerisinde muhafaza edilebiliyor manna.
“Sizin ilahınız yalnızca Allah'tır ki ondan başka ilah yoktur o ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır. Sana geçmişlerin haberlerinden bir bölümünü böylece aktarıyoruz”. Bunlar bilinmeyen haberler. “Gerçekten sana katılımımızdan bir zikir verdik. Kim bundan yüz çevirse şüphesiz kıyamet günü o bir günah yükü yüklenecektir. O yükün altında ebedi olarak kalıcıdırlar. Bu kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür. Sura üfürüleceği gün biz suçlu günahkarları o gün yüzleri kara gözleri gömgök”. Bak yüzleri kara gözleri gömgök. Yani mor gözlü. Gözünde renkli kısım yok. Beyaz kısım da yok. Blok olarak gözü mor. Ve kas katı. Yani hareket ettiremiyor. Sadece bir mor kitle var gözünde. Toplayacağız. “Dünyada yalnızca 10 gün kaldınız diye kendi aralarında fısıldaşacaklar”. Bak bunlar da on gün kaldıkları kanaatindeler. Yaklaşık on gün kaldık diyorlar. Bütün ömürleri boyunca zaman izafi olduğu için.
“Sana dağlar hakkında sorarlar. De ki; “benim Rabbim onları darmadağın edip savuracak”. Yani kıyamette hepsi dağılacaklar diyor. “Yerlerini bomboş, çırçıplak bırakacaktır”. Dümdüz olacak arazi diyor. Mesela Ağrı Dağı'na gittiğinde adam ovayla karşılaşacak. Mesela Sübhan Dağı'na gittiğinde ovayla karşılaşacak. Dümdüz. “Orada ne bir eğrilik göreceksin, ne bir tümsek”. Yani hafif bir tümsek bile olmayacak diyor Allah. Uçsuz bucaksız düzlük meydana getireceğim diyor kıyamette. “O gün kendisine sapma imkanı olmayan çağırıcıya olacaklar”. Bir çağırıcı var onu ayrı kıyamet zamanı göreceğiz çağırıcıya yani o yüksek sesle bir şey söylüyor insanlar ona doğru hareket ediyorlar.
“Rahman'a karşı sesler kısılmıştır.” Yani öyle Cübbeli'nin dediği gibi laubali konuşmalar yapmak mümkün değil. Bak “Rahman'a karşı ses Allah'a karşı sesler kısılmıştır” diyor. Cübbeli de cedir-cedir böyle pervasızca konuşacağını söylüyor. Örnek de veriyor nasıl konuşacağına dair. Böyle bir şey yok. Ayet açıklıyor. “Artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin.” Yani o ortamda, arazide sürekli bir ses var. Başka bir ses duyamazsın diyor. Hırıltıyı andıran bir ses. “O gün Rahman'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz”. Mehdiler ve peygamberlerin artık orada sözü geçerli oluyor. Allah onların sözünü güzel buluyor. Ondan gerisi dinlenmiyor. Yani kimse orada Allah şefaatini kabul edeceği insanlar sadece onları dinliyor Allah. İnşaAllah.
“O önlerindekini, arkalarındakini ne bilir? Onlar ise bilgi bakımından onu kavrayıp kuşatamazlar”. Bizim her tarafımızı Allah biliyor ama biz sadece belli bir kısmı görebiliyoruz. Belirli bir kısmın belirli bir yönünü görebiliyoruz. Mesela belirli dalga boyunda, belirli renkleri, belirli cisimleri görebiliyoruz. Allah her cismi, her dalga boyunda her şeyi görebiliyor. “Artık bütün yüzler diri, kaim olanın önünde eğik durmuştur”. Yani bak böyle laubalilik, münasebetsizlik yapmak mümkün değil. Ne diyor Allah? “Yüzler diri, kaim olanın Allah'ın önünde eğik durmuştur.” Yine dimdik bakmıyor, başı yerde duruyor insanlar. Cübbeli'nin konuşmasına bakalım. Son derece laubalilik bir tartışma ortamı olacağını söylüyor Allah'la. Haşa.
