Sayın Adnan Oktar’ın 25 Mayıs 2014 tarihli sohbetinden Furkan Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: Ya Allah bismillah. Furkan Suresi, 40 “Andolsun, onlar, üstüne felaket yağmuru yağdırılmış bulunan o ülkeye uğramışlardır; yine de onu görmüyorlar mıydı? Hayır, onlar dirilmeyi ummuyorlardı.” Yani “yeniden dirilişi ummuyorlardı” diyor Allah. “Seni gördükleri zaman, seni yalnızca alay konusu edinmektedirler: “Allah'ın, elçi olarak gönderdiği bu mu?” (Furkan Suresi, 41) “Allah’ın elçi olarak Mehdi (a.s) olarak gönderdiği bu mu?” diye. Peygamberimiz (s.a.v)’le alay ediyorlar. Ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s)’a tavırları aynı olacaktır.
““Eğer onlara karşı kararlılık göstermeseydik, neredeyse bizi ilahlarımızdan saptıracaktı.” (Furkan Suresi, 42) Yani o devirde onlar Darwinist, materyalist görüşteler. Peygamberimiz (s.a.v) yaratılışı, Allah’ın varlığını, birliğini anlatıyor. Direnmeyi marifet biliyor. Peygamber (s.a.v)’e karşı direnmeyi, hakka karşı direnmeyi marifet biliyor. Onunla övünüyor. Bak “Bizi ilahlarımızdan saptıracaktı. Azabı görecekleri zaman, kim yol bakımından daha sapıkmış, öğreneceklerdir” diyor Cenab-ı Allah. “Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü? diyor Cenab-ı Allah. Demek ki, çok vahim bir şey bu.
Bak “Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü?” Kuran’a göre hareket etmiyor. Kendi kafasına göre, zanlarına göre, kendi hocaları ne diyorsa, kendi âlimleri ne diyorsa ona göre hareket ediyor. Kuran’a göre hareket etmiyor. “Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?” (Furkan Suresi, 43) “Yoksa sen onların çoğunu söz işitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun.” Bak “sen onların çoğunu” yüzde elliden çoğunu. Çoğu demek budur. Yüzde elliden çoğunu. “İşitir yâda aklını kullanır mı sayıyorsun. Onlar ancak hayvanlar gibidirler.”
Mesela kedi, köpek nasıl? Bakıyor tamam da. Hoşt dersen onu da duyuyor. Ama şuurlu bir duyma değil. Hayvan varlığının farkında değil ki, duyduğunun farkında olsun. Bir elektronik makine gibi duyuyor o. Bir teybin duyması gibi duyuyor. “Hayır, yol bakımdan daha şaşkın ve aşağıdırlar.” (Furkan Suresi, 44) “Hayvandan da aşağıdırlar” diyor Allah. Demek ki bizim bilemeyeceğimiz bir ruhta, bir özellikte yaratılıyor. Hayvandan ayrı bir varlık. Hayvana benzeyen ama hayvandan daha aşağı özellik. Çünkü hayvanda şefkat var, merhamet var, temizlik var. Hayvan mazlum. Hayvan gibi de değil bu. “Daha aşağı” diyor Allah.
“Allah’ı bırakıp kendilerine yarar ve zarar sağlamayacak şeylere ibadet ediyorlar.” Şeytandan Allah’a sığınırım. “Kâfir asıl kendi Rabbine karşı şeytana arka çıkandır.” (Furkan Suresi, 55) Yani “deccala arka çıkan küfür içindedir” diyor Allah. “Allah’ı bırakıp kendilerine yarar ve zarar sağlamayacak şeylere ibadet ediyorlar.” Mesela Darwinizm’e inanıyor, materyalizme inanıyor. Bilerek veya bilmeyerek küfre düşüyor. Bilerek, bilmeyerek deccala arka çıkmış oluyor. O zaman küfre düşmüş oluyor, dinden çıkmış oluyor. Haberi bile olmuyor bazen. “Biz seni yalnız bir müjdeci ve uyarıp- korkutucu olarak gönderdik.”
56. Ayet Furkan Suresi “Biz seni yalnızca bir müjdeci” neyle müjdeliyor Peygamberimiz (s.a.v)? Dünya hâkimiyeti, cennet. “Ve uyarıp, korkutucu” helal, harama dikkat dikkat çeken, uyaran “olarak gönderdik.” 56. Ayet. Furkan Suresi 25. Sure biliyorsunuz. Daha öncede söylemiştim. Bak 25. Sure Furkan Suresi’nin 56. Ayeti. 25 ile 56’yı çarptığımızda hicri 1400 çıkıyor. Yani 1981. Ebcedi kaç? Ebcedi de 1981. Şimdi burada fevkaladelik var. Anlamazdan gelinecek gibi değil. “Deki buna karşılık Rabbine doğru yol tutmayı dileyen insanlar olmanız dışında sizden bir ücret istemiyorum.” (Furkan Suresi, 57) Sadece istediğim bu. Para istemiyorum, mal da istemiyorum.
