Sayın Adnan Oktar'ın Zümer Suresi ile ilgili açıklamaları.
ADNAN OKTAR: Bülent Hocam, bir Kuran sayfası aç oradan bir ayet oku.
BÜLENT SEZGİN: Şeytandan Allah’a sığınırım; “De ki: "Ey iman eden kullarım, Rabbinizden sakının…” (Zümer Suresi,10)
ADNAN OKTAR: “Rabbinizden sakının” tabii şimdi bu ilk bakışta “Rabbinizden sakının” yani Cenab-ı Allah’ın helallerine, haramlarına dikkat edin, Allah’ı darıltmayın, Allah’ın beğenmeyeceği bir şeyi yapmayın. Zaten helaller güzel, nimet, haramlar da çok az buna titiz olun o anlamda.
BÜLENT SEZGİN: “..Bu dünyada iyilik edenler için bir iyilik vardır..” (Zümer Suresi,10)
ADNAN OKTAR: “Bu dünyada” bak bu çok acayip, bu bir mucize “iyilik edenler için.” Yani “İslam’ı, Kuran’ı doğru yaşayan, dürüst olan, samimi Müslümanlar için bereket, bolluk, ferahlık, iyilik, güzellik vardır” diyor Cenab-ı Allah. Elle tutulur, gözle görülür şekilde bu bilinen bir gerçek. Mesela Hz. Musa (a.s) güzel yaşadı, tamam maceralı yaşadı ama güzel yaşadı. Cenab-ı Allah kudret helvası gönderdi, bıldırcın gönderdi; harika bu. Günlerce; bir gün, iki gün de değil. Bıldırcın da kolesterolü az, çok kaliteli bir yiyecektir. Ama tabii bir kısmı da diyor ki “bıldırcın kızarmış kebap olmuş gökten yağıyordu” diyor. Çok akılsızca böyle değil. Bıldırcın sürüleri geliyor yakalıyor halk orada onları kesip yiyorlar.
Evet, dinliyorum.
BÜLENT SEZGİN: Allah korudu gözetti Hz. Şuayb (a.s)’ın yanında yıllarca.
ADNAN OKTAR: Tabii mesela çok rahat yaşadı peygamber yanında yaşadı. Peygamber kızıyla evlendi çok büyük bir nimet. Allah’ın orada onu rast getirtmesi. Mesela bedenen kuvvetli olması her yerde işine yaradı.
Sayın Adnan Oktar'ın Zümer Suresi ile ilgili açıklamaları.
ADNAN OKTAR: Bir ayet daha oku.
BÜLENT SEZGİN: Ayetin devamı; “..Allah'ın arz'ı geniştir. Ancak sabredenlere ecirleri hesapsızca ödenir." (Zümer Suresi,10)
ADNAN OKTAR: “Allah’ın arzı geniştir” dünyayı geniş çaplı kullanın anlamında bu. Hakikaten insanlar bir yerde sıkışıp kalıyorlar mesela bir yere gitmek istemiyorlar orada durup kalıyorlar. Halbuki bütün arza şamil olması lazım müminlerin, bütün arzı hedeflemesi lazım, bütün dünyayı. Yani bütün dünyayı bir köy gibi görecek insan, kendi köyü gibi görecek. Çünkü Müslümanlar’a dünyanın bütününü veriyor Allah. O diyor ki, “Yok bize şu şehrin şu bölümünü verdi” diyor öyle düşünüyor. Veyahut “şu toprak parçasını bize verdi” sana bütününü veriyor Cenab-ı Allah. Ayette söylüyor “Arza hakim kılacağım sizi” diyor. Onun için Müslüman arzın tamamını ele geçirmek için uğraşacak. Yani ele geçirmek derken oraya güzelliği, sevgiyi, barışı, kardeşliği ulaştırmak. Allah korkusunu, Allah sevgisini ulaştırmak, Allah’ın ismini ulaştırmak yani hayrı, güzelliği ulaştırmak. Yoksa oraları fethedip millete eziyet etme anlamında değil.
MEHMET YILDIRIM: “(Yeryüzünde) Fitne kalmayıncaya kadar onlarla mücadele edin..” (Bakara Suresi, 193) diye bildiriyor.
ADNAN OKTAR: Evet. Fitne gitti mi adam orada yaşasın istediği gibi mutlu olsun. Ama fitne varsa “her yere gidin” diyor Cenab-ı Allah. Fitneyi dünyanın her yerinde kaldırın. Yani “İnsanlar öldürülüyorsa durdurun, zulüm varsa durdurun, helale harama dikkat etmiyorlarsa gidip anlatın, uyarın. Normal insan gibi yaşasınlar” diyor Allah. Öbür türlü acı çekiyorlar, bütün dünya acı çekiyor görüyorsunuz.
OKTAR BABUNA: Suni çizilmiş olan sınırlardan dolayı birçok ülkede savaşıyor herkes.