“Ve zulüm yüklenen insan yok olup gitmiştir. Kim bir mümin olarak salih bir amelde bulunursa artık o ne zulümden korksun ne hakkın eksik tutulmasına.” Eğer samimi Müslümansa hiçbir şekilde rencidece olacağı, üzüleceği, korkacağı hiçbir şey yapmayacağım diyor Allah, ahirette. Yani baştan sona kadar rahat edecek diyor. Ölümü dahil, arafa gelişi dahil, dirilmesi dahil, hepsinde sürekli huzur ve rahatlık sunacağım diyor Allah. Yani en ufak tedirgin olacaklar, rahatsız olacaklar, bir şey yapmayacağım diyor Allah. Sırf küfür içindir dehşet ve rahatsızlık. Çünkü canın alınmasında rahatlığı Allah özellikle söylemiş. Mülayemetle diyor canları alınır, güzellik de alınır diyor ayette. Dirilmeleri yine güzellikledir. Mahşer meydanına getirilmeleri yine güzellikledir. Hiçbir şekilde canlarını yakacak, tedirgin edecek, onlara huzursuzluk verecek bir şey olmayacak diyor Allah.
“Biz onu bir Arapça Kur'an olarak indirdik. Orada korkulacak şeyler türlü şekilde de açıkladık”. Yani tehdit ettiğim konuları diyor Allah açıkladım diyor. “Umulur ki korkup sakınırlar. Ya da onlar için düşünme yeteneğini oluşturur”. Yani bir yer düşünecekler bir yön bulurlar diyor. “Hak olan biricik hükümleri olan Allah yücedir. Onun vahiy sana gelip tamamlanmadığın evvel Kur'an'ı okumada acele etme ve de ki Rabbim ilmimi artır”. Peygamber Efendimiz vahiy geldiğinde biliyorsunuz birden rengi soluyordu. Üstünü tülbentle örtüyorlardı Peygamber Efendimizin. Ve bir uğultu hissediyordu.
Bütün Müslümanlar orada bulunan Müslümanlar. Bir basınç hissediliyordu. Basınç kalkıyordu bir süre sonra. Peygamber efendimiz kendine geliyordu. Tülbenti açıyorlardı. Peygamber efendimiz elini yüzünü yıkıyor. Vahiyden sonra. Ve peygamberimiz vahiyi unutmamak için tekrarlıyor ayeti. Sürekli tekrarlıyor. Ezberinde tutabilmek için. Allah da diyor “ezberini tutmak için uğraşma”. Yani o şekilde gayret etmene gerek yok. Tekrar etmene gerek yok. “Ben zaten senin ezberinde onu tutacağım” diyor Allah. Yani ona gerek yok diyor. Zaten onun için bir özel gayret etmene gerek yok. De ki diyor, “Rabbim ilmimi artır”. Biz de ya Rabbi ilmimi artır diyoruz, inşaAllah.
“Andolsun biz bundan önce Adem'e ahit vermiştik fakat o unuttu. Biz onda bir kararlılık bulamadık”. İşte imtihan ortamı olmadığı için o kararlılık gelişmiyor. Ama şu anda mesela bizde bir, değil mi? Her insanda Müslümanlarda kararlılık oluyor. İbadette kararlılık, dürüstlükte kararlılık, akılda kararlılık, iradede kararlılık. Her şeyde bir kararlılık oluyor. “Hani biz meleklere Adem'e secde edin demiştik. İblis dışında diğerleri secde etmişlerdi. O ayak dilemişti”. Bak meleklere Adem'e secde edin diyor Cenab-ı Allah. İblisin dışında melekler hemen secde ediyorlar. Gurur, enaniyet yapmıyorlar. “O ayak diremişti”. Yani tam klasik züppe yani dünyadaki klasik züppe, enaniyetli, gururlu insanlar olur ya. O o tarz. Klasik züppe karakteri.
