Furkan Suresi, 56-59, 69, 72-77 Ayetlerinin Tefsiri

 

Sayın Adnan Oktar'ın 7 Ocak 2012 tarihli röportajından Furkan Suresi ile ilgili açıklamalar.

 

ADNAN OKTAR: Furkan Suresi. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. 56. ayet. Bunu daha önce söylemiştim; “Biz seni yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik.” Ebcedi; 1980 tarihini veriyor.

57-“De ki: ‘Ben buna karşılık, Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen (insanlar olmanız) dışında sizden bir ücret istemiyorum.’" Tebliğde, çıkar sağlanmamasını Kuran’da sürekli vurguluyor Cenab-ı Allah, çünkü insanları çok derinden sarsan, olumsuz etkileyen bir şeydir o.

58-“Sen, asla ölmeyen ve daima diri olan (Allah)a tevekkül et” Bakın, Allah ne kadar güzel diyerek, önden o bilgiyi verip insanların kalbinde bir ferahlık meydana getiriyor, diyor ki; “asla ölmeyen”. İnsan ölür, Allah ölmez. Ne zamana kadar? Sonsuza kadar ölmez. “ve daima diri olan” sonsuza kadar diri olan ve sonsuz akıllı olan  “(Allah)a tevekkül et” oh, ne güzel. “O'nu hamd ile tesbih et” elhamdülillah. “Kullarının günahlarından O'nun haberdar olması yeter.” Allah zaten yaratıyor, biliyor Allah.

59-“O, gökleri ve yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan ve sonra arşa istiva edendir. Rahman (olan Allah)dır. Bunu (bundan) haberi olana sor” diyor Cenab-ı Allah. Altı günde, yani altı periyot, altı zaman diliminde Cenab-ı Allah, gökleri ve yeri yarattığını belirtiyor. “Kıyamet günü, azap ona kat kat artırılır ve içinde aşağılanmış olarak temelli kalır” diyor Allah

69.ayette. Aşağılanma. Ahirette, küfre verilen cezalardan mühim bir yön de; aşağılanmadır, Allah’ın aşağılamasıdır. Fakat tabii cehennem azabının ne olduğunu biz ahirette göreceğiz. Çünkü cehennemde her şeyin ayne-l yakin, hakke-l yakin görüntüsünü alacağız. Herkes görecek. Fakat orada mesela adamlar cehennemde geziyorlar, konuşuyorlar, cehennem ateşi var, hatta “yüreklerinin üstüne tırmanır” diyor. Ama adamların konuşmalarına baktığımızda, sakin bir konuşma olduğunu görüyoruz. Yani öyle feryatlı bir konuşma değil üslupları, hatta birbirleriyle uğraşıyorlar, dedikodu yapıyorlar. Bizim bildiğimiz gibi bir cehennem değil. Kafamızdan hani geçiyor ya bazen, bizim aklımıza ne geliyor; kor ateş, bir benzin yanarken nasıl olur. Öyle bir şey değil. Çünkü öyle bir ateşin içinde bir insan asla konuşamaz, komaya girer, kitlenir yani acıdan, felç olur. Adam alevlerin içerisinde fitne çıkarıyor, konuşuyor. Bunu bilmiyoruz, garip. Ama en çok rahatsız oldukları şey olarak şunu görüyoruz; hep cennettekilere özeniyorlar. Bu azabı sık sık görüyoruz. İşte “Rabbinize söyleyin bize sizin yediklerinizden versin, içtiklerinizden versin.” Ve oradan sıkıldıkları anlaşılıyor. Çıkmak istiyorlar. Yani bir menfez arıyorlar, “çıkabilecek bir yer var mı?” Hapse düşmüş insanın sıkıntısı var üstlerinde, bunu görüyoruz.

72-“Ki onlar, yalan şahidlikte bulunmayanlar, “Bakın, Allah yalan söylemeyi yasaklıyor. Yalan çok çirkin bir şey. ‘boş ve yararsız sözle karşılaştıkları zaman onurlu olarak geçenlerdir.’ Televizyonlarda mesela görüyoruz, dırdırdır iki saat bomboş konuşuyorlar. Bas düğmeye geç. “boş ve yararsız sözle karşılaştıkları zaman onurlu olarak geçenlerdir.” diyor Cenab-ı Allah. Geçme demek illa yürümek demek değil. Düğmeye basarsın, oradan da geçersin, inşaAllah.

73-“Onlar, kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman, onun üstünde sağır ve körler olarak kapanıp kalmayanlardır.” Bir kısmı anlamazdan geliyor, bir kısmı kör görüntüsü veriyor. ‘Sağır ve kör havası vermeyin’ diyor Allah, ‘anlamazlıktan gelmeyin. Çok açık benim hükmüm, anlayın ve yapın’ diyor.

74-“Ve onlar: ‘Rabbimiz, bize eşlerimizden ve soyumuzdan, gözün aydınlığı olacak (çocuklar) armağan et ve bizi takva sahiplerine önder kıl,’ diyenlerdir.’” Takva sahiplerine önderler; yani bizi, Müslümanlara lider kıl diyenlerdir. Mehdilik isteği Kuran’a göre mecbur oluyor mu? O zaman Müslümanların hepsi, kendilerini lider olması için hazırlayacak, Allah’a dua edecek, Hz. Mehdi (a.s) olmak için, Allah’tan güzel ahlak dileyecek, derin iman dileyecek, inşaAllah.

75-“İşte onlar, sabretmelerine karşılık (cennetin en gözde yerinde) odalarla ödüllendirilirler ve orda esenlik dileği ve selamla karşılanırlar.” İnsanlarda en çok hoşuna gidecek şey nedir? Esenlik ve güvenlik. Selamla karşılanıyorlar. “Hoş geldiniz, Selamun Aleykum” deniyor. “odalarla ödüllendirilirler.” Odalar boş oda değil tabii. Orada sohbetler var, sevgi var, muhabbet var, güzellik var, yemek var, içmek var.

76-“Orada ebedi olarak kalıcıdırlar.” Geçenlerde, bir yerleri kırık bir hoca var, diyor ki: “cennette sonsuz hayat yoktur”. Nerede bitiyor peki? Bitince ne olacak? Niye bitsin, neden bitsin? Bir milyon sene sonra bittiğini düşün, onun kafasına göre. Nedir, amaç ne burada? Ne kadar aptal insanlar var, hayrettir. “Orada ebedi olarak kalıcıdırlar” diyor, “ebedi”. Bu adamlara benim aklım sırrım ermiyor. Allah akıl fikir versin bunlara. “o, ne güzel bir karargah ve ne güzel bir konaklama yeridir” diyor Allah.

