Sayın Adnan Oktar'ın 15 Mayıs 2010 tarihli röportajından Nur Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Müminler o kimselerdir ki, Allah'a ve Resûlü'ne iman edenler, onunla birlikte toplu(mu ilgilendiren) bir iş üzerinde iken, ondan izin alıncaya kadar bırakıp-gitmeyenlerdir.” Yani kafasının dikine hareket etmiyor. Bir büyüğü var, lideri var, imamı var ki; “Peygamber (s.a.v.) en üstündür, ondan izin alırlar” diyor Allah. “Gerçekten, senden izin alanlar, işte onlar Allah’a ve elçisine iman edenlerdir. Böylelikle, senden bazı kendi işleri için izin istedikleri zaman, dilediklerine izin ver.” İnsan istişare ederek büyüğünden izin almasına da Kuran’da bir işaret var, değil mi? Mesela ağabeysi olur, Hocası olur bir şey olduğunda; “efendim nasıl takdir buyurursunuz, benim böyle bir niyetim var, uygun mudur sizce?” diye nezaketen söylenir. Bu berekettir bir güzelliktir. “Onlar için Allah’tan bağışlanma dile. ”Herkes birbiri için gıyabında bağışlanma dilemesi güzeldir Müslümanın. “Bütün Müslümanları Ya Rabbi affet” diye dua ederiz, inşaAllah Allah bütün Müslümanları affetsin. “Şüphesiz Allah bağışlayan esirgeyendir. Elçinin çağırmasını, kendi aranızda kiminizin kimini çağırması gibi saymayın.” Yani “kaba olur” diyor, “daha saygılı bir üslupla hareket edin Peygamber (s.a.v.)’e karşı“ diyor Allah.
Biz de mesela bir mürşit, bir büyük olduğunda, bir alim olduğunda saygı gösteriyoruz. Kuran’ın işaretiyle o şekilde hareket ediyoruz. “Allah, sizden bir diğerinizi siper ederek kaçanları gerçekten bilir.” Mesela o devirde Peygamber (s.a.v.) devrinde süper karaktersiz alçaklar var. Birisi çıkıyor; bakın ahmağa bak, siper ediyor onu, Peygamber (s.a.v.) görmesin diye onunla beraber çıkmaya çalışıyor. Çıkacaksan haysiyetsiz söyle direkt. “Efendim benim bir mazeretim var çıkmak istiyorum” dersin. Gizlenmene ne gerek var, sahtekarlık yapıyorsun. Bakın akılsızlığa onun fark edilmeyeceğini zannediyor. Bir de Peygamber (s.a.v.) ayrıca vahiy de alıyor, gözü görmese bile Cibril zaten bildiriyor. “Böylece onun emrine aykırı davrananlar, kendilerine bir fitnenin isabet etmesinden veya onlara acı bir azabın çarpmasından sakınsınlar.” Yani Allah’ın velileriyle, peygamberlerle uğraşanlar mutlaka belaya uğrarlar. Allah buna işaret ediyor. “Uğraşmaya gelmez” diyor Allah, bela veririm, canınızı yakarım diyor. Bak; “kendilerine bir fitnenin isabet etmesinden veya onlara acı bir azabın çarpmasından sakınsınlar.” Yani “yapmaz zannedersiniz ama Allah yapar” diyor anlamayanlara. Ama Müminler zaten iman ederler, bu şekilde kabul ederler.
Sayın Adnan Oktar'ın 16 Ekim 2010 tarihli röportajından Nur Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: “Mü'minler o kimselerdir ki,...” şeytandan Allah’a sığınırım, 62’nci ayet; “Allah ve Resûlü’ne iman edenler, onunla birlikte toplu(mu ilgilendiren) bir iş üzerinde iken, ondan izin alıncaya kadar bırakıp-gitmeyenlerdir.” Mesela münasebetsizlik yapanlar var, Peygamber (s.a.v.)’den, imamdan izin almadan paldır küldür gidiyor adam. “İzin almandan gidilmez” diyor, Cenabı Allah. “Gerçekten, senden izin alanlar, işte onlar Allah'a ve elçisine iman edenlerdir. Böylelikle, senden kendi bazı işleri için izin istedikleri zaman, dilediklerine izin ver.” Yani saygı ve Kuran’ın Ruhu bunu gerektiriyor. “Ve onlar için Allah'tan bağışlanma dile. Şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.”