“Rabbine doğru yol tutmayı dileyen insanlar olmanızı istiyorum. Sadece bunu istiyorum” diyor Peygamber (s.a.v). “Sen asla ölmeyen daima diri olan Allah’a tevekkül et.” (Furkan Suresi, 58) Ölmeyen Allah özellikle onu söylüyor ki kalplerinde insanların ferahlık olsun. Çünkü Allah hiç ölmez. Sonsuza kadar ölmez. Sonsuzdan gelir, sonsuza kadar ölmez Cenab-ı Allah. Gelir gider derken, zaman yok Allah için. Gelip, gitmesine ihtiyaç yok. İsterse kendi zamanı içinde her şeyi yapar. Kendi yarattığı zaman içinde. Ama sonsuz kendisi. “Deki; Duanız olmasaydı Rabbim size bir değer verir miydi?” Demek ki, dua çok önemli. Bak “Deki” diyor Cenab-ı Allah “Duanız olmasaydı Rabbim size bir değer verir miydi? Fakat siz gerçekten yalanladınız. Artık bunun azabı da kaçınılmaz olacaktır.” (Furkan Suresi, 77) Demek ki azabı ne engelliyor? Dua. Müslüman’ın neye ihtiyacı var? Duaya.
Mesela konuşma yapacak; “Ya Rabbi beni güzel konuştur” diyecek, Müslüman. Yemek yiyecek. “Ya Rabbi bana bu yiyeceklerden lezzet almayı ve bunların bana şifa olmasını nasip et. Ve bana hamd etmeyi nasip et.” Müslüman duaya kendini iyice vermesi lazım. Ama yorucu dua olmaz. Yani mesela bir buçuk saat dua ediyor. Tamam zaruri durumda etsin. Ama bunu farz hale getirmek doğru olmaz. Bak Kur'an'da dualara bakır hep kısadır peygamberin duası. “Rabbim ilmimi artır.” Bu kadar. Kısa. Kısa fakat sık. “Rabbim beni doğru yoldan ayırma” diyor mesela. “Rabbim sana hamd ediyorum.” “Salih ameller işlemeyi nasip et”. Kuran'ı hep kısalar. Bazı kişiler görüyoruz. Namazdan sonra bir buçuk saat, iki saat dua ediyor her gün. Tamam güzel ama sen farz haline getirmişsin. Kuran'da öyle bir şey demiyor. Öyle sessiz sedasız farzlar meydana getirmek doğru olmaz.
Sayın Adnan Oktar'ın 13 Şubat 2015 tarihli sohbetinden Furkan Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: “Rabbini görmedin mi gölgeyi nasıl uzatıvermiştir? Eğer dilemiş olsaydı onu durgun kılardı.” “Gölge ve ışık ayrı ayrı yaratılıyor” diyor Allah. “Gölgeyi ayrı yaratıyorum, ışığı ayrı.” Mesela “ışık olurdu ama gölgeyi hareket ettirmezdim” diyor Allah “isteseydim ama gölgeyle ışığı uyumlu olarak hareket ettiriyorum” diyor. Bir mucize bu. “Sonra Biz Güneş’i ona bir delil kılmışızdır.” (Furkan Suresi, 45) Bak ışık için bir delil, vesile Güneş. “Güneşsiz de aydınlatırım” diyor Allah. “Güneş olmaz normal aydınlık olur ortalık” diyor. “Sonra da onu tutup Kendimize ağır ağır çekmişizdir.” (Furkan Suresi, 46) diyor Allah, yavaş yavaş. Zaten görüyorsunuz çok çok ağır, yavaş yavaş Güneş batıyor. Süratle değil.