77-“De ki: ‘Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?’” Dua çok önemli. “Fakat siz gerçekten yalanladınız; artık (bunun azabı da) kaçınılmaz olacaktır." Kuran’ı yalanlıyor, bunun azabı da kaçınılmaz olacak. Bak neden azap çekiyorlar biliyor musunuz? Mesela bir şişko var, geçenlerde, şişko olmak suç değil de gıcık olduğum bir tip onun için. Dinsizlik üstüne bir yazı yazmış, dinsizliğin propagandasını yapıyor, ateistliğin. Senin aklın zayıf, aklın çocuk aklı olduğu için bu halde olabilirsin, tabii onun cezasını çekersin ayrı da, makul bir şey değil yaptığı, zaten yanlış, ama zeki, akıllı bir insanın Allah’ı inkar etmek nasıl mümkün olsun? Aklı berrak adamın, görüyor. Pırıl pırıl bir dünya görüyor beyninin içerisinde, 3 boyutlu. En kaliteli stereo sistemden daha kaliteli ses duyuyor. Ve adam da normal akla sahip, ne demesi gerekir bu durumda? Mesela elinde kalem görüyor, kadeh yaratıyor Allah beyninde. Ne diyecek aklı başında bir adam? “Allah yarattı” diyecek. Biz kadehi sorduğumuzda “fabrika yaptı” diyor. Kafanın içinde kim yaratıyor? Allah yaratıyor. Fabrikadakini boş ver sen. Fabrikadakini zaten göremezsin sen. Fabrikadakiyle bağlantın yok. Onu da Allah yaratır, ayrı. Ama sen onun görüntüsüyle karşılaşıyorsun. Şimdi fabrikadakiyle bağlantın senin bir kere tamamen kopmuş, fabrikadakiyle bağlantı yok, sıfır. Şimdi fabrikada yapıldı değil mi bardak? Saydam bir bardak var dışarıda. Beyindeki bardak onunla uzaktan yakından alakası yok.

O yepyeni görüntüden oluşan bir bardak. Onunla hiç, sıfır alakası vardır. O orada durur dışarıda, onun bir faydası yoktur, kimseye bir faydası olmaz. O durur. Bir tane bardak vardır, beyninde gördüğü bardak vardır. Kim yaratıyor onu? Allah yaratıyor. O da dışarıdaki bardağa kafayı takıyor. Dışarıdaki bardak saydam ve karanlık. Onu da Allah yaratır. Ama o işine yaramaz senin o anlamda.  Beynindeki bardak, bir tane vardır, doğrudan Allah tarafından yaratılır. O dışarıdaki bardağa ihtiyaç yoktur. Şimdi o zannediyor ki, dışarıda bardak olmadan o yaratılmaz zannediyor. Onu ayrı yaratıyor, onu ayrı yaratıyor. Bak dışarıdaki bardak ayrı yaratılıyor, beynindeki bardak ayrı yaratılıyor. İki yaratma vardır. “O, iki doğunun da Rabbidir” diyor ya Cenab-ı Allah. İki alemden bahseder Cenab-ı Allah Kuran’da. Beyindeki bardağın bağımsız yaratıldığını bilmiyor adamlar, ayrı yaratıldığını bilmiyor. Ona bağımlı yaratıldığını zannediyor. Halbuki apayrıdır. Fabrikayı kabul ettin değil mi? Ettin. Peki, bu bağımsız yaratıldı, bu nasıl oluyor o zaman? Bunu da Allah yarattı, değil mi? O zaman fabrikadakini de kim yaratıyor? Onu da Allah yaratıyor. Bitti. Sen bunu gidip de inkar edersen, deli havası verirsen kendine, ahirette de ona göre ızdırap çekersin tabii. Ve orada da kendini deli gibi göstermen seni kurtarmaz.

 


Furkan Suresi, 40-45, 55-58, 77 Ayetlerinin Tefsiri

 

Sayın Adnan Oktar’ın 25 Mayıs 2014 tarihli sohbetinden Furkan Suresi ile ilgili açıklamalar.

 

ADNAN OKTAR: Ya Allah bismillah. Furkan Suresi, 40 “Andolsun, onlar, üstüne felaket yağmuru yağdırılmış bulunan o ülkeye uğramışlardır; yine de onu görmüyorlar mıydı? Hayır, onlar dirilmeyi ummuyorlardı.” Yani “yeniden dirilişi ummuyorlardı” diyor Allah. “Seni gördükleri zaman, seni yalnızca alay konusu edinmektedirler: “Allah'ın, elçi olarak gönderdiği bu mu?” (Furkan Suresi, 41) “Allah’ın elçi olarak Mehdi (a.s) olarak gönderdiği bu mu?” diye. Peygamberimiz (s.a.v)’le alay ediyorlar. Ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s)’a tavırları aynı olacaktır.

““Eğer onlara karşı kararlılık göstermeseydik, neredeyse bizi ilahlarımızdan saptıracaktı.” (Furkan Suresi, 42) Yani o devirde onlar Darwinist, materyalist görüşteler. Peygamberimiz (s.a.v) yaratılışı, Allah’ın varlığını, birliğini anlatıyor. Direnmeyi marifet biliyor. Peygamber (s.a.v)’e karşı direnmeyi, hakka karşı direnmeyi marifet biliyor. Onunla övünüyor. Bak “Bizi ilahlarımızdan saptıracaktı. Azabı görecekleri zaman, kim yol bakımından daha sapıkmış, öğreneceklerdir” diyor Cenab-ı Allah. “Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü? diyor Cenab-ı Allah. Demek ki, çok vahim bir şey bu.

Bak “Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü?” Kuran’a göre hareket etmiyor. Kendi kafasına göre, zanlarına göre, kendi hocaları ne diyorsa, kendi âlimleri ne diyorsa ona göre hareket ediyor. Kuran’a göre hareket etmiyor. “Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?” (Furkan Suresi, 43) “Yoksa sen onların çoğunu söz işitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun.” Bak “sen onların çoğunu” yüzde elliden çoğunu. Çoğu demek budur. Yüzde elliden çoğunu. “İşitir yâda aklını kullanır mı sayıyorsun. Onlar ancak hayvanlar gibidirler.”