“Elçinin çağırmasını, kendi aranızda kiminizin kimini çağırması gibi saymayın.” “Elçi çağırdığı vakit, mutlaka icabet edin...” diyor. Halkın çağırması gibi; “buraya gel” diyor, adam; “yok gelmiyorum” diyor ama Elçi dediğinde, imam dediğinde mutlaka itaat edilmesi lazım. Öbür türlü çok büyük bir saygısızlık, anormallik olur ve harama girer. “Allah, sizden bir diğerinizi siper ederek kaçanları gerçekten bilir.” Münafıklar güya sezdirmediklerini zannediyorlar. Münafıkların pis bir elektriği vardır. Pis bir mücadele metotları vardır ve pis bir stilleri vardır. Güya sezdirmiyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in meclisinde adamlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’e yönelik böyle içinde öfke dolu adamın, böyle hasetlik, kıskançlık dolu ve kahpe tıynetli. Nasıl pislik yapsın, rezillik yapsın? Yapamıyor. En sonunda bir Müslüman oradan çıkarken, o da ona siper olarak onunla beraber çıkıyor. Güya sezdirmiyor. Bak, ahmaklığa bak. Bütün milletin içerisinde, herkesin içerisinde çıkıyor; ama ona sorsan sezdirmediği kanaatinde. Burada o çakalın vermek istediği şey şu; bir kere, “Peygamber (s.a.v.) bak bunun farkına varmadı” diyor, “siz farkına varıyorsunuz ama o farkına varmıyor” diyor. “Ben bak, ona nasıl sezdirmeden çıkıyorum?” diyor. “Ben böyle kurnazım” diyor, güya, kendince. Ve terbiyesizlik yapıyor, ahmaklığını ortaya koyuyor. Münafıklarda çok ucuz ve aşağılık kurnazlık kafası vardır. Kendilerini çok kurnaz zanneder. Hakikaten kurnazlardır ama hayvan kurnazlığı vardır. Yani ahmakçasınadır kurnazlıkları. Hakikaten galibiyetleri vardır ama hayvanın galibiyeti gibidir ve mutlaka mağlup olurlar sonunda. Kuran bu aptallıklarına dikkat çekiyor.
“Böylece onun emrine aykırı davrananlar, kendilerine bir fitnenin isabet etmesinden veya onlara bir acı azabın çarpmasından sakınsınlar.” Allah; “belanızı veririm” diyor. Yani “Mehdi (a.s.)’yle uğraşırsanız, Peygamber (s.a.v.)’yle uğraşırsanız, Allah’ın sevdiğiyle uğraşırsanız, belanızı veririm” diyor. Nasıl açıklıyor Allah? “Kendilerine bir fitnenin isabet etmesinden veya onlara acı bir azabın çarpmasından sakınsınlar.” Demek ki, Peygamberlerle mücadele eden mutlaka bir belaya uğrar. Aynı şekilde Mehdiyetle de, Mehdi (a.s.)’yle de mücadele edenler, aynı şekilde Allah’tan bela bulurlar. Kuran buna işaret ediyor.
“Dikkatli olun...” diyor bak Allah. Dikkatli olmak farz. Bak, “...dikkatli olun.” Dikkati kapalı olmayacak Müslüman’ın. “Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır.” Ne var, ne yoksa, bütün mal mülk hepsi Allah’ındır. “O, üzerinde bulunduğunuz şeyi elbette bilir.” Yani, “şu an neredeyseniz sizi bilir” diyor Allah. “Ve O'na döndürülecekleri gün, yaptıklarını kendilerine haber verecektir.” “Ne yaptıysa, ne konuştuysa, ne hareket ettiyse hepsini haber vereceğim” diyor Allah. “Allah, her şeyi bilendir.” Bakın, her yerde, mesela bu sayfayı açtık, buram buram Mehdiyet ve deccaliyet var. Hem deccaliyetten bahsediyor Kuran, deccalların vasfını anlatıyor; hem de Mehdiyetin karşı atağını anlatıyor. Adam da soruyor; “niye bize Mehdiyetten bahsediyorsun?” Mehdiyetin olmadığı bir yer göster bana, herhangi bir, mesela; “şurada yok” de. Her yerde vardır Mehdiyet.
Sayın Adnan Oktar'ın 14 Mayıs 2015 tarihli Hoş Sohbetler programından Nur Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: Cenab-ı Allah peygambere de, diğer insanlara da insanlar saygıda kusur ediyorlar. Çok münasebetsiz adamlar var, halen askerimizde de varlar. Dangalak adam yani, peygamberle konuşmayı bilmiyor, ona saygıyı bilmiyor, bir kısmı nezakette hata yapıyor. Bunlar tabi çok hayat kalitesini bozan, rahatsız eden şeyler. Onun için Kur'an bu konulara da çok dikkat çekmiş.