“Bunun üzerine dedik ki; “ey Adem bu gerçekten sana ve eşine düşmandır. Sakın sizi cennetten sürüp çıkartmasın sonra mutsuz olursuz”. Allah ayrıca bildiriyor. Bak diyor bunun böyle bir vasfı var. Sakın buna uymayın diyor. “Şüphesiz senin acıkman, çıplak kalmaman orada cennette kalmana bağlıdır”. Yani orada ne acıkmazsın ne de çıplak kalırsın. Yani cennet elbiseleri giyeceksin. Yemeğin, yiyeceğin her zaman hazır. Bir zor içerisinde olmazsın cennette diyor Allah. “Ve gerçekten sen burada susamayacaksın”. Yani cennette susama diye bir sorunun yok. Susama hissi verilmeyecek sana diyor. İster içersin ister içmezsin. Susama hissini yaşamayacaksın diyor. “Ve yakıcı sıcakta da yanmayacaksın”. Yani havada yüksek ısı mesela burada değil mi? Soğutucular kullanılıyor, ısıtıcılar kullanılıyor. Sürekli uğraşıyoruz havayı dengede tutabilmek için. Böyle ısıyı ayarlamak, ısıyı sabit tutmak için de uğraşmayacaksın diyor Allah. Sürekli ısı zaten güzel cennette. Yani ılıman bir iklim var.
“Sonunda şeytan ona vesvese verdi”. Hazreti Adem'e. “Dedi ki; “sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi?” Yani sana bir bilgi vereceğim diyor. Bir şey söyleyeceğim. Hem sonsuz olacaksın diyor. Yani bir süre sonra yok olmayacaksın. Ölmeyeceksin. Ayrıca mülk de devam edecek diyor. Bütün malın mülkün de devam edecek. Sana bir bilgi vereceğim ben diyor. Zaten Cenab-ı Allah ona garanti vermiş. Sen diyor sonsuz yaşayacaksın diyor. Mülkün de cennet diyor. İstediğin gibi yaşayacaksın diyor. Mülkünde cennet diyor istediğin gibi yaşayacaksın diyor. Ama şeytan da diyor ki sen zannettiğin gibi değil. Sen bir süre sonra yok olacaksın diyor. Öleceksin sen diyor. Ben sana bir bilgi vereceğim diyor. Allah senden bunu diyor haşa gizliyor diyor. Ben sana bu bilgiyi vereceğim. Sen bu bilgiye göre hareket ettiğinde ne öleceksin ne de mülk kaybolacak diyor. Ve vesvese veriyor. Halbuki Hazreti Adem'in Allah'a güvenmesi lazım orada. Fakat şeytanın o söz üzerine, şeytanın o ifadesinin doğru olabileceğini düşünüp aklı oraya gidiyor. Şeytanın ifadesine gidiyor.
“Böylece ikisi ondan yediler”. Bir meyve ağacı var. Ondan yememelerini söylüyor. İkisi yediler diyor. “Hemen ardından ayıp yerler kendilerine açıldı”. Hemen cinsel organları ikisinde de görünüyor. Elbiseler üstlerinden gidiyor. Cennet elbiseleri bir anda gidiyor üstlerinden. Üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp örtmeye başlıyorlar. Oradaki yapraklardan alıp utanıyorlar. Hemen üstlerini örtmeye çalışıyorlar. Yani geniş yapraklardan vücutlarını örtmeye çalışıyorlar. “Adem Rabbine karşı gelmiş oldu ve şaşırıp kaldı. Sonra Rabbi onu seçti, tövbesini kabul etti. Doğru yola iletti”. Çok çok pişman oluyor Hazreti Adem. Bir de doğal ihtiyaçların olduğunu gördüğünde Hazreti Adem ağlıyor. Yani çok çok sarsılıyor. Yani insanda olan doğal ihtiyaçları görüyor yani aczini görüyor. Çünkü cennette acz yok acze ait hiçbir şey yok onları görünce ağlıyor ve çok şiddet pişman olup Allah'a tövbe ediyor.