Mesela kedi, köpek nasıl? Bakıyor tamam da. Hoşt dersen onu da duyuyor. Ama şuurlu bir duyma değil. Hayvan varlığının farkında değil ki, duyduğunun farkında olsun. Bir elektronik makine gibi duyuyor o. Bir teybin duyması gibi duyuyor. “Hayır, yol bakımdan daha şaşkın ve aşağıdırlar.” (Furkan Suresi, 44) “Hayvandan da aşağıdırlar” diyor Allah. Demek ki bizim bilemeyeceğimiz bir ruhta, bir özellikte yaratılıyor. Hayvandan ayrı bir varlık. Hayvana benzeyen ama hayvandan daha aşağı özellik. Çünkü hayvanda şefkat var, merhamet var, temizlik var. Hayvan mazlum. Hayvan gibi de değil bu. “Daha aşağı” diyor Allah.

“Allah’ı bırakıp kendilerine yarar ve zarar sağlamayacak şeylere ibadet ediyorlar.” Şeytandan Allah’a sığınırım. “Kâfir asıl kendi Rabbine karşı şeytana arka çıkandır.” (Furkan Suresi, 55) Yani “deccala arka çıkan küfür içindedir” diyor Allah. “Allah’ı bırakıp kendilerine yarar ve zarar sağlamayacak şeylere ibadet ediyorlar.” Mesela Darwinizm’e inanıyor, materyalizme inanıyor. Bilerek veya bilmeyerek küfre düşüyor. Bilerek, bilmeyerek deccala arka çıkmış oluyor. O zaman küfre düşmüş oluyor, dinden çıkmış oluyor. Haberi bile olmuyor bazen. “Biz seni yalnız bir müjdeci ve uyarıp- korkutucu olarak gönderdik.”

56. Ayet Furkan Suresi “Biz seni yalnızca bir müjdeci” neyle müjdeliyor Peygamberimiz (s.a.v)? Dünya hâkimiyeti, cennet. “Ve uyarıp, korkutucu” helal, harama dikkat dikkat çeken, uyaran “olarak gönderdik.” 56. Ayet. Furkan Suresi 25. Sure biliyorsunuz. Daha öncede söylemiştim. Bak 25. Sure Furkan Suresi’nin 56. Ayeti. 25 ile 56’yı çarptığımızda hicri 1400 çıkıyor. Yani 1981. Ebcedi kaç? Ebcedi de 1981. Şimdi burada fevkaladelik var. Anlamazdan gelinecek gibi değil. “Deki buna karşılık Rabbine doğru yol tutmayı dileyen insanlar olmanız dışında sizden bir ücret istemiyorum.” (Furkan Suresi, 57) Sadece istediğim bu. Para istemiyorum, mal da istemiyorum.

“Rabbine doğru yol tutmayı dileyen insanlar olmanızı istiyorum. Sadece bunu istiyorum” diyor Peygamber (s.a.v). “Sen asla ölmeyen daima diri olan Allah’a tevekkül et.” (Furkan Suresi, 58) Ölmeyen Allah özellikle onu söylüyor ki kalplerinde insanların ferahlık olsun. Çünkü Allah hiç ölmez. Sonsuza kadar ölmez. Sonsuzdan gelir, sonsuza kadar ölmez Cenab-ı Allah. Gelir gider derken, zaman yok Allah için. Gelip, gitmesine ihtiyaç yok. İsterse kendi zamanı içinde her şeyi yapar. Kendi yarattığı zaman içinde. Ama sonsuz kendisi. “Deki; Duanız olmasaydı Rabbim size bir değer verir miydi?” Demek ki, dua çok önemli. Bak “Deki” diyor Cenab-ı Allah “Duanız olmasaydı Rabbim size bir değer verir miydi? Fakat siz gerçekten yalanladınız. Artık bunun azabı da kaçınılmaz olacaktır.” (Furkan Suresi, 77) Demek ki azabı ne engelliyor? Dua. Müslüman’ın neye ihtiyacı var? Duaya.

Mesela konuşma yapacak; “Ya Rabbi beni güzel konuştur” diyecek, Müslüman. Yemek yiyecek. “Ya Rabbi bana bu yiyeceklerden lezzet almayı ve bunların bana şifa olmasını nasip et. Ve bana hamd etmeyi nasip et.” Müslüman duaya kendini iyice vermesi lazım. Ama yorucu dua olmaz. Yani mesela bir buçuk saat dua ediyor. Tamam zaruri durumda etsin. Ama bunu farz hale getirmek doğru olmaz. Bak Kur'an'da dualara bakır hep kısadır peygamberin duası. “Rabbim ilmimi artır.” Bu kadar. Kısa. Kısa fakat sık. “Rabbim beni doğru yoldan ayırma” diyor mesela. “Rabbim sana hamd ediyorum.” “Salih ameller işlemeyi nasip et”. Kuran'ı hep kısalar. Bazı kişiler görüyoruz. Namazdan sonra bir buçuk saat, iki saat dua ediyor her gün. Tamam güzel ama sen farz haline getirmişsin. Kuran'da öyle bir şey demiyor. Öyle sessiz sedasız farzlar meydana getirmek doğru olmaz.

 


Furkan Suresi, 56, 77 Ayetlerinin Tefsiri

 

Sayın Adnan Oktar'ın 24 Kasım 2012 tarihli sohbetinden Furkan Suresi ile ilgili açıklamalar.

 

ADNAN OKTAR: Bakın, Furkan Suresi, 56, şeytandan Allah sığınırım; “Biz seni yalnızca bir müjdeci” Müslüman’ın vasfıdır zaten müjde vermek, müjdelemek insanları, işte cennetle müjdelemek, Allah’ın varlığıyla müjdelemek. Mesela Allah’ın varlığı başlı başına bir müjdedir. En büyük müjdedir Allah’ın varlığı. Çünkü Allah var diyorsun, adam yok olacağını zannederken, sonsuz yaşayacağını anlıyor. Ne büyük sevinç. Kaos zannederken, bakıyor ki dünya özel tasarlanmış, Allah tarafından tasarlanmış bir sistem. Tabii ki imtihan olması için bazı şeylerin aklı zayıf insanları o yöne çekecek gibi olması lazım. O zaman zaten imtihan olmaz. Akıllarının çelinmesi için. Mesela siz dün anlattınız ya, kromozomlarda ne dediniz?