“Müminler o kimselerdir” diyor Cenab-ı Hak. Şeytandan Allah'a sığınırım. 62. ayet. “Allah'a ve Resulüne iman edenler, onunla birlikte toplumu ilgilenen bir iş üzerindeyken onların izini alıncaya kadar bırakıp gitmeyenlerdir.” Ya yanında peygamber var sen, langur lungur nasıl gidersin ya? Yani nasıl senin mühim bir işin olabilir ki, peygamberi bırakıp gidiyorsun. Peygamberin ehemmiyetini anlamamışsın. Sen güzelliğini derinliğini anlamamışsın ve sevgiyi bilmiyorsun.
“Gerçekten senden izin alanlar ise işte onlar Allah'a ve elçisine iman edenlerdir”. Demek ki, sevgi böyle tecelli ediyor. Sevgi varsa iman oluyor. Yani oradaki nezaket sevgi alameti oluyor. Sevgi de imandan kaynaklanıyor. Ne diyor ayet bak? “Senden izin alanlar işte onlar Allah'a ve elçisine iman edenlerdir.” Gerçek iman alamet. “Böylelikle senden kendi bazı işler için izin istedikleri zaman dilediklerine izin ver ve onlar için Allah'tan bağışlanma dile.” Peygamberin bağışlanma dilemesi geçerli oluyor. Ama zaten onu da bir güzel ahlak görüyor peygamber. Allah bağışlanma diletiyor. Allah affedecek oluyor, peygambere bağışlanma diletiyor. Peygamber bağışlanma dilediği için değil. Allah bağışlanmayı, bağışlamayı istediği için peygamberi vesile ediyor. Dinlediklerine izin ver. Herkese izin verecek diye bir şey yok. Yani müsait görürse izin verir. Müsait görmüyorsa izin vermez. İzin vermedi diye de adam bozuluyorsa, e bu da bir anormallik. Bu da sevgi noksanlığı.
“Şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir.” Ne güzel Allah'ın bağışlayıcı olması. Bak, mesela o devirdeki anormalliklere bak ya. Şeytandan Allah'a sığınırım, “elçinin çağırmasını, peygamberin çağırmasını kendi aranızda kiminizin kiminin sizi çağırması gibi saymayın.” Sanki adalede bir insan onu çağırıyormuş gibi. Anlamıyorlar. Yani her devirde bu kabalık vardır. Her devirde.
“Allah sizden bir diğerinizi siperi ederek kaçanları gerçekten bilir.” Ya ne kadar büyük terbiyesizlik. Kimden gizleniyorsun? Salak, Allah görüyor seni orada. Ya bu kadar akılsızlık olur mu ya? Gizleniyor güya. Bir de peygamberin dikkati çok keskin. Sahabelerin dikkati keskin. Yani kimden gizleniyorsun ya deve kuşu gibi? Olacak hiçbir iş mi yani. Ne kadar münasebetsizlik.
“Böylece onun emrine aykırı davrananlar kendilerine bir fitnenin isabet etmesinden veya onlara acı bir azabın çarpmasından sakınsınlar.” Bela hemen geliyor. Bu bir mucizedir. İşte Kur'an mucizesi. Yani süratle bela geliyor. Peygambere adam münasebetsizlik yapıyor. Allah belasını veriyor. Dinle uğraşıyor. Allah belasını veriyor. İslam’la uğraşıyor. Allah belasını veriyor. Mücahit Allah'a hizmet eden bir insandan uğraşmaya kalkıyor. Allah belasını veriyor. Bakın, inceleyin görürsünüz. Hangi evliya, hangi Allah yolunda mücadele eden insanla kim uğraşırsa bakarsın ki, Allah belasını vermiş.
Sayın Adnan Oktar'ın 29 Ekim 2015 tarihli sohbetinden ticareti ve dünya çıkarlarını bahane ederek Müslümanlardan uzak durmanın yanlışlığı ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: Yunus Suresi 12’de Cenab-ı Allah, insan karakterini vurguluyor, bir kısım insanların bozuk karakterini vurguluyor; “İnsana bir zarar dokunduğunda, yan yatarken, otururken ya da ayaktayken Bize dua eder; zararını üstünden kaldırdığımız zaman ise, sanki kendisine dokunan zarara Bizi hiç çağırmamış gibi döner-gider” (Yunus Suresi 12) diyor. Şimdi insanları görüyoruz işte ticaret peşinde, eğlence peşinde. Kardeşim, sen tamam böyle bir şeyler yapıyorsun, kendini de kandırıyorsun, Allah için yapıyorum diye kandırıyorsun. Allah bela verdiğinde, çok zavallılaşıyorsun. Bütün inananları, herkesi ayağa kaldırıyorsun. Ama bela gidince, sanki hiç ölmeyecekmiş gibi, sanki hiç hastalanmayacakmış gibi, yine balıklama fitnenin içerisine, İslam’dan, Kuran’dan uzak olmanın peşine takılıyorsun. Müslümanlardan uzak oluyorsun, onu da kar biliyorsun. Halbuki sen İslam’dan, Kuran’dan, Müslümanlardan uzak olduğun her dönemde, her saniye aleyhine günah yazılıyor, her saniye. O her saniyenin hesabını vereceksin. İslam’dan uzak, Kuran’dan uzak, Müslümanlardan uzak yaşamak, haramdır.