Sayın Adnan Oktar'ın 13 Şubat 2015 tarihli sohbetinden Furkan Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: “Seni gördükleri zaman, seni yalnızca alay konusu edinmektedirler:” “Sürekli seninle kendilerince alay ettiklerini zannederler” diyor. O devrin Mehdi’si Peygamberimiz (s.a.v.). “Allah'ın, elçi olarak” Mehdi olarak “gönderdiği bu mu?” [Furkan Suresi, 41] Derler diyor. “Kim oluyor ki bu?” derler diyor. Şimdiki ilahiyat hocaları şu bu falan da böyle, enaniyet yarışına giren bir kısmı Mehdiyet’e karşı bütün güçleriyle tavır almış vaziyetteler. İsim vermiyorlar ama tek bir dertleri var, güya anlamıyor. “Son zamanlarda görüyoruz duyuyoruz birileri var” diyor, “bazıları var” diyor ama bir kişiden bahsediyor. Niye öyle yapıyorsunuz? Hindistan’da var, Pakistan’da var, Mısır’da var, Fas, Tunus, Cezayir’de var, Türkiye’de var kaynıyor adamlar. Onlara niye dikkat çekmiyorsun da sen tek bir kişiye takıldın kaldın? Niye bu kadar emin oldun, niye bu kadar kanaatin geldi? Nasıl güçlü delillerin var da aklından çıkmıyor bu böyle? Sakin ol.
“Seni gördükleri zaman, seni yalnızca alay konusu edinmektedirler:” yani görme bak dikkat et; görme, duydukları zaman demiyor, sadece görmeleri. Ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s)’a da işaret ediyor bu. Mesela televizyondan görür, bir şekilde görür, resmini görür. “Seni gördükleri vakit” diyor. Televizyonda, gazetede, dergide herhangi bir yerde resmini görüntüsünü görmeleri, “gördükleri zaman, seni yalnızca alay konusu edinmektedirler:” kendi kafalarına göre alay ettiğini zannediyor. “Allah'ın, elçi olarak gönderdiği bu mu?” “Allah’ın tebliğci olarak, Mehdi olarak gönderdiği bu mu? derler” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) devrinin Mehdi’si. “Eğer onlara karşı kararlılık göstermeseydik” yani direnmeseydik. Mesela şu an Darwinist, materyalistler direniyorlar. “Direnmeseydik” “onlara karşı kararlılık göstermeseydik neredeyse bizi ilahlarımızdan saptıracaktı.” “Nerdeyse bizim inancımızı değiştirecekti.” Şimdi bak, bu “Hz. Mehdi (a.s) yok” diyenlerin de paniği o. Çünkü nerdeyse inanacak. Şu an direniyor. Aslında inanmış da ondan vicdanen kurtulmaya çalışıyor.
“Azabı görecekleri zaman, kim yol bakımından daha sapıkmış, öğreneceklerdir.” (Furkan Suresi, 42) Demek ki bir sapıklık iddiası var. Kime? Allah’ın Resulü’ne. Allah’ın Mehdi’sine. Çünkü bak buradaki ifadeye göre “kim yol bakımından daha sapıkmış öğrenecekler.” “En sapık bu” diyorlar. “Kimin sapık olduğunu yakında görecekler” diyor Allah. “Kendi istek ve tutkularını (hevasını)” enaniyetini, kibrini “ilah edineni gördün mü?” diyor Allah. Bak, yine görmeden bahsediyor. Demek ki biz bunları, televizyonlardan, radyolardan göreceğiz. Televizyondan, basından oradan buradan göreceğiz. Her devre bakıyor bu, ben asrımıza bakan yönüyle söylüyorum.
“Şimdi onlara karşı sen mi vekil olacaksın?” (Furkan Suresi, 43) Yani “sen onlara söz dinletemezsin” diyor. “Onlar öyle gider kaderleri öyle” diyor Allah. “Yoksa sen, onların çoğunu (söz) işitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun?” Bir kere kafa kemik gibi oluyor söz dinlemez, anlatsan da anlamaz. Çünkü enaniyetten kafa kemikleşiyor. Hepsi için demiyorum da bayağı bir kısım için böyle. O yüzden işitme özelliği olmuyor. Getir yavrum.
“Çoğunu söz işitir ya da aklını kullanır mı sanıyorsun?” Aklını hiç kullanmıyor zaten. Sen ne anlatırsan anlat o kafasındaki kemikleşmiş, taşlaşmış bir inancı oluyor. Çok görmüştürsün değil mi? Yüzünde de bunlara bir kemikleşmiş ifade oluyor. İnsani bir özellikle mesela monoton bir ses, monoton bir bakış, yani her şeyinden taşlaşmış ve kemikleşmiş. Taş kafa derler ya. Tam taş kafa yani. İstediğini anlat. Ne yaparsan yap. O taş kafalıktan çıkmaz. Gördünüz mü öyle tipleri? Çok fazladır. Bayağı da emindir bunlar kendine. Yani açık elle tutunur. Deliği koysa bile inanmaz. Mesela desen ya bu bardakta su var de. Bardağın içine suyu koy. Önüne koy. Yine inanmaz. Yani taş kafa. Katı inançlı. Ona bir açıklama getirir. Başka bir açıklama getirir.