DİDEM HANIM: Yüzde 98’ine çöp DNA diyorlar, yüzde 2’si genler.

ADNAN OKTAR:  Şimdi onlar olayın sadece dar kısmına bakıyorlar. Yüzde 2’lik kısım, teknik bilgiyle ilgili kısım. Yüzde 98’lik kısım da, ruh bilgisi ile ilgili teknik bilgi. Çünkü kas nasıl emri alacak? Göz nasıl emri alacak? Beyin nasıl çalışacak? Beyinde sinirler nerelere dağıldığında hangi faaliyetleri yapacak, rengi aldığında insan bunu nasıl değerlendirecek, kokuyu aldığında nasıl değerlendirecek, bilgiyi aldığında nasıl değerlendirecek, nasıl gülecek, nasıl oynayacak, nasıl koşacak, bunun bilgisi de ayrıca kodludur insanda. Onu araştırdıklarında, o yüzde doksan sekizlik kısımda olduğunu görecekler. Onlar sadece bir kısmına bakıyorlar, insan beyninin de ona kalırsa çok az bir kısmı kullanılıyor, diğer kısmı kullanılmıyor. Ama insan yeteneğini geliştirdiğinde, ruhi güçlerini geliştirdiğinde, müthiş harikalara mazhar olmaya başlıyor. Diğer insanların göremediği olayları görmeye başlıyor, duyamadıklarını duymaya başlıyor. Fark edemediklerini fark etmeye başlıyor. Bilmedikleri boyutları görmeye başlıyor.

Onların lafları zaten önemli değil de, ben sadece ne kadar dar düşündüklerini göstermek için söylüyorum. Yoksa bilim adamları yüzde ikilik kısımdaki ana yapıyı kodlayan kısımlar, diğer kısımlarda diyorlar. Yani yüzde doksan sekizlik kısım, o yüzde ikilik kısmı kodluyor diyorlar. Ama ayrıca ruhun vasıflarını da kodlamış durumda Cenab-ı Allah oraya. O elektrik düzeni, elektrik mekanizması, çünkü bir elektronik aksamı var. Bütün vücudun elektronik aksamı var. Elektronik donanımın nasıl olacağının bilgisinin kodlanması gerekiyor. Bunlar, sırf mekanik kısmını tespit etmişler. Ruh mekaniğini, elektronik mekaniği, onun sistemini bilmiyorlar. Bakın tespit ettiklerinde, şimdi ilk gördükleri bu. Yüzde ikilik ana kısmı kodlayan bilgilerin yüzde doksan sekizlik kısımda olduğunu tespit etmişler. Onlara cevaben, şimdi ilk fark ettikleri bu. Daha fark edecekleri çok yön var. “Biz seni yalnızca bir müjdeci ve uyarıp korkutucu olarak gönderdik.’’ Uyarıp korkutuyor. Allah’tan korkan sevgi dolu olur, merhametli olur şefkatli olur, akil olur adil olur, adaletli olur. 56. ayet 25. Sure, 25 çarpı 56, 1981-hicri 1400. Peki ebcedi kaç? 1981. 56. Ayet, 1956 ya da işaret var.

Çünkü Bediüzzaman diyor ki; “1956, bir nuru kuran mı zuhur edecek’’ diyor, ‘’yeni bir ekol mü zuhur edecek’’ diyor Bediüzzaman. ‘’Tam çıkaramadım’’ diyor, bakın 1956’da. Ama münafıkane sistemin sonunun başlangıcı diyor 1956 için. ‘’Ayetten böyle olduğu anlaşılıyor’’ diyor. Yalnız bakın diyor ki, Risale-i Nur bir nur-u Kuran ya, ‘’yeni bir’’ diyor  ‘’nur-u Kuran mı zuhur edecek?’’ diyor. Yani Risale-i Nur gibi yeni bir hareket mi çıkacak. Yeni bir çalışma, yani bir Mehdiyet faaliyeti mi olacak, “onu tam çıkaramadım’’ diyor. Bakın orada çok önem var, çok net söylüyor. Risale-i Nur için, “bir nur-u Kuran hareketidir” diyor. “Ama” diyor 1956 için, “yeni bir nur-u Kuran mı zuhur edecek ‘’ diyor. Başka Mehdiyet’in dışında bir nur-u Kuran hareketi yok. Bediüzzaman’ın dediği. Bir tanesinden bahsediyor zaten. Risale-i Nur’da yüzlerce yerde bahsettiği, Mehdiyet hareketidir. ‘’Yeni bir nur-u Kuran mı başlıyor’’ diyor 1956 da “tam bilemiyorum tam çıkaramadım’’ diyor. O nezaketen onu söylüyor, Bediüzzaman’in, Cenab-ı Allah’a karşı büyük söylememek için edepli dilidir o. Bakın, “yeni bir nur-u Kuran başlıyor 1956’da” diyor. Ve “münafıkane sistemin sonunun başlangıcı” diyor 1956 için.

Bakın Furkan Suresi, Furkan-Kuran anlamına gelir, 56, 1956’ya bakıyor, “Biz seni yalnızca bir müjdeci ve uyarıp korkutucu olarak gönderdik.’’ Şeytandan Allah’a sığınırım. Hz. Mehdi (a.s)’a bakıyor açık belli. Ebcedi 1981. 25 ile 56’yı çarptığımızda, hicri 1400, yine 1981 tarihini veriyor. “De ki: Duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?” diyor, Allah. Furkan suresi 77. Tekrarlayan yediler var. “Fakat siz gerçekten yalanladınız; artık (bunun azabı da) kaçınılmaz olacaktır.’’ Çünkü yalanlamak için vicdanın yıkılmış olması gerekiyor. Samimi vicdanla, Kuran’ı inkar etmek mümkün değil. Yani insanın kudreti gücü yetmez. Bir şey olması lazım insanda, bambaşka bir güce sahip olması lazım, negatif bir güce sahip olması lazım. Pozitif bir güç ile, samimi bir güçle mümkün değil insan reddedemez. Ne Allah’ı reddedebilir, ne Kuran’ı reddedebilir. Ama tabi Kuran’ı bilmeyen bir insan, bilmediğini reddetmesine bir şey diyemeyiz, bilmiyor çünkü. Ama tetkik edip araştırıp, bütün mucizelerini görüp, bütün mutabakatı görüp, bilim ile fen ile akıl ile iç içe olduğunu görerek, yüzlerce mucizeyi görerek, Kuran’ı reddetmesi makul bir akıl için imkansızdır. Allah’ın varlığını da makul bir aklın inkar etmesi imkansızdır. Negatif olağanüstü bir yönü olması lazım insanın, özel yaratılmış olması lazım. Özel yaratılıp, özel bir güce sahip olması lazım, negatif bir güce. Kudreti gücü yetmez, takati yetmez, vicdan gücü yetmez, yapamaz bir insan. Allah’ı inkar edemez, gücü yetmez. 