Sen onu kolay bir şey zannediyorsun ama o her saniyeyi ahirette saniye saniye açıklayacaksın. Uçağa bindiğin andan itibaren, uçakta otururken, indiğinde, yollarda gezinirken Allah sana soracak; “Müslümanlardan neden uzak oldun, İslam’dan neden uzak oldun, neden Allah’ın dinini yaymadın?” diye. Çünkü Allah diyor ki; “ne alışveriş, ne bir ticaret onları Allah’ı anmaktan alıkoymaz.” Seni alıkoyuyor. Peygamberimiz (s.a.v)’i dinlemek için, bir yerde toplanmaları gerekiyor. “Ticaret var” diyorlar, “mal geldi.” Herkes koşuşturuyor. Peygamberimiz (s.a.v)’i ayakta bırakıyorlar. O koştukları her adımın hesabını verecekler. Peygamberi ayakta bırakmanın her dakikasının, her saniyesinin hesabını verecekler. Allah orada iyi bir şey yaptınız demiyor, “kötülük yaptınız” diyor. Sen ticarete koşuyorsun ama dünya ticaretinden senin kazanacağın bir şey olsa bile o dünyada kalıyor. Sen süratle ölüp gideceksin.
Dinden uzaklaşmak için, Müslümanlardan uzaklaşmak için, İslam davasından uzaklaşmak için, adam seyahati seçiyor kendisine, beynini uyuşturmaya çalışıyor. Seyahatleri de rahatlatmıyor diyor “ben bu geldiğim yerden sıkılıyorum” diyor “biraz daha ileriye gideyim” diyor. Oraya gidiyor “ben burada da sıkılıyorum” diyor, “biraz daha ileriye gideyim” diyor. “Burada olmadı ben Hong Kong’a gideyim” diyor, “burada da olmadı New York’a gideyim” diyor. “Burası da beni sıktı” diyor, başka yere gidiyor. Kardeşim sen hastalığı kalbine oturtmuşsun. Kalbin çıkmadığına göre, kalbinle beraber o hastalık gidecek, her yere gidecek seninle. “Kalpleri parçalanmadıkça” diyor “o fitneden, o kafadan vazgeçmezler” diyor Allah ayette. Hakikaten de vazgeçmiyorlar.
ERDEM ERTÜZÜN: “Siper edinerek kaçanları Allah bilir” diye bildiriyor Hocam ayette.
ADNAN OKTAR: Tabii, Peygamber (s.a.v) mesela sohbet ediyor, kaçmak için fırsat kolluyor ”acaba ne yapabilirim? Ticareti mi bahane etsem, evi mi bahane etsem yahut herhangi bir olayı mı bahane etsem?” Kuran’da bahanelerden çok örnekler vermiş ama onlar sembolik örnekler tabii, birçok örnek. Orada amaç kaçmak, İslam’dan, Kuran’dan, Allah’tan, Kitap’tan uzak olmak istiyorlar. Kardeşim ticaret yapıyorsun da, ticaretini sana yaratan kim? Sen ne kadar akılsız adamsın? “Kazandım” diyor. Kazandığını sana beyninde gösteren kim? “Ben falanca yere uçup gidiyorum” diyor. Beyninde sana uçmayı gösteren kim? Sen nereye gitsen zaten Allah’tan uzaklaşamazsın. Allah senin şah damarından daha yakın. Nereye kaçıyorsun? Allah’tan uzaklaşacağını zannediyor kaçmakla, İslam’dan, Kuran’dan uzaklaşacağını zannediyor. Müminlerden uzak durmak demek, Allah’tan uzak durmak demektir.
Kuran’dan uzak durmak demek, Allah’tan uzak durmak demektir. İslam davasından uzak durmak demek, Allah’tan uzak durmak demektir. “Çok şükür Müslüman’ım.” Paraları sayarken Müslüman’ım dersin sen. Ama nefsinin çıkarlarına aykırı olan bir şeyle karşılaştığında tamamen Allah’a karşı oluyorsun, Allah’ın rızasına karşı oluyorsun. Niçin bahaneler üretiyorsun kendine? Çünkü ticaret dediğinde, amacı sadece ticaret değil, Allah’tan uzak olmak oluyor. O ticareti yapayım da o ticaretle Allah yoluna sarf edeyim diye değil. Dininin amacı ne? Allah’ın dinini yaymak. Sen peygamberi ayakta bırakıyorsun. Sen kazandığın paranla peygamberi ayakta bırakmaya tedbir almak durumundasın. Sen kazandığın paranla peygamberi ayakta bırakmak için harcıyorsun, parayı peygamberi ayakta bırakmak için harcıyorsun. Dolayısıyla şeytanın yolunda kullanıyorsun, nefsin yolunda kullanıyorsun. Oradan senin bir kazancın olmaz. Ticareti, çıkarı, şunu bunu bahane ederek, dünya gezmelerini bahane ederek, İslam adına yaptığını da iddia ederek İslam’a zarar verenler, Allah’ı kandıramazlar.