“Dedi ki; “kiminiz kime düşman olarak hepiniz oradan inin”. Yani şeytan size düşman olacak size düşman düşman olarak şeytanı kabul edeceksiniz. Artık size benden bir yol gösterici gelecektir. Bir Mehdi, bir mürşit gelecektir. “Kim benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz”. 1982 tarihini veriyor, Ebced. MaşaAllah. “Artık size benden bir yol gösterici gelecektir. Kim benim hidayetime uyarsa”, kim benim hidayetime uyarsa kim benim mehdime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz. 1982. Şeytanı tam anlamıyla tepeleyecek olan da Mehdi'dir Ahir Zamanda. Yani Mehdi'nin şeytanı öldüreceği söylüyor peygamber, inşaAllah. Tabi “kim benim hidayetime artık size benden bir yol gösterici gelecektir” de ayet tabi anlamı geniş tabi. Sürekli peygamberler gelecektir anlamına geliyor.
“Kim benim hidayetime uyarsa Allah'ın verdiği hidayet” yani peygamberler vesilesiyle gelen hidayete uyarsa “artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz”. Ama ikinci anlamı işari anlamına baktığınızda artık size benden bir yol gösterici gelecektir. Bir Mehdi gelecektir. “Kim benim hidayetimi uyarsa”, Mehdi mi uyarsa, hidayet, zaten Mehdi kelimesi, hidayet kelimesinden gelişen bir kelimedir. “Uyarsa artık o şaşırıp sapmaz”. Yani şaşırıp sapma deccaliyetin özelliğidir. Şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz. Deccaliyette şaşırma vardır, sapma vardır ve mutsuz olma vardır. İnsanlar şu an mutsuz mu? Mutsuz. Şaşırmışlar mı? Şaşırmış durumda. Saptılar mı? Sapmış durumda var.
“Kim de benim zikrimden yüz çevirirse artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır”. Ekonomi kriz meydana getiririm diyor Allah. Bak “artık kim benim zikrimden yüz çevirirse”. Bak artık kim benim zikrimden yüz çevirirse, beni anmazsa, benim yolumdan çıkarsa artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır. Sürekli sürünür. Sürekli para peşinde olacaktır. Sürekli geçim derdinde olacaktır. Sürekli açlık, sürekli sefillik ve perişanlık içerisinde dünya kaçacak o kovalayacaktır. “Ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz”. Bir tek bundan bırakmayacağım diyor Allah. Ahirete geldiklerinde de gözlerini ellerinden alacağım, kör olarak haşredeceğim diyor.
“O da şöyle demiş; “ben görmekte olan biri iken beni niye kör olarak haşrettin Rabbim?” Sen zaten evrime inanıyorsun. Tesadüfen oldu diyorsun. Göz diyorsun. Tesadüfen olma öyle olmaz mı? Tesadüfen olan bir göz niye görsün ya? Değil mi? Şimdi bizim görmemiz dışarıdan gözümüze ışık ışınları geliyorlar. Merceğe geliyor. Bir kere merceğin çok mükemmel olması lazım. Mercek görüntüyü ters olarak düşürüyor. İris'e. Bir kere en başta dünyayı ters görürdük normalde. Eğer Allah sistemi düz yaratmasaydı, görüntü ters düştüğüne göre, biz de tepe takla dünyayı ters görmemiz gerekiyordu. Bundan normal ne olabilir? Niye? Ters görüntü düz hale getirsin beyin. Değil mi? Ters görebilirdik. Beyne düşen görüntü ters olan görüntü düşen görüntü, görüntü olarak düşmüyor, dalga olarak düşüyor.
Yani irise düşen görüntü, insanlar zaten orada küçük bir görüntü oluşuyor ya ufak o görüntüyü “Biz” görüyoruz ve şimdi göz yani orada dışarıdaki alemde o görüntü simsiyahtır sadece ışık ışınlarının dalga boylarının farklı olmasından kaynaklanan bir yapılanma oluşur orada sadece. Simsiyahtır. Ne görüntü vardır ne de renk vardır. Hiçbir şey yoktur. Oradan o meydana gelen dalga boylarını elektrik akımına çeviriyor sinirler. Alıp beyne götürüyor. Beyne görüntü merkezine getiriyor.