ADNAN OKTAR: Tabii cetvelle sınır çiziyor “senin sınırın bura, benim sınırım bura” birbiriyle kapışıyor. “Orada bütün dünyayı vatan gibi görün” diyor Allah “size ait olarak görün. Bütün dünyayı size vatan yaptım” diyor müminlere. “Kardeş olun birbirinizi sevin. Ama sizi kavim kavim yaptım ki birbirinizle tanışasınız, birbirinizi sevesiniz.” Yani “bir güzellik olsun, bir ilginçlik olsun, monotonluk olmasın diye bunu yaptım” diyor Allah. “Renk olsun diye yaptım” mesela yabancı dilde konuşan biri var. Örfü ayrı, gelenekleri ayrı, yemekleri ayrı o anlamda. Yoksa “kardeşsiniz” diyor. Pasaportla, vizeyle birbirinizi zora sokun demiyor Allah. O ayete göre bütün müminlerin pasaportu, vizeyi kaldırması gerekiyor. Demek ki dünyada bir zaman gelecek her yerde pasaport, vize kalkacak. Dünya kendi evi gibi olacak.
BÜLENT SEZGİN: Hocam, Allah “Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışırsanız, onu sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz.” (İbrahim Suresi,34) diyor inşaAllah. Ve müminler için de "Bunlar, dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet günü ise yalnızca onlarındır." (Araf Suresi, 32) diyor bütün nimetler için.
ADNAN OKTAR: Tabii, o yanlış anlaşılıyor. Mesela Iraklılar da diyor ki, “Irak’ı bir kurtarsak yeter. Irak bizim memleketimiz başka bir yer de olmaz” diyor. Niye? Suriye’ye git, Şam’a git, Tahran’a git her yer senin kardeşlerin dolu, Müslümanlar’la dolu. Niye görüşmüyorsun Müslümanlar’la? Niye Sıla-i Rahim yapmıyorsun? Çin’de de kardeşin var, Sibirya’da da kardeşin var her yere git. Afrika’da da kardeşin var. “Müminler kardeştir” diyor “birbirleriyle görüşsünler” diyor. Hacca gidiyorlar işte Hac’da da görüşüyorsun. Hac dönüşü git onun memleketinde kal, tanış, akraba gibi ol, yakın ol yani. Mesela insanlar o yüzden sıkılıyorlar bir yerde sıkışıp kalıyorlar. Savaş olan bir yer mesela, çık git. Git Müslüman kardeşlerinle hicret et işte onun için Kuran’da o hicret mantığı var. “Sabit durmayın” diyor Cenab-ı Allah. “Gerektiğinde hicret edin.” Tebliğ yapmak için hicret edebilirsin, İslam’ı yaymak için hicret edebilirsin. Ama bulunduğun yerde İslam zor durumdaysa, Müslümanlar zor durumdaysa tabii bırakıp gitmek olmaz. O ricat olur veyahut kaçmak olur. Öyle olmaz. Bulunduğun yerde fitneyi izale edeceksin. Ama izale edip bittikten sonra artık dünyanın diğer yerlerine gitmek lazım. Mesela şu an Türkiye’de fitne ayyukta. Burayı bırakıp gidemeyiz. Her ne pahasına olursa olsun kardeşlerimizi kurtarmak konumundayız. Çünkü “en yakın olandan başla” diyor Cenab-ı Allah. En yakın olan, tebliğe. Biz de en yakın olandan başlamış oluyoruz.
İyilikte bulunanların dünyada ve ahirette mutlaka iyilikle karşılık görecekleri Allah'ın Kuran'da bildirdiği sırlardan bir diğeridir. Bu konuyla ilgili ayetlerden biri şöyledir:
De ki: "Ey iman eden kullarım, Rabbinizden sakının. Bu dünyada iyilik edenler için bir iyilik vardır. Allah'ın Arz'ı geniştir. Ancak sabredenlere ecirleri hesapsızca ödenir." (Zümer Suresi, 10)
Ancak, bunun için gerçek iyiliğin ne olduğunun bilinmesi gerekir. Her toplumda yaygın olan bir iyilik anlayışı vardır; güleryüzlü olmak, dilencilere para vermek veya herşeyi anlayışla karşılamak gibi. Oysa gerçek iyilik Kuran'da bildirildiği gibidir. Allah, bir ayette gerçek iyiliğin ne olduğunu şöyle açıklar:
Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır. (Bakara Suresi, 177)
Ayette de dikkat çekildiği gibi, bir kişinin iyilikte bulunması, Allah'tan korkup sakınarak, ahiretteki hesabını düşünmesi ve vicdanını kullanarak her an Allah'ı en çok hoşnut edecek davranışı seçmesidir. Allah, imanlarından, Allah korkularından ve Allah'a duydukları sevgiden dolayı sürekli iyilik işleyenleri seveceğini ve onlara iyilikle karşılık vereceğini bildirmektedir:
Böylece Allah, dünya ve ahiret sevabının güzelliğini onlara verdi. Allah iyilikte bulunanları sever. (Al-i İmran Suresi, 148)
... Bu dünyada güzel davranışlarda bulunanlara güzellik vardır; ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne güzeldir. (Nahl Suresi, 30)
Bu, iyilikte bulunarak fedakarlık yapanlara, Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için ciddi bir çaba gösterenlere Allah'ın Kuran'da bildirdiği bir müjdedir. Allah, hem dünyada hem de ahirette böyle insanları güzel bir hayatla yaşatacağını müjdelemektedir. Bu, hem maddi hem de manevi nimetlerde bir artıştır. Kuran'da kimsenin erişemeyeceği kadar büyük bir mülke kavuşan Hz. Süleyman, Mısır hazinelerinin yönetimine geçen Hz. Yusuf bu konuda örnektirler. Allah, Hz. Muhammed (sav) için de "Bir yoksul iken seni bulup zengin etmedi mi?" (Duha Suresi, 8) ayetiyle, Peygamberimiz (sav)'in üzerine yaydığı nimetini bildirmektedir.