EMRE ACAR: Allah ayetinde “size harcama yetkisi verdiğimiz” diye buyuruyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii.
GÖKALP BARLAN: Bir ayette de yüce Rabbimiz şöyle buyuruyordu Adnan Bey. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Sen de sabah akşam onun rızasını isteyerek dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının aldatıcı süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma” diye buyuruyor.
ADNAN OKTAR: Dünya hayatının aldatıcı süsü, hem de ne aldatıcı. Bin bir türlü hastalıklar oluyor, bin bir türlü rahatsızlıklar oluyor. Kitaplarda, Allah niye bu kadar insanlara bela veriyor, çile veriyor? Kardeşim belaya, çileye rağmen Allah’a yaklaşamıyor adam. Ki Cenab-ı Allah’ın rahmetinden yine bu belanın azlığı. Aslında bu belayı Cenab-ı Allah üç misline, beş misline, on misline çıkarsa, hiç birinin alnı secdeden kalkmaz. Belayı az verdiği için, bu durum oluyor zaten. Bu Allah’ın rahmeti. Allah rahmetiyle insanlara şefkat gösterdiği için bu durum oluyor. Yoksa istese büyük bir bölümünü diyelim, epey bir bölümünü perişan eder, süründürür, yerden kalkamayacak hale getirir. Ne ticarete gücü yeter, nefes almaya bile gücü yetmez. Allah’ı anmaktan başka yapacağı hiçbir şey kalmayabilir. Allah bunu istese, yapar. Onun için dünyada verilen belalar, aslında çok az olan bela. Allah’a karşı yapılana karşı, insan aklıyla baktığımızda, çok çok az olduğunu anlıyoruz. Allah rahmetiyle azaltıyor. Yoksa Allah belayı yağmur gibi yağdırır ve Kendine yaklaştır. Israrla Allah’ı unutma peşindeler. Tabii bir kısım insanlar için bu sözlerim, belirli insanlar için.
BÜLENT SEZGİN: Allah ayette şöyle diyor, şeytandan Allah’a sığınırım. “Günahlarından dolayı Allah onlara azap edecek olsaydı, yeryüzünde kimse kalmazdı” diyor.
ADNAN OKTAR: Tabii ki, işte bu ayet ona işaret ediyor. “İstesem hepinizi hizaya getiririm” diyor Allah “ama yapmıyorum” diyor “kendi isteğinizle yapın” diye.
Cuma Suresi 11‘de Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. “Oysa onlar (kendilerini tümüyle Allah'a ve İslam'a teslim etmeyenler) bir ticaret ya da bir eğlence gördükleri zaman, (hemen) ona sökün ettiler” o tarafa koştular “ve seni ayakta bıraktılar. De ki: "Allah'ın Katında bulunan, eğlenceden ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Cuma Suresi, 11) Hayırlıdır, hayırsızdır demiyor Allah, daha hayırlıdır. Sen daha hayırlı olanı seçmiyorsun. Daha hayırlıyı seçmezsen, karşılığı Allah’ın gazabıdır. Ticarette de hayır var, Allah hayırsızıdır demiyor.
MUHAMMET KÜRŞAT: Bir ayette de Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. “Size güzel bir ticareti haber vereyim mi? Allah’a ve Resulü’ne iman ederseniz mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda mücadele ederseniz bu sizin için daha hayırlıdır” diye bildiriyor.
ERDEM ERTÜZÜN: Başka bir ayette Hocam, şeytandan Allah’a sığınırım. “Kendilerine verdiklerimizle az bir süre yesinler yararlansınlar” diye bildiriyor Allah.