“Aklını” bak, “onların çoğunu işitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun?” Bak çoğunu. Hepsini demiyor. Çoğunu. “Söz işitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun? Onlar ancak hayvanlar gibidirler.” Kemikleşmiş, odunlaşmış. “Hayır, yol bakımından daha şaşkın ve aşağıdırlar.” Çünkü hayvana yine pisi pisi diyorsun geliyor. Köpeğe bir şey dersin gider. Bunlarda o da yok diyor, Allah. Hayvandan da aşağıdır diyor yani. Hayvandan da daha akılsızdır. Daha kemik kafadır.
Sayın Adnan Oktar'ın 5 Eylül 2011 tarihli röportajından Furkan Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: Ya Allah bismillah. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. Furkan Suresi, 44. “Yoksa sen, onların çoğunu (söz) işitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun?” Bak insanların çoğu bir kere söz işitmiyor, ayet. “Ya da aklını kullanır mı sayıyorsun?” Çoğu akılsızdır, aklını kullanamazlar diyor Allah. “Onlar, ancak hayvanlar gibidirler; hayır, onlar yol bakımından daha şaşkın (ve aşağı)dırlar” Dünyanın şimdi büyük bölümü berbat durumda, Allah esirgesin. Demin ki konuyu tasdik eden bir açıklama. “Rabbini görmedin mi, gölgeyi nasıl uzatıvermiştir?” Bak, “gölgeyi özel yaratıyorum” diyor Allah. Işık ayrı, gölge ayrı yaratılır. “Eğer dilemiş olsaydı onu durgun kılardı.” Gölge hareket etmezdi diyor Cenab-ı Allah. Ben hareket ettiriyorum gölgeyi diyor. İnsanlar gölge otomatik kendiliğinden oluşuyor zannediyor. Halbuki gölge ayrı yaratılıyor, ışık ayrı yaratılıyor. “Sonra Biz güneşi ona bir delil kılmışızdır.” Bak; “güneşi gölgeye delil kıldım” diyor Allah. İkisinin ayrı yaratıldığını söylüyor. Güneş için ışığı ayrı yaratıyorum, gölgeyi ayrı yaratıyorum diyor Allah. “Sonra da onu tutup Kendimize ağır ağır çekmişizdir” diyor Allah. “Çektim” diyor. Yani, o ağır ağır çekme işini de Ben yapıyorum diyor Allah.
“O, geceyi sizin için bir elbise, uykuyu bir dinlenme ve gündüzü de yayılıp-çalışma (zamanı) kılandır.” Faaliyet zamanı kılandır. “Andolsun bunu, onların arasında öğüt alıp-düşünsünler diye çeşitli biçimlerde açıkladık.” Yani öğüt almak, düşünmek, derin düşünmek Kuran’ın hep bize bildirdiği, Allah’ın bize bildirdiği hükümler. “Ama insanların çoğu nankörlük edip ayak direttiler.” Bak çoğu. İşte onun için iman hakikatleri çok önemli. İman hakikatlerinin anlatılması çok önemli. Mesela biz insanların çoğuna fıkıh anlatırsak anlamaz adam. Ama iman hakikati anlatırsak anlar inşaAllah. Bak; “insanların çoğu nankörlük edip ayak direttiler”. “Öyleyse kafirlere itaat etme ve onlara (Kur'an'la) büyük bir cihad ver.” Neyle? Sadece Kuran’la. Biz ne yapıyoruz? Kuran’la anlatıyoruz. İlave yapıyor muyuz? Yok. Dikkat etmiyorlar bir kısım insanlar; Kuran’da Allah sürekli “insanların çoğunluğunun iman etmediğini, düşünmediğini, akıl edemediklerini” söylüyor Allah. 41. ayet; “Seni gördükleri zaman, seni yalnızca alay konusu edinmektedirler: "Allah'ın, elçi olarak gönderdiği bu mu?" Bak insanlarda hep böyle bir sapıklık vardır.