Görüntü merkezi şu kadar falan bir şey. Orada işlemden geçtikten sonra şuura giriyor. Beyindeki şuura giriyor. Şuur da şu kadar bir şey. Mercimek kadar. Şuur da o görüntü yani elektrik akımı oraya gelen elektrik akımı çok düşük amperle voltajı çok çok düşük abartılı şekilde düşük olan elektrik akımını simsiyah karanlık beynin içerisinde ruhumuz gözü olmadan, bak gözü olmadan, gözsüz olarak çok kaliteli, üç boyutlu görüntü olarak görüyor ruhumuz. Üç boyutlu görüntü olarak. Yani dünyanın en kaliteli televizyonda bile olmayan bir kaliteyle, derinlik algısıyla görüyor.
Aynı şekilde ses de öyledir. Ses de sadece bir dalgadır. Dalga elektriğe dönüşüyor. Elektrik akımını ruhumuz kulağı olmadan çok net, en ince detaylarına kadar ses olarak duyuyor. MaşaAllah. Mesela dokunma hissi de şimdi. Mesela masanın üstüne dokunuyoruz. Dokunma hissi. Parmaklarımızın ucundaki sinirler bu titreşim alıyor, götürüyorlar. Burada meydana gelen titreşimi beynimize götürüyor. Elektrik akımı olarak şuura bırakıyor. Şuur onu aynı parmak gibi algılıyor. Yani parmağı varmış gibi olmayan parmağı algılıyor. Beynimizde işte parmak yok bizim. Doğrudan parmak ucu odak algılar. Mesela bir limon. Limonun kabuğu limon kokuyor. Limonu biz burnumuzda alıp kokladığımızda nefis bir limon kokusu duyuyoruz.
O limonun üzerindeki kimyasal maddeler burnumuzdaki sinir uçlarına geliyor. Orada elektrik akımına dönüşüyor. Elektrik akımı beynimize gidiyor. O koku alma merkezinden şuur merkezine gönderiliyor. Şuur merkezinde bizim burnumuz olmadan o kokuyu nefis bir limon kokusu olarak alıyoruz. Bak olmayan bir burun orada onu kokuya alıyor. Elektrik akımını koku olarak alıyor. Nefis bir koku olarak. Elektrik akımını üç boyutlu nefis bir görüntü olarak alıyor. Hatta o görüntüden dolayı insanlar birbirlerini kırıp geçiriyorlar. Benim gemim senin apartmanın. Birbirlerini çekip vuruyorlar bilmem ne falan. Bütün olay o görüntünün üstünde oluşur. Yani insanların imtihanı o görüntüyle oluşuyor.
Gözsüz elektrik akımını ruh görüyor. Burunsuz kokluyor. Kulaksız dinliyor. Ruhun kulağı yok. Sadece hafif bir elektrik akımını çok şahane bir ses olarak duyuyor. Ruhun elektrik akımına ihtiyacı var mı? Gözün getirdiği o elektrik akımına ihtiyacı var mı? İşin doğrusu yok. İhtiyacı yok. Çünkü onları yaratan Allah zaten. Elektrik akımı sebeptir. Yani Allah'ın öyle bir şeye ihtiyacı yok. Ama dışarıda cisim olarak yaratmıştır. Siyah, simsiyahtır dış evren ve saydamdır madde. İnsanların aczini görmeleri için bu şekilde yaratmıştır Allah. Biz de o elektrik akımını, elektrik akımından oluşan şu kadarcık elde olan elektrik akımlarının karışımını nefis bir dünya olarak görüyoruz. İşte sokakta genç kızlar çantalarıyla geziyorlar, dedikodu yapıyorlar. Kimi işte pastaneye giriyor, kimi koşuşturuyor. Onların hepsinin filmi şu kadarcık yerde onların kaderinde Allah tarafından planlanmıştır.
Mesela Facebook'ta arkadaşından yazışıyor, okula gidiyor, üniversiteye gidiyor, hastaneye gidiyor. Hastane mesela pastaneye gidiyor, pasta yiyor arkadaşlarının. Hepsi beyninin içindedir, haberi bile yok. Dış alemi hiçbir şekilde göremez. Yani dışarıdaki alemi bir tek Allah bilir. Ama o kadar mükemmel yaratılmıştır ki, ancak düşünün anlayacağı şekilde Allah yaratmıştır. Düşünmeyeni fark edecek gibi değildir.