ADNAN OKTAR: Bak, az bir süre. Görüyor musun Kuran’daki sırrı? “Az bir süre.” Adam gelmiş mesela elli yaşına, kırk beş yaşına, kırk yaşına, kardeşim kaç senen kalmış geriye? Zaten ondan sonra hep hastalıklar, belalar. Diyor ki; “doksan yaşıma kadar yaşarım.” Yaşama sayılır mı o? Kırk yaşından sonra, bin bir türlü hastalık geliyor. Her yıl daha da hastalık riski artıyor. İşte şeker, ülser, şudur budur, kanserler peş peşe. Çünkü vücut artık ölümü istiyor belirli bir yaştan sonra. Altmış yaşına kadar yaşamak bile bir marifet, bir üstünlük oluyor. Yetmiş yaşına kadar yaşayana “yaş yetmiş, iş bitmiş” diyorlar. Seksen yaşına kadar, doksan yaşına kadar yaşıyor ama çok perişanlıkla yaşıyor. O zaman dünyanın neyine sen bağlanıyorsun? Neyine hırs yapıyorsun? Delirmiş gibi para yığma. Kardeşim para yığdın yığdın yığdın yığdın tamam, sonra ne olacak? Sonra kendin bir tabak yemek yiyebiliyorsun, kolesterolden dolayı yiyemiyorsun kilo alacağım diye. Elbise de hadi on tane elbisen olsun, giydin, ne olacak? Hiçbir şey olmaz. Gez gez gez, yürü de yürü her yerin binaları aynı.
Hong Kong’a da gitsen, betondan yapılıyor, New York’a da gitsen betondan taştan yapılıyor değişen bir şey yok ki. Asfaltlar her yerdeki asfalt. İnsanların her yerde yüzündeki anlamsız ifade, büyük bölümü öyle. Hemen hemen dünyanın her yerinde egoist, bencil bir yapı var. Çok nadir yerlerde daha değişik. O zaman neyi arıyorsun sen sokaklarda? Sokaklarda sen mutluluğu bulamazsın, sevgiyi, neşeyi bulamazsın. Farz edelim Çin’de bir restorana gidiyor, adamlar diyorlar “hoş geldiniz” kapıda. Kardeşim senin karakaşına, kara gözüne değil paran için yapıyorlar. Paran olmazsa seni uçtu uçtu yaparlar, direkt kapıdan dışarı atarlar seni. Yahut da bulaşıkhaneye iner orada bulaşıkları yıkarsın iki gün. “Param yok kusura bakmayın” diyebiliyor mu adam? O zaman senin paran için sana sevgi gösteriyor. Birçok yer böyledir. Onlardan mı mutlu oluyorsun yani? Sen gerçek mutluluğu arayacaksın, gerçek sevgiyi arayacaksın.
ENDER DABAN: Bir ayette Allah şöyle buyuruyordu, şeytandan Allah'a sığınırım "Kim Allah'tan korkup sakınırsa Allah onu bir çıkış yolu gösterir ve ona hesaba katmadığı bir yerden rızıklandırır" diye buyruluyordu.
ADNAN OKTAR: İşte delice bir gayrete dönüşüyor bu sefer; dünya onlardan kaçıyor onlar onu kovalıyor, ticaret onlardan kaçıyor onlar ticareti kovalıyor, para onlardan kaçıyor, onlar parayı kovalıyor, mal onlardan kaçıyor, onlar malı kovalıyor. Müslüman’da da tam tersidir; o Allah'a doğru gider, o Allah'a doğru giderken, mal-para onu kovalar, onun peşinden gider.
KARTAL İŞ: Bir ayette şeytandan Allah'a sığınırım "De ki benim namazım, ibadetlerim, ölümüm ve dirimim alemlerin Rabbi olan Allah içindir" diyor, İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bizi zannediyor ki böyle Ortodoks Müslüman’ız; böyle denmesi için gerekiyor falan. Kardeşim dünyanın hakikati, gerçek bir şeyden bahsediyoruz. Sürünüyorsun işte, görüyoruz süründüğünü, alenen sürünüyorsun yani. İstediğin yere kaç, bak, Allah diyor ki, "yıl içerisinde onları bir kaç defa belaya uğratmamız, onların dikkatini çekmiyor mu? Ondan ders almıyorlar mı?" diyor. Adam anlamıyor, daha hala dünyada müthiş bir şeyler var zannediyor.
TARKAN YAVAŞ: Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım "Kim Allah'ın zikrinden yüz çevirirse ona bir geçim sıkıntısı vardır." diye Cenab-ı Allah buyuruyor, Hocam inşaAllah ayette.
ADNAN OKTAR: Sıkıntılı bir hayat.
KARTAL GÖKTAN: Müminler için de, şeytandan Allah'a sığınırım "Erkek olsun, kadın olsun kim salih bir amelde bulunursa biz onu güzel bir hayatla yaşatırız" diye buyuruyor Allah.
ADNAN OKTAR: Mesela bu bir mucize. Salih, samimi. Samimi derken, insanlara karşı samimi değil, Allah'a karşı samimi. Önce Allah'a samimi olacak, Allah'a samimi olunca insanlara da samimi olur. Yani o yanlış anlaşılıyor da olabilir. "Ben ticarette işte dürüst adamım, samimiyim" öyle değil. Allah'a samimi olacaksın, Allah'a samimi oldun mu bütün hayatın Allah için olur, Allah için yaşarsın.