Mesela Hz. Mehdi (a.s.) ile de alay edeceklerdir. “Allah’ın gönderdiği Hz. Mehdi (a.s.) bu mu? İsa Mesih (a.s.) bu mu?” gibisinden. "Eğer onlara karşı kararlılık göstermeseydik, neredeyse bizi ilahlarımızdan saptıracaktı." Yani gelen Mehdi’ler o kadar şiddetli mücadele veriyorlar ki, küfür “az kalsın iman edecektik neredeyse, o kadar güçlü etki yapıyorlar” diyor. Şimdi de direniyorlar, ama bir süre sonra iman ediyorlar. “Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?” “Kendi istek ve tutkularını”; kendi kafasına göre hareket ediyor, Kuran’a göre hareket etmiyor. Kuran’daki açık hükümleri açıklıyoruz, mesela Kuran’dan delil veriyoruz; Mesela Hz. Musa (a.s.)’ın örneğini de verdim, Hz. Süleyman (a.s.)’dan örnek verdim, Peygamberimiz (s.a.v.)’den örnek verdim. Adam kabul etmiyor. İlla ki puttan delil istiyor adam, put delili istiyor. Putlardan delil istiyor. Allah Kuran’dan delil vermemizi istiyor. “Kuran’dan delil verdim” diyorum, “yok ben Kuran’ın delilini kabul etmiyorum.” Peki, nasıl bir delil istiyor? “Bana put olursa kabul ederim” diyor. Putu da ben kabul etmiyorum ne yapacağız? Olmadı o zaman. Sen Kuran’ı kabul edeceksin, başka türlü olmaz. Bana putla gelirsen Kuran’a karşı, yapacak bir şey olmaz. Çünkü sen Kuran’ı kabul ettim diye geliyorsun karşıma, “artı put” diyorsun. Biz de diyoruz ki “putu bırak, sadece Kuran”. “Sadece Kuran bana yeterli değil” diyor. O zaman dinle alaka kalmaz. Çünkü ahirette biz Kuran’dan sorulacağız inşaAllah.
Sayın Adnan Oktar'ın 1 Mart 2010 tarihli röportajından Furkan Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: Şu ayeti oku Tarkan Hocam yüksek sesle. Şeytandan Allah’a sığınırım.
TARKAN YAVAŞ: İnşaAllah. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım inşaAllah. “Yoksa sen, onların çoğunu (söz) işitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler; hayır, onlar yol bakımından daha şaşkın (ve aşağı) dırlar. ”
ADNAN OKTAR: Evet. Şimdi bizim karşımızda böyle insanlar var. Böyle varlıklar var. İttifak edeceğiz. Bu vatanı-milleti sevenler, İslam alemini seven, Türklük alemini seven, zulümden insanları kurtarmak isteyenler Filistin’deki, Mora’daki, Çad’daki, Türkmenistan’daki, dünyanın her tarafında özellikle Afganistan’daki, Irak’taki bacılarımızın, kardeşlerimizin acı çekmesini istemeyenler, el kadar sübyanların acı çekmesini istemeyenler, “Ya Rabbi” diyecekler; “dinini dünyaya hakim et. İslam’ı dünyaya hakim et, bize bir lider gönder”. Kuran’da var bu. Değil mi? Müslümanlar dua ediyorlar. Aynısıyla var. Bize bir lider gönder diyorlar. Bunu isteyecekler. İslam’ın dünyaya hakimiyetini isteyecekler. İstemeyenleri bir araştırsınlar. Niye istemiyorlar. Kardeşim diyecek önce; sen Müslüman mısın? Değil misin? Bir söyle. Hayır değilse zaten normal, bir şey demeyiz. Müslümansa hangi mantıkla bunu istemiyorsun yani böyle bir nimeti istemiyorsun. Değil mi? Hem Kuran’ı oku, hem Kuran’ı savun ama dünyaya hakimiyetini de isteme Kuran ahlakının. Bunun arkasında çok anormal bir şey var demektir, bir hastalık vardır. Bu kişilere alim deme olayı bir kere ortadan kalkması lazım. Yani siyasi nedenlerden; işte bizim partimizi destekliyor da o yüzden falancayı destekliyoruz... Kardeşim bak uğursuzluk getirir. Bereketsizlik getirir, bela getirir. Yapmayın bunu. Hakkı savunun. Yani iblis de bir partiyi savunabilir. Bu iblis bereket getirmez o partiye. Değil mi? Hak insanın savunması önemlidir. Hakkı nereden anlarız? Kuran aşığıdır, “Ya Rabbi Kuran’ı dünyaya hakim et” der. Bunu demiyorsa, ben Kuran’a aşığım ama hakim olmasını istemiyorum diyorsa, hastalık vardır.