Unutmamak gerekir ki, dünyada güzel ve ihtişamlı bir yaşam yalnızca geçmişte yaşamış müminlere verilmiş bir nimet değildir. Allah her dönemde iman eden kullarını güzel bir hayatla yaşatacağını da vaat etmiştir:
Erkek olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz. (Nahl Suresi, 97)
İman edenler hiçbir zaman dünyanın peşinde koşmazlar. Dünya malının, itibarının ve gücünün hırsını yapmazlar. Allah'ın ayetinde de bildirdiği gibi, onlar ahireti satın almak için canlarını ve mallarını satarlar. Ne alışverişleri, ne ticaretleri onların ibadetlerini, Allah'ı anmalarını, din için hizmette bulunmalarını engellemez. Hatta, açlık ve yoksullukla denendiklerinde dahi, son derece teslimiyetli ve sabırlı olurlar ve asla şikayette bulunmazlar.
Peygamberimiz (sav) döneminde hicret eden müminler bunun bir örneğidir. Onlar, Allah yolunda evlerini, işlerini, ticaretlerini, tüm mallarını, bağlarını, bahçelerini arkalarında bırakarak, başka bir şehre gitmişler ve çok azla yetinmeyi bilmişlerdir. Bunların karşılığında ise sadece Allah'ın kendilerinden hoşnut olmasını dilemişlerdir.
Allah, müminlerin bu samimi, katıksız olarak ahiret yurdunu düşünen kanaatkarlıklarına karşılık olarak onları daima rızıklandırmış ve güzel ve temiz nimetler içinde yaşatmıştır. Bu nimetler ve zenginlikler ise onların dünyaya bağlanmalarına değil, aksine Allah'a şükredip O'nu anmalarına vesile olmuştur. Allah'ın vaadinin bir sonucu olarak, bu ahlaklarına karşılık her mümin dünyada güzel bir hayatla yaşar.
Her İyiliğin Kat Kat Artırılarak Sahibine Dönmesi
Allah iyilikte bulunan kullarına verdiği karşılığı kat kat artıracağını da vaat etmiştir. Allah'ın Kuran'da bu konu ile ilgili olarak bildirdiği ayetlerden bazıları şöyledir:
Kim bir iyilikle gelirse, kendisine bunun on katı vardır, kim bir kötülükle gelirse, onun mislinden başkasıyla cezalandırılmaz ve onlar haksızlığa uğratılmazlar. (Enam Suresi, 160)
Gerçek şu ki, Allah zerre ağırlığı kadar haksızlık yapmaz. (Bu ağırlıkta) Bir iyilik olursa, onu kat kat kılar ve Kendi yanından pek büyük bir ecir verir. (Nisa Suresi, 40)
Allah'ın iyiliğin karşılığını kat kat kılmasının en güzel göstergesi dünya hayatı ve ahiret hayatı arasındaki farktır. Dünya hayatı ortalama 60 yıl süren çok kısa bir zaman dilimidir. Oysa bu dünyada salih olan, iyilik yapan insanlar, kısacık bir ömürde yaptıkları iyiliklere karşı ahirette sonsuz bir güzellikle karşılık göreceklerdir. Allah bu vaadini bir ayetinde şöyle bildirmiştir:
Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır… (Yunus Suresi, 26)
Bunun ne kadar büyük bir mükafat olduğunu anlayabilmek için "sonsuz" kavramı üzerinde biraz düşünmek gerekir. Dünya üzerinde bugüne kadar yaşamış ve bundan sonra yaşayacak olan tüm insanların, hayatlarının her saniyesini sayı sayarak geçirmiş olduklarını düşünelim. Kuşkusuz bu insanların tümünün saydıkları sayılar art arda eklenerek bir sayı elde edilse, burada telaffuz edilemeyecek büyüklükte bir sayı çıkar. Ama bu olağanüstü sayı dahi "sonsuz" kavramının yanında sıfırdan farksızdır. Çünkü "sonsuz" demek asla bitmeyen ve tükenmeyen bir süre demektir. Dünyada Allah için yaşayan insanların ahirette yurtları cennet olacak ve orada süresiz kalacak, sınırsızca nefislerinin istediği ve ruhlarının zevk aldığı herşeye sahip olacaklardır. Kuşkusuz bu, Allah'ın rahmetinin genişliğini kavrayabilmek için üzerinde düşünülmesi gereken bir örnektir.