 


Furkan Suresi, 56, 77 Ayetlerinin Tefsiri

 

Sayın Adnan Oktar'ın 27 Ağustos 2010 tarihli röportajından Furkan Suresi ile ilgili açıklamalar.

 

ADNAN OKTAR:Bak, açtım, Furkan Suresi çıktı. Şeytandan Allah’a sığınırım, 56. sure: “Biz seni yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik.” Bak,“Biz seni yalnızca bir müjdeci”, İslam ahlakının dünyaya hâkimiyeti,İttihad-ı İslam’ın olacağına dair “bir müjdeci ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik” diyor 56. ayette, Furkan Suresi 56’da. 56 çarpı 25, 1400 ediyor, Hicri 1400. Ebcedi de Hicri 1400’ü veriyor. Bakın hem ebcedi, hem çarpımı 1400 veriyor, 56 çarpı 25. Yani diyorlar ki, “kardeşim, ebced farz değil”. E sana “farz” diyen kim? Ama harika, şaşırtıcı değil mi bu?

OKTAR BABUNA: Çok açık Hocam maşaAllah, elhamdülillah.

ADNAN OKTAR:Hem manası, hem çarpımı, hem ebcedi anlamlı. E müsaade etsinler de bir hayret edelim yani. Tabii onların müsaadesine ihtiyacımız yok da yani, Allah affetsin öyle demeyeyim, hoşumuza gidiyor.

OKTAR BABUNA:Ve yüze yakın açıkladınız Hocam, bugüne kadar maşaAllah.

ADNAN OKTAR:Bak, Cenab-ı Allah ne diyor, Furkan Suresi 77’de? "De ki: “Duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?"” diyor Allah. Kardeşim dua edin; “Ya Rabbi İttihad-ı İslam’ı bize hakim et” deyin, bu kadar. “Hâkim olacak” diyorum, zaten ne kadar makul bir şey. Yani ayrı olmak istemiyoruz. Bir arada olmak istiyoruz. Kardeş olmak istiyoruz. Kan istemiyoruz. Barut istemiyoruz. Olay istemiyoruz. Silah istemiyoruz. Şefkat ve sevgi istiyoruz, değil mi? Hıristiyanları da, Musevileri de koruyup kollamak istiyoruz. İsrail ordusuna o bitlerin böceklerin saldırmasının sebebi, onların Hakk’a göre hareket etmemesinden kaynaklanıyor, hikmeti bu, inşaAllah. Çünkü Tevrat’a da karşılar. Yani, Kuran’a karşılar, Tevrat’a da karşılar ama inşaAllah dua edelim onlar da düzelsinler, Allah hidayet versin hepsine.


Furkan Suresi, 56-58, 77 Ayetlerinin Tefsiri

 

Sayın Adnan Oktar'ın 9 Aralık 2010 tarihli röportajından Furkan Suresi ile ilgili açıklamalar.

 

ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Biz seni yalnızca bir müjdeci ve uyarıcı-korkutucu olarak gönderdik.” 1981 yapıyor ebcedi. 25 çarpı 56, 56’cı ayet, 25’ci sure Hicri 1400 tarihini veriyor. “De ki: 'Ben buna karşılık,” bu hizmetime, İslam’ı yaymama, tebliğ yapmama karşı, “Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen.” Doğru yol nedir? İslam, Kuran. “Olmanız dışında sizden bir ücret istemiyorum.” Müslüman olmanız, benim ücretim bu, diyor. Başka sizden ne para istiyorum, ne çıkar istiyorum, hiçbir şey beklemiyorum. “Sen, asla ölmeyen ve daima diri olan (Allah)a tevekkül et.” Ne kadar büyük bir nimettir bak; “asla ölmeyen ve daima diri olan” biz uyuduğumuzda da o diri, biz ölüğümüzde de O sürekli diri Cenab-ı Allah. Öldüğümüzde de yine  diriltiyor, yine diri, sürekli diri. “Allah’a tevekkül et,” bu farzdır tevekkül. Tevekkül eden adam zaten intihar da etmez, rezillik de yapmaz, millete saldırmazda, olay da çıkarmaz, kimseyi de üzmez. “O'nu hamd ile tesbih et.” Allah’ı hamd ile tesbih et, elhamdülillah, Allah’a hamd olsun. “Kullarının günahlarından O'nun haberdar olması yeter.” Allah haberdardır, diyor günahlarınızdan. Müslüman tevbe edecek, inşaAllah. Günah işlememeye özen gösterecek, inşaAllah. “De ki:” diyor Cenab-ı Allah, “Duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?” Bakın; “De ki: 'Duanız olmasaydı” Allah’a dua ediyoruz biz Müslüman olarak değil mi? Cenab-ı Allah diyor ki; “Duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?” Duanın önemini Kuran vurgulamış oluyor, inşaAllah. Biz de her yerde Allah’a dua edeceğiz, içimizden, kalbimizden, sözlü, bazen sözsüz, lisan-ı halimizle sürekli dua edeceğiz, inşaAllah.

 


Furkan Suresi, 77. Ayetin Tefsiri

 

Sayın Adnan Oktar'ın 13 Şubat 2015 tarihli sohbetinden Furkan Suresi ile ilgili açıklamalar.

 

ADNAN OKTAR: “De ki: "Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?” (Furkan Suresi, 77) Bak “duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?” “Değer vermezdi” diyor Allah. O zaman dua mühim bir ibadet. Mesela Hristiyanlar bunun farkında, masonlar da toplanıp dua ediyorlar. Ama Müslümanlar’da sadece namaz sonunda bir kısa dua oluyor sonra elini yüzüne sürüp kalkıyorlar. Halbuki duayı her zaman yapabilirler. Sokakta, mutfakta, yemek yerken, gezerken içinden kalbinden dua edebilir. Diliyle dua edebilir.