Sayın Adnan Oktar'ın 29 Mayıs 2015 tarihli röportajından Furkan Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: Furkan Suresi, 44. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Yoksa sen, onların çoğunu (söz) işitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler; hayır, onlar yol bakımından daha şaşkın (ve aşağı) dırlar.” (Furkan Suresi, 44) Evet yani insanların aklını kullanmaması. Onun üstünde konuşabiliriz. Aklı kullanma aslında samimi olarak Allah ile bağlantı içinde olup telaşlanmadan, şeytanın nerede aklı bozacağını düşünerek Allah’ın işaretini görmeye çalışmak. Çünkü aklı zaten Allah yönlendirir. İnsan vicdanına uyup yanlışı, tehlikeyi fark eder. Allah ona ilham eder, hissettirir. Bile bile yanlışın üstüne gitmemek lazım. Ama buna rağmen meydana gelen olay her halükarda Müslüman için hayırdır, kaderindeki olaydır. Ama sebebe sarılması gerekir.
KARTAL GÖKTAN: Şeytanın bir silah olarak romantizmi kullandığını anlatmıştınız Hocam, aklı örten bir etken olarak.
ADNAN OKTAR: Birçok şey etki eder. “Yapsak ne olur? Olsa ne olur?” gibi düşünebilir insan. Veyahut öfkeyle hareket edebilir. Mesela hakikaten küsmenin, darılmanın o şeytani sürüklenmesine kendini bırakabilir. Müslüman bir kere anormal şeylere direnmeyi bilecek. Mesela öfkeye direnmeyi bilmesi lazım. Öfkeye teslim olmak hayvani bir içgüdüdür. Öfkeyi yenmek insani bir üstünlüktür. Yani Müslüman için çok komik bir şey öfkeye kapılmak. Öfke alıyor adamı, hayvan sürükler gibi sürüklüyor. Adam da yakasını ona kaptırıyor, kendini rezil rüsvay ediyor. Olmaz. Aklını kullanacak. Mesela dargınlık yahut kin. Bunda da insanı sürükler o duygu. Yani gırtlağına yapışır, sürükler. Gırtlağından güçlü bir darbeyle o pençeyi koparacak Müslüman. Yani sürüklenmeyi kabul etmiyor. Sürüklenmek çok aşağılayıcı bir şey.
Yahut duygusallığın sürüklenmesini bırakmak. Duygusal moda şeytan şahsı sokuyor. Beynine bir enjeksiyon yapıyor. Beyni uyuşuyor. Sarhoş hale geliyor. Şeytana ipi veriyor. Şeytan onu istediği gibi sürüklüyor. Yani o ipi hemen koparacak Müslüman. Ne oluyor? diyecek. Ne yapıyorsun? Ben bu ipi koparıyorum diyecek. Hemen Allah'ın ipine sarılacak. Hablullah'ın metin. Uhretül vuska. Allah'ın kopmaz koparılmaz ipi. Kur'an'da okuyup geçiyor adam. Affedin diyor. Affedeceğim. Adam affetme. Tamam vardır ama pratikte uygulanmaz gibi düşünüyor. Pratikte uygulanır. Mesela öfkeyi yenmek. Çok rahat uygulanacak bir şeydir. Evet dinliyorum.
OKTAR BABUNA: Bu affediciliği söylemiştiniz hocam. Peygamberlere mahsustur demiştiniz. Sonuna kadar affedici olmak. İnsanların içinde bir kısım insanlarda genelde hep intikam, böyle karşı tarafı küçük düşürmek, ezmek vardır ama peygamberler sonuna kadar affedici olurlar. Mehdi'de de bu özellik vardır demiştiniz, inşaAllah. Barışa yönelmek yani sonuna kadar affedici olup barışı sağlamak.
GÖKALP BARLAN: Nefsin bencil tutkularından arınmaktan bahsediyor. Arınırıp temizlemekten.
ADNAN OKTAR: Birçok şey var yani öyle gereksiz insana musallat olan. Birçok insan ona böyle adeta teslim oluyor. Halbuki yani direnme gücü çok güçlüdür insanın. Beynine emir verecek, yapmayacak. İnşaAllah. Mesela İslam'a hizmet edecek diyor ki, “ya çok yorgunum” diyor. Ya telkinle yapıyorsun. Ne yorgunu yani. Sana bir beş bin lira verecekler diye duysan hoplarsın. Yalan söylüyorsun yani. Öyle bir şey olmaz. Bitkinlik işte “yorgunum ya” diyor “yapışacağım neredeyse” falan. Bir çıkarın olsun bak nasıl deliye dönüyorsun. Yani belli kişiler için bunu söylüyorum tabii.