OKTAR BABUNA: Allah bir ayette şöyle buyuruyor, şeytandan Allah'a sığınırım "İnkar edenlerin amelleri dümdüz bir arazideki seraba benzer. Susayan onu bir su sanır, nihayet ona ulaştığında bir şey bulamaz ve yanında Allah'ı bulur. Allah da onun hesabını tam olarak görür. Allah hesabı seri görendir." İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak bütün bu ayetler, Allah'ın bu sırlı sistemini açıklıyor. Ve bu sırlı sistemi dünyada fiilen, açık ve alenen görüyoruz. "İşte millet herkes ticaretinde işinde gücünde" Kardeşim, ayrı ayrı sürünüyorlar Allah'tan uzak olanlar. Sen onu görmüyorsun, çantasına bakmıyorsun, eczaneye kaç defa uğrar bilmiyorsun, hastaneye kaç defa gider bilmiyorsun, çektiği acıları sıkıntıları bilmiyorsun. Mesela sosyetenin bir toplantısı oluyor işte, "Ferhunde Hanımla kocası geldi, Necmiye Hanımla beyi geldi" diyor, adamlar iki büklüm olmuş. Aç bak çantalarına, adam kalp ilacı yanında, tansiyon ilacı yanında, romatizma ilacı yanında, ülser ilacı ilacı yanında. Zor bela; onlar günlerce hazırlık yapıyor ayakta durabilmek için, oraya gelebilmek için. Bin bir türlü hastalıkları var. Birçoğunun ikinci adresi neredeyse hastane.
GÖKALP BARLAN: Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım "Sanma ki onlara verdiğimiz mal ve çocuklarla biz onların hayırlarına koşuyoruz" diye buyuruyor Yüce Rabbimiz, Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela malı oluyor, malı onu sinir hastası yapıyor; çekler ödenmedi, senetler ödenmedi, mallar bozuk çıktı bilmem ne. Oğlu oluyor, okula gitmiyor yahut derslerinde başarısız yahut yeteri kadar başarılı olmuyor; ülser oluyor onun yüzünden. Hatta vücut direnci düşüyor, kanser oluyor yani artık ızdırap içerisinde yaşıyor.
ENDER DABAN: Bir ayette Allah şu şekilde bildiriyordu, şeytandan Allah'a sığınırım "Onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Allah onları dünya hayatında azaplandırmak ve canları inkar içindeyken zorlukla çıkmasını ister" diye buyuruyor.
ADNAN OKTAR: Çocuğun olması, tamam kardeşim çocuğun var da, çocuğun da senin peşin sıra gelecek, o da etten kemikten, sen de etten kemiktensin. Çocuğun da sen de hepiniz öleceksiniz. Öyle bir şey yok, sonsuz olacağını zannediyor öyle bir şey yok. Bir de ondan sonra da kıyamet kopacak, bütün tamamı gidiyor. Yani ceddin, sülalen, kemiklerin falan hepsi beraber, tuz buz oluyor, her yer darmadağın oluyor. "Bir tek Allah baki kalacak" diyor. Cenab-ı Allah önce melekleri de hepsini öldürüyor, melekler de yani son Azrail (a.s)'a kadar hepsini öldürüyor, ondan sonra hepsini diriltiyor. Kimseyi sağ bırakmıyor Allah önce. En son Azrail (a.s) kalıyor, en son da onu öldürüyor; Azrail (a.s), Cebrail (a.s).
BÜLENT SEZGİN: Allah dünya hayatının aldatıcı bir meta, süs olduğunu söylüyor, ayette şöyle belirtiyor, "Dünya hayatının aldatıcı süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma” yani samimi Müminlerden kaydırma “kalbini bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi istek ve tutkularına uyan ve işinde aşırılığa gidene itaat etme" diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela diyor ki, "Ben para kazanıyorum Allah'a, dine hizmet edeceğim ileride" diyor. Kardeşim yaşın gelmiş bilmem kaça, hızla ölüme doğru gidiyorsun. Kalbin tutar ölürsün, tansiyonun çıkar ölürsün, araba çarpar ölürsün. Sen nereden biliyorsun o kadar yaşayacağını? Ve sen iyi düşün, sadece zengin olmak istiyorsun sen. İslam'a para vermek istemesin. Mevcut halihazırda vermiyorsun da, paran olunca daha da kudurursun, daha da sıkı olursun, daha da azacaksın, o para seni daha da delirtecek. Allah'tan daha da uzak olacaksın. Peygamberimiz (s.a.v.)'in yanında öyle sahabelerden birisi var, "Ya Resulullah" diyor "Bana dua et de malım mülküm olsun, İslam'a hizmet edeyim." Peygamber (s.a.v.) diyor ki, "Bu halin iyi yanımda oluyorsun akşam sabah, gece de yanımda oluyorsun, sabah da yanımda oluyorsun" diyor. "Bu haline şükret istersen" diyor. "Yok, Ya Resulullah sen bana dua et de, malım mülküm olsun. Ben İslam'a dağıtayım. Ağırıma gidiyor, hoşuma gitmedi bu durum" diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) dua ediyor koyunları oluyor biraz beş-on tane, sonra elli-altmış-yüze çıkıyor, sonra binlere çıkıyor. İlk önce gün aşırı gelmeye başlıyor.