 


Furkan Suresi, 77. Ayetinin Tefsiri

 

Sayın Adnan Oktar'ın 10 Ekim 2010 tarihli röportajından Furkan Suresi ile ilgili açıklamalar.

 

ADNAN OKTAR: 77. ayet; “De ki; "Duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?"” Demek ki dua son derece önemli, bakın. “Duanız olmasaydı...” diyor Allah, dua etmeseydiniz. “Rabbim size değer verir miydi?” “Değer vermezdim” diyor Allah. “Dua ettiğiniz için değer veriyorum” diyor. “Fakat siz gerçekten yalanladınız; artık (bunun azabı da) kaçınılmaz olacaktır.” Kim yalanlarsa azaptan kurtulamıyor.

 


Furkan Suresi, 77 Ayetinin Tefsiri

 

Sayın Adnan Oktar'ın 17 Aralık 2012 tarihli sohbetinden Furkan Suresi ile ilgili açıklamalar.

 

ADNAN OKTAR: 77. ayette Cenab-ı Allah diyor ki; “De ki: "Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?” “Duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?” Dua her gün olacak. Cenab-ı Allah’a dua etmek çok zevklidir. Sevinç verir. Konfordur dua. Yani büyük nimetlerden birisidir. 

 


Allah, her insanın duasını kabul eder

 

Sonsuz merhamet, şefkat ve güç sahibi olan Allah, Kuran'da insanlara çok yakın olduğunu, Kendisi'ne dua ederek bir şey istediklerinde onların dualarını kabul edeceğini bildirir. Bu konuyla ilgili ayetlerden biri şöyledir:

Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar. (Bakara Suresi, 186)

Allah, ayetinde de bildirdiği gibi her insana çok yakındır, her insanın dileğini, içinden geçirdiklerini, düşündüklerini, bir dostuna söylediklerini, fısıldaşarak konuştuklarına, hatta bilinçaltında taşıdıklarına kadar bilir. Dolayısıyla, Allah Kendisi'ne yönelip dua eden, Kendisi'nden istekte bulunan herkesi duyar ve bilir. Bu, insanlar için çok büyük bir nimet ve Allah'ın rahmetinin, merhametinin ve sonsuz gücünün bir göstergesidir.

Allah, sonsuz bir güç ve ilme sahiptir. Allah, tüm evrende var olan herşeyin sahibidir. En güçlü gibi görünen insanlardan en büyük zenginliklere, en ihtişamlı gök cisimlerinden toprağın derinliklerinde yaşayan küçücük bir hayvana kadar canlı cansız her varlık Allah'a aittir ve Allah'ın irade ve idaresi altındadır.

Bu gerçeğe iman eden bir insan, Allah'tan herşeyi isteyebilir ve Allah'ın duasını kabul etmesini umabilir. Örneğin amansız gibi görünen bir hastalığa yakalanan bir insan, elbette ki tüm tıbbi tedbirlere başvuracaktır. Ancak, şifayı verenin Allah olduğunu bilerek, Allah'a sağlığı için dua eder. Veya içinde bir tür korku ya da endişe duyan bir insan, Allah'ın kalbine ferahlık vermesi ve onu tüm korkularından kurtarması için dua edebilir. İşinde karşısına zorluklar çıkan bir insan, Allah'ın işlerini kolaylaştırması, zorluklarını gidermesi için Allah'a yönelebilir. İnsan bunlar gibi saymakla bitmeyecek kadar çok konuda Allah'tan istekte bulunabilir. Allah'ın hidayetini artırması, onu cennette salihlerle birlikte sonsuza dek ağırlaması, cenneti, cehennemi, Allah'ın gücünü daha iyi kavrayıp anlamak için kavrayışını artırması, zenginliğinin artması gibi...

Ancak, bu noktada belirtilmesi gereken ve Kuran'da bildirilen bir sır daha vardır. Allah bir ayette, “İnsan hayra dua ettiği gibi, şerre de dua etmektedir. İnsan, pek acelecidir.” (İsra Suresi, 11) şeklinde bildirmektedir. Örneğin, bir insan çocuklarının geleceği için Allah'tan büyük bir mülk ve zenginlik isteyebilir. Ancak Allah onun bu isteğinde bir hayır görmeyebilir. Belki de zenginlik çocuklarının azgınlaşıp şımarmalarına neden olacaktır. Allah, bu insanın duasını duyar ve onun duasına en hayırlı şekilde karşılık verir. Veya bir insan bir yere bir an önce ulaşmak için dua eder. Ama belki de kendisi için oraya daha geç gitmesi ve biriyle karşılaşarak ondan ahiretine fayda getirecek şeyler öğrenmesi daha hayırlıdır; işte Allah bunu bilir ve bu kişinin de duasına yine en hayırlı olacak şekilde icabet eder. Yani Allah o insanı işitir, ama duasında onun için bir hayır görmüyorsa, onun için en hayırlı olanı yaratır. Bu, çok önemli bir sırdır.

Bu sırrı bilmeyenler, Allah'a dua ettikten sonra duaları gerçekleşmediğinde, Allah'ın kendilerini duymadığını zannederler. Bu, çok sapkın ve cahilce bir inanıştır. Çünkü Allah insana şah damarından daha yakındır. (Kaf Suresi, 16) O, insanın her konuşmasından, her düşüncesinden, hayatının her anından haberdardır. İnsan uyurken bile, Allah onun her halini, rüyasında gördüklerine kadar bilir. Bunların tümünü yaratan Allah'tır. Dolayısıyla, insan Allah'a her dua ettiğinde Allah'ın duasını bir ibadet olarak kabul ettiğini bilmeli ve duasına kendisi için en hayırlı zamanda ve en hayırlı şekilde karşılık verileceğine iman etmelidir.

Dua, her insan için çok kıymetli bir ibadet ve büyük bir nimettir. Çünkü Allah, insana dua aracılığı ile Allah'ın hayırlı ve güzel gördüğü herşeye erişme imkanı vermiştir. Allah, ”De ki: Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?…” (Furkan Suresi, 77) ayetiyle duanın insanlar için önemini bildirmektedir.