Sabır. Sabır. Ama mesela sabrı kendine çok zor hale getiriyor. Tabii ki, sabrı öyle zor bir olay değil, zevklidir sabrı. İnşaAllah. Yani onu bir tahammül haline getirmek çok yanlış. Mesela bir hata yapıyor, bir günaha giriyor. Yerlere yatıyor. Izdırap çekiyor. Allah ona öyle hiçbir şey istemiyor ki, senden. Sadece tövbe et diyor. Normal hayatına devam et diyor. Yani kendini kahret, perişan et bilmem ne falan. Bu anormal müşrik hareketleri bunlar. Yani o hatayı yaptırana sana nihayetinde Allah. Bir hayır var. Bir daha yapmayacaksın o kadar. Karar vereceksin yapmayacaksın.
Mesela böyle hatada vicdan rahatsız oluyordu. Yani insan nefes alamıyormuş gibi oluyordu. Bu şeytana kendini boğdurmaktan kaynaklanıyor. Ne gerek var kardeşim? Sen Allah'a tevekkül ediyorsun. Tamam Allah'a tövbe diyorsun. Ne demek tövbe? Allah'ın tövbe etmesine de umut ediyorsun. E o zaman o boğulma neyin nesi? Allah'a güvenmiyorsun anlamına gelir. Hata yaptıysan kaderindeki hata yapmışsın. Bir daha yapmama kararı aldın mı aldın. E tamam. Azmettiyse mesele yok.
Sayın Adnan Oktar'ın 16 Haziran 2015 tarihli Hoş Sohbetler programından Furkan Suresi ile ilgili açıklamalar.
BÜLENT SEZGİN: Furkan Suresi, 44. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Yoksa sen, onların çoğunu (söz) işitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun?”
ADNAN OKTAR: Oradaki halk için söylüyor genellikle, “işitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun?” Yani putlara o kadar kafayı takmışlar ki, o kulüpçülük ruhundan o kadar şuursuzlaşmışlar ki, konuşmaları zırva tarzında oluyor. Son derece mantıksız ama birbirlerinin kurallarına çok saygı duydukları için, o kuralları da putlaştırdıkları için, millet en komik şeyi bile büyük bir heyecanla yapabiliyor, ona kimse bir şey diyemiyor. Mesela komik ibadetler, komik hareketler saygı buluyor. Yani kimse çıkıp da kral çıplak demediği için, sistem devam ediyor. Ama peygamberler putları aşağıladıkları için, sistem kökünden gitmiş oluyor. Ama tabii müthiş bir cesaret oluyor peygamberlerde.
Sayın Adnan Oktar'ın 24 Nisan 2010 tarihli röportajından Furkan Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: Furkan Suresi, 44. “Yoksa sen onların çoğunu söz işitir, ya da aklını kullanır mı sayıyorsun?” diyor Allah. “…Onlar ancak hayvanlar gibidirler, hayır yol bakımından daha şaşkın ve aşağıdırlar.” Yani “hayvana da benzemiyorlar” diyor Allah. Yani hayvanın yine bir güzelliği vardır, sevecenliği vardır, anlayışı vardır, şefkati vardır. “Onlar öyle de değiller” diyor Allah, küfür için. 52. ayette. “Öyleyse, kafirlere itaat etme. Onlara Kuran’la büyük bir cihat ver.” diyor Cenab-ı Allah. Hicri 1400’ü veriyor. Mehdi (a.s.)’ın çıkış tarihini, 1979. Necip Fazıl, bak mübarek, o da biliyor Hicri 1400’de Mehdi (a.s.)’ın çıkacağını. Kuran’ın ayeti de yine 79’a dikkat çekiyor. “Allah’ı bırakıp, kendileri yarar ve zarar sağlamayacak şeylere ibadet ediyorlar. Kafir kendi Rabbine karşı, şeytana arka çıkandır.” Yani şeytandan yana tavır koyuyor, Allah’tan yana tavır koymuyor. Ve 56. ayet yine Furkan Suresi, “Biz seni, yalnızca bir müjdeci ve uyarıp korkutucu olarak gönderdik.” “Biz seni, yalnızca bir müjdeci ve uyarıp korkutucu olarak gönderdik.” 25’i 56 ile çarptığımızda, 56. ayet, 25. Sure, Hicri 1400 tarihini veriyor. Ayrıca ebcedi de 1981 tarihini veriyor, gene Mehdi (a.s.)’ın çıkış tarihini veriyor. Harika değil mi bunlar böyle? Rakamsal mutabakat.