Sonra haftada bir gelmeye başlıyor, sonra ayda bir gelmeye başlıyor, sonra hiç gelmiyor. Kendini helak ediyor. "Ne yapıyorsun?" diyor. "Koyunlarla ilgileniyorum da, onun için" diyor. Kardeşim, koyunlarının hepsi ölecek, sen de öleceksin etme çatma, etten kemikten onlar da. Sen de etten kemiktensin. Nerede koyunların şu an? Yok. O zaman Peygamber (s.a.v.)'le beraber sen hizmet etmiş olsaydın, sonsuza kadar cennette en güzel şekilde yaşayacaksın. Bak kendini helak ettin. İmtihan ortamı olduğu için, Peygamber (s.a.v.) de bir şey demiyor ama nasihat ediyor "Bu halin iyi." Israr da ediyor Peygamberimiz (s.a.v.), "bak sen benim yanımda kal, böyle güzel" diyor. "Yok, sen bana dua et Ya Resulullah" diyor. Binlerce koyunu oluyor. Gelmiyor ondan sonra. Yani mal arttıkça, bazı tiplerin azgınlığı da artar. Kazanamayınca, daha da azgınlaşır, daha da yırtıcı olur.
Kazanamamayı Müslümanlıktan kaynaklanıyor diye düşünür, yani iman ettiği için, Allah'a yakın olduğu için. O zaman Müslümanlara, Allah'a, Kitap'a daha da kinlenir, daha da uzaklaşır. Uzaklaştıkça, Allah daha da batırır, daha batırdıkça daha da Müslümanlara azgınlığı artıyor, İslam'a, Kuran'a karşı, helak olup gidiyor. "Senin yüzünden biz bu uğursuzluğa uğradık" diyorlar. "Uğursuzluğunuz kendinizden" diyor Allah. "Sana düşmanlıkları" diyor ayette, "senin onlara Allah'ın rahmeti vesilesiyle zengin etmen" diyor. Zengin oldukça Peygamber (s.a.v.)'e öfkeleri daha da artıyor, azgınlaşıyorlar. Zengin olunca değil mi şükretmesi lazım, daha yakınlaşması lazım. Daha azgınlaşıyor, daha enaniyet, kibir geliyor, daha uzaklaşıyor. Onun için dünyada bu belalar niye geliyor, hastalıklar niye geliyor falan diye düşünürler. Bir kısım Müslümanlar diyor ki, "ben iyi insanım, bana bela gelmez." O çok acayip bir şey olur. İmtihan ortamında sen hususi olarak çok ciddi şekilde kollanırsan, bu aklın ihtiyarını alır. Senin de aklın ihtiyarını alabilir. Sen de imtihan oluyorsun, senin sabretmeyeceğin ne malum? Onun için mesela peygambere de hastalık geliyor. Rahatsızlık. Mesela Hazreti Eyüp (a.s) başta olmak üzere baya şiddetli sıkıntılar dokunuyor.
Şeytandan Allah'a sığınırım, “gerçekten evlerimiz açık diyorlar, peygamber den izin istiyorlar, oysa onların evleri açık değildi” diyor Allah. “Onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı” diyor. Müslümanlardan uzak durmak istiyorlar, başka bir dertleri yok. Ama bahane anlaşılıyor, mesela konuştuğunda, hemen bir uğursuzluk olduğu anlaşılıyor üslubunda. Mesela gerçekten evlerimiz açık, yani çoluk çocuk orada, insanlar orada zor durumdalar, ne yapacağız? Peygamber (s.a.v.)’in evi açık değil mi, herkesin evi açık. Sonra toptan helak olacaksın, Allah esirgesin.
ENDER DABAN: "Mücadele etmeyi bilseydik, mutlaka sizinle beraber gelirdik” diye söylüyorlar.
TARKAN YAVAŞ: “Çıkılacak yol onlara uzak geldi” diyor.
ADNAN OKTAR: "Bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul etti" diyor. Malın da batacak, ailen de batacak, hepsi yok olacak.