 

Allah sıkıntı ve ihtiyaç içinde olanın duasını kabul eder

Dua edilen zamanlar, insanın Allah'a olan yakınlığının, dostluğunun ve Allah'a ne kadar muhtaç olduğunun en açık olarak anlaşıldığı anlardır. Çünkü insan dua ederken, hem Allah'ın karşısında ne kadar aciz ve güçsüz olduğunu anlar, hem de kendisine Allah'tan başka hiçbir gücün yardımının olamayacağının farkına varır. İnsanın duasının samimiyeti ve içtenliği ise, Allah'tan istediği şeye ne kadar ihtiyaç duyduğunu hissetmesi ile ilgilidir. Örneğin her insan dünyaya barış ve huzur gelmesi için dua edebilir. Ancak savaşın ortasındaki bir insanın bu konudaki duası, diğerlerine göre daha sıkıntı ve ihtiyaç içinde olacak, dolayısıyla bu insan bu konuda Allah'a çok daha fazla yalvararak ve muhtaç olarak dua edecektir. Veya denizin ortasında fırtınaya yakalanmış bir gemideki ya da düşmek üzere olan bir uçaktaki insanların hepsi, Allah'a yalvara yalvara dua ederler. Dualarında son derece içten ve boyun eğici olurlar. Allah bir ayette bunu şöyle bildirir:

De ki: “Sizi karanın ve denizin karanlıklarından kim kurtarmaktadır ki, siz (açıktan ve) gizliden gizliye ona yalvararak dua etmektesiniz: Andolsun, bizi bundan kurtarırsan, gerçekten şükredenlerden oluruz.” (Enam Suresi, 63)

Allah'ın Kuran'da insanlara bildirdiği makbul dua, “yalvara yalvara” olan duadır:

Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin. Şüphesiz O, haddi aşanları sevmez. (Araf Suresi, 55)

Allah bir başka ayette ise, sıkıntı ve ihtiyaç içinde olanın duasını kabul ettiğini bildirir:

Ya da sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, Kendisi'ne dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Ne az öğüt-alıp düşünüyorsunuz. (Neml Suresi, 62)

Elbette ki bir insanın istekleri için Allah'a yalvarması, sıkıntı ve ihtiyaç içinde dua etmesi için, ölüm tehlikesi içinde olması şart değildir. Bu örnekler, insanların, duanın samimi ve içten olması için nasıl bir ruh hali gerektiğini, gafletten kurtuldukları ölüme yakınlık anlarında nasıl Allah'a yöneldiklerini kıyas edebilmeleri açısından verilmektedir. Allah'a gönülden bağlı olan müminler ise ölümü görmeseler dahi, Rabbimiz'e her zaman samimiyetle ve acizliklerini bilerek muhtaç bir halde yönelirler. Bu onları, inkar edenlerden ve imanı zayıf olanlardan ayıran önemli bir özelliktir.

 

Duada sınır tanımamak

İnsan helal-haram sınırları içinde Allah'tan herşeyi isteyebilir. Çünkü daha önce de belirtildiği gibi, Allah tüm evrenin tek hakimi ve tek sahibidir ve eğer dilerse, insana her dilediğini verir. Dua ile Allah'a yönelen her insan, Allah'ın herşeye gücünün yettiğine, her isteğinin Allah için çok kolay olduğuna, duası kendisi için hayırla sonuçlanacaksa Allah'ın isteğini gerçekleştireceğine iman etmelidir. Kuran'da örnekleri verilen peygamberlerin ve salih müminlerin duaları, müminlerin Allah'tan neleri istediklerine dair birer örnektir. Örneğin Hz. Zekeriya Allah'tan hayırlı bir soy istemiştir ve karısı kısır olmasına rağmen Allah onun duasına karşılık vermiştir:

Hani o (Hz. Zekeriya), Rabbine gizlice seslendiği zaman; demişti ki: “Rabbim, şüphesiz benim kemiklerim gevşedi ve baş, yaşlılık aleviyle tutuştu; ben Sana dua etmekle mutsuz olmadım. Doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım adına korkuya kapıldım, benim karım da bir kısır (kadın)dır. Artık bana Kendi Katından bir yardımcı armağan et. Bana mirasçı olsun. Yakup oğullarına da mirasçı olsun. Rabbim, onu (kendisinden) razı olunan(lardan) kıl.” (Meryem Suresi, 3-6)

Allah, Hz. Zekeriya'nın duasını kabul etmiş ve onu Hz. Yahya ile müjdelemiştir. Hz. Zekeriya ise, bir oğlu olacağı müjdesini aldığında, karısı kısır olduğu için buna şaşırmıştır. Allah'ın Hz. Zekeriya'ya verdiği cevap müminlerin dualarında unutmamaları gereken bir sırrı içermektedir:

Dedi ki: “Rabbim, karım kısır (bir kadın) iken, benim nasıl oğlum olabilir? Ben de yaşlılığın son basamağındayım.” (Ona gelen melek:) “Bu benim için kolaydır, daha önce sen hiçbir şey değil iken, seni yaratmıştım.” (Meryem Suresi, 8-9)

Kuran'da duasına icabet olunan daha birçok peygamberin haberi verilmektedir. Örneğin Hz. Nuh, hidayet bulmaları için her yolu denediği, ancak buna rağmen azgınlığı giderek artan kavmi için Allah'tan azap istemiş ve Allah duasına karşılık kavmine, tarihe geçecek kadar büyük ve şiddetli bir azap vermiştir.

Bir sıkıntı dolayısıyla Hz. Eyüp de Allah'a çağrıda bulunarak “... Şüphesiz bu dert (ve hastalık) beni sarıverdi. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın” (Enbiya Suresi, 83) demiştir. Allah, Hz. Eyüp'ün duasının karşılığını Kuran'da şöyle bildirir:

Böylece onun duasına icabet ettik. Kendisinden o derdi giderdik; ona Katımız'dan bir rahmet ve ibadet edenler için bir zikir olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir katını daha verdik. (Enbiya Suresi, 84)

Hz. Süleyman'ın Kuran'da haber verilen, “Rabbim beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülkü bana armağan et. Şüphesiz sen karşılıksız armağan edensin” (Sad Suresi, 35) şeklindeki duasına karşılık Allah ona çok büyük bir iktidar ve zenginlik vermiştir.