ALTUĞ BERKER: Hocam şimdi dikkatimi çekti. Cüz de 19. Yani tam 1956’yı tam da tamamlıyor işte.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah.
Sayın Adnan Oktar'ın 26 Mayıs 2015 tarihli sohbetinden Furkan Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: Ayet oku dinliyorum.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Şeytandan Allah'a sığınırız. Furkan suresi 44. “Yoksa sen onların çoğunu söz işitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun?”
ADNAN OKTAR: Çoğunu. Ne söz işitiyor ne de aklını kullanıyor. Ya çamurlu sudan insan olur mu yani? Filler, zürafalar, kuşlar, leylekler, zeytinler, portakal ağaçları, domates, biber hepsi tesadüfen çamur sulardan oldu diyor. Daha önce söylemiştim değil mi ki o zaman varilin içerisine bütün kimyasal maddeleri dolduralım istediğiniz her şeyi yapalım. Babadan oğula milyonlarca sene beklesin insanlar başında trilyonlarca sene. O varillerden dedim ne zürafa çıkar, ne insan çıkar, ne domates, ne biber, ne üzüm hiçbir şey çıkmaz. Varil sana bakar sen varile bakarsın. Hiçbir şey olmaz. Hatta protein tozlarına hazır getirip koyalım dedim. Valinin içerisine. Var ya şu hazır satılan protein tozları. Her çift protein tozunu koyalım. Yüz milyonlarca sene bekleyelim başında. Oradan insan çıkmaz. Portakal, limon ağaçlar da çıkmaz. Laleler, zambaklar da çıkmaz. Zeytin ağacı da çıkmaz, laleler, zambaklar da çıkmaz, zeytin ağacı da çıkmaz hiçbir şey çıkmaz varil öylece durur o proteinler de onun içinde öylece durur. İster içinden kaynat, ister tahtayla karıştır ne yaparsan yap orada bir canlı çıkmaz, hiçbir şey çıkmaz.
OKTAR BABUNA: Böyle söyleyince aslında “tamam” diyorlar ama sonra yine dönüp evrimi savunuyorlar.
ADNAN OKTAR: Kardeşim ne kadar ne yaparlar da yapsınlar bizi karşılarında bulurlar. Anadolu halkını kandırabildiler mi? Kandıramadılar. Bak bir avucuz. Ama bütün Anadolu'ya Türkiye'ye yettik. İşte bu kadar.
BÜLENT SEZGİN: Allah ayette şöyle buyuruyor, “vicdanları kabul ettiği halde zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunu inkar ettiler” diyor.
ADNAN OKTAR: Yoksa vicdanını anlamadıklarını değil. Biz yaratılış hatasını gönderdik, iş bitti.
BÜLENT SEZGİN: Tanınmış bir profesör ve arkadaşı konuşuyorlar kendi aralarında. “Sen hala bu evrim teorisine gerçekten inanıyor musun, olduğuna? İnanmıyorum diyor”, ya.
ADNAN OKTAR: Ama onun için ne kadar acı bir olay. Bak arkadaşı evrimle ilgili kitap yazmış bir profesör. Ya diyor “mübarek sen diyor bu evrime inanıyor musun ya” diyor. “Ne yapsak acaba” falan diyor. Samimi vicdanla yaklaşınca insan inanamaz tabii ki. İnanmadığı halde savunur. Ya tesadüf insan yaratır mı? Portakalları, limonları yaratır mı? Her biri birbirinden mükemmel. Her şey birbirine mükemmel.
BÜLENT SEZGİN: Hocam Darwin de itiraflarında tavus kuşunu görmek, gözü görmek beni yani teorimden soğutuyor diyor.
ADNAN OKTAR: Tavus kuşuna bakıyor, tablo gibi görüntüsü, akıl almaz derecede süslü ve güzel. Şimdi bu evrimle oldu dese bir mantığı yok çünkü her yer süs. Süsün hayvana hiçbir faydası yok. Hiçbir amacı yok evrimle de bağlantı kuramıyor. Sadece aklım atacağım diyor. Gözün yapısını düşündükçe de aklım atacak gibi oluyorum diyor. E aklını atacağına iman et işte.
MİSAFİR: Bir başka ayette de Allah şöyle buyuruyor. “Eğer Allah'tan korkup sakınırsanız Allah size doğru yanlıştan ayrılan bir nur ve anlayış verir.” Bu da Allah'tan korkmadıklarını gösteriyor.
ADNAN OKTAR: İşte özgü olarak bu tip insanları da Allah yaratıyor. Yoksa anlaşılmayacak gibi değil. Bayağı açık.