Dolayısıyla, dua edenler, Allah'ın gücünün herşeye yettiğini ve Allah'ın 'Ol' emriyle, herşeyin bir anda olabileceğini bilmeli ve bunlara iman ederek Allah'tan istekte bulunmalıdırlar. Allah'ın ayetinde de bildirdiği gibi, Allah için herşey kolaydır ve Allah her duayı işitir ve bilir.

 

Allah, dünyayı isteyenlere dünyayı verir, ancak onlar ahirette büyük bir kayıp içinde olurlar

Allah'tan gereği gibi korkup sakınmayan, ahirete de kesin bir bilgiyle iman etmeyen insanların istekleri sadece dünyaya yönelik olur. Onlar zenginliği, mülkü, itibarı hep bu dünyadaki hayatları için isterler. Allah, sadece dünya için istekte bulunanların ahirette bir kazançları olmayacağını bildirir. Müminler ise hem dünya hayatları hem de ahiretleri için Allah'tan istekte bulunurlar, çünkü ahiretin dünya hayatı kadar kesin ve yakın bir hayat olduğuna iman ederler. Allah, bunu Kuran'da şöyle bildirir:

... İnsanlardan öylesi vardır ki: “Rabbimiz, bize dünyada ver” der; onun ahirette nasibi yoktur. Onlardan öylesi de vardır ki: Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik (ver) ve bizi ateşin azabından koru” der. İşte bunların kazandıklarına karşılık nasipleri vardır. Allah, hesabı pek seri görendir. (Bakara Suresi, 200-202)

Müminler de dualarında Allah'tan sağlık, zenginlik, ilim ve güzellik isterler. Ancak onların her dualarında Allah'ın hoşnutluğu ve dine uygun bir niyet vardır. Örneğin zenginliği, Allah yolunda kullanmak için isterler. Bu konuyla ilgili olarak Allah'ın Kuran'da örnek verdiği peygamberlerden biri Hz. Süleyman'dır.

Hz. Süleyman, Allah'tan kendisine kimsenin erişemeyeceği kadar büyük bir mülk vermesini isterken bunu dünyaya yönelik bir hırs olarak değil, Allah yolunda kullanmak, insanları Allah'ın dinine çağırmak ve Allah'ı zikretmek için istemiştir. Hz. Süleyman'ın Kuran'da bildirilen sözleri onun samimi niyetinin bir göstergesidir: Ayette şöyle buyrulmaktadır:

“... Gerçekten ben mal sevgisini Allah'ı zikretmekten dolayı tercih ettim.” (Sad Suresi, 32)

Allah, Hz. Süleyman'ın bu duasını kabul etmiş, ona hem dünyada büyük bir mülk vermiş, hem de onu ahiret nimetleriyle mükafatlandırmıştır. Bunun yanında, sadece dünya hayatını isteyen, ahireti düşünmeyenlere de Allah dünyada isteklerini verir, ancak onlara ahirette azap dolu bir hayat vardır. Dünya hayatında sahip oldukları hiçbir nimete ahirette ulaşamazlar.

Allah bu önemli bilgiyi Kuran'da şu ayetleriyle insanlara bildirmektedir:

Kim ahiret ekinini isterse, Biz ona kendi ekininde arttırmalar yaparız. Kim dünya ekinini isterse, ona da ondan veririz; ancak onun ahirette bir nasibi yoktur. (Şura Suresi,20)

Kim çarçabuk olanı (geçici dünya arzularını) isterse, orada istediğimiz kimseye dilediğimizi çabuklaştırırız, sonra ona cehennemi (yurt) kılarız; ona, kınanmış ve kovulmuş olarak gider. (İsra Suresi, 18)

 


Furkan Suresi, 77. Ayetlerinin Tefsiri

 

Sayın Adnan Oktar'ın 1 Ocak 2018 tarihli röportajından Furkan Suresi ile ilgili açıklamalar.

 

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

YUNUS BEY: Ben Trabzon'dan Yunus. Adnan Bey'e bir sorum var. Duanız olmasaydı Rabbimiz size değer verir miydi? ayetini açıklayabilir misiniz?

ADNAN OKTAR: Ne güzel insanlar Karadenizli kardeşlerimiz ya. Ne güzel insanlar. Canımın içi Allah senin nuruyla sarsın ne güzel insansın ki camiden çıkmıyorsun, namazına niyazına titizsin ve Kur'an'ı da ince ince öğrenmeye çalışıyorsun. Detay detay kavramaya çalışıyorsun ve kavradıklarından da hoşnut oluyorsun. Zaten biliyorsun, zaten senin bilgin dahilindedir ama bana sorduğun için de teşekkür ediyorum.

Dua Allah'a sevgidir. Yani “bana sevginiz olmasaydı hiçbir şeyin anlamı olmazdı” diyor Allah. “Bana sevginiz için sizi yarattım” diyor. Bu. Yani özeti anlamı budur. Dua çünkü Allah'a teslimiyet ve sevginin en mükemmel vurgulama şeklidir. Bağlantı kuruyorsun Allah ile. Değil mi?

Allah'a hitap ediyorsun. Yani sesini duyduğunu biliyorsun. Seni dinlediğini biliyorsun. Sevgi gösteriyorsun. Ya Rabbi senin yolundan beni ayırma diyorsun. Beni hidayetinle sar, bana cenneti nasip et. Seni seviyorum diyorsun. Çok çok seviyorum. Senin yolundan beni ayırma diyorsun. Elhamdülillahi Rabbil alemin diyorsun. Ey Rahman ve Rahim'sin. Din gününün malikisin diyorsun. Hep bunlar sevgi.

Fatiha mesela. Fatiha suresi sevgi suresidir. Baştan sona sevgidir Fatiha. Delalete düşürdüklerin yoluna değil, mesela Deccal'in yoluna değil, Mehdiyet'in yoluna bizleri gark eyle, Mehdiyet'in yoluna doğru bizi götür. O yoldan bize ayırma diyorsun. Sıratın müstakim, müstakim olan doğru yoldan sevginin, dostluğun, iyiliğin, güzelliğin, kalitenin yaşandığı doğru yoldan bizi hiç ayırma. Hep bizle beraber ol. Bizi koru kola diyorsun.

Fatiha suresinde anlatılan sevgiyi, Kur'an'ın başından sonuna kadar anlatılan sevgiyi Allah dua ile de bizden istemiş oluyor. Ama duada artık fiili bağlantı var Allah'la. Konuşuyorsun, söylüyorsun Allah'la.