(SAYIN ADNAN OKTAR'IN A9 TV, KAHRAMANMARAŞ AKSU TV VE KAÇKAR TV’DEKİ CANLI SOHBETİ (21 NİSAN 2011; 22:00))
ADNAN OKTAR: “Selamun Aleykum. Sabah güneşini kıskandıracak kadar güzel doğan Sayın Muhammed Adnan Hocamız.” Güneş kıskanmaz, gıpta eder, maşaAllah, inşaAllah. Biz de güneşe gıpta ediyoruz, inşaAllah. “Bizim güneşimizsiniz, sizinle git gide daha çok aydınlanıyoruz, inşaAllah. Hocam bu ayeti birçok kere açıkladınız biliyorum ama “tekrarda fayda vardır” demiştiniz. Rica etsem “Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin” (Maide Suresi, 51) ayetini tekrar açıklar mısınız? Teşekkür ederim, canım Hocam. Ellerinizden çok çok öperim. Murat Barış Coşkun.” “Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin.” (Maide Suresi, 51)
Maide Suresi, 51. Daha nereden geliyor, 49. Daha da geriye geldiğimizde, Maide Suresi 44. Ayetin siyak ve sibakı çok önemlidir; akışı. Başlangıcından itibaren bakmak lazım ayete. Tam o anda değil de. Ayet bir konuyu anlatır, anlatır, anlatır, anlatır, son noktayı orada koyar bazen veyahut yine devam eder. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Gerçek şu ki, Biz Tevrat’ı, içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik.” Demek ki insanların hidayetine sebep oluyor Tevrat ve bir nur. Hak kısımlarının özelliği budur. “Tevrat diye bir kitap yok” diyemeyiz şu an, Tevrat var. Tahrif olmuş kısımlar geçersizdir ama geçerli olan kısımları hidayet ve nurdur.
“Teslim olmuş peygamberler, Yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar), Allah'ın Kitabı’nı korumakla görevli kılındıklarından,” Tevrat’ı korumakla görevli kılındıklarından, “ve onun üzerine şahidler olduklarından (onunla hükmederlerdi.) Öyleyse insanlardan korkmayın, Ben’den korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın.” Bakın, insanlardan korkmak haram, Allah’tan korkmak gerekiyor, Kuran’ın bir hükmü bu. “Ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın.” Kuran’ın hükümlerini değiştirmeyin, yerine hurafeler koymayın, Allah’ın hükmüne karşı put inançlar çıkarmayın.
“Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kafir olanlardır.” Kuran ahlakına uymadığınızda, Kuran’a göre hareket etmediğinizde küfür içinde olursunuz diyor Allah. 46. ayet; “Onların (peygamberleri) ardından yanlarındaki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa'yı gönderdik.” Bakın, yanlarında Tevrat var, Tevrat duruyor; yani Tevrat diye bir kitap var, duruyor. “Tevrat’ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa’yı gönderdik.” Hak kısımlarını doğrulayıcı ama, geçersiz kısmını değil. “Ve ona içinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat'ı doğrulayan,” tasdik eden, Tevrat’ın hükmünü tasdik eden, doğru kısımlarını tasdik eden, “ve muttakiler için yol gösterici ve öğüt olan İncil'i verdik.” Neymiş İncil? Yol gösterici ve öğütmüş. Neymiş başka? Hidayet ve nurmuş.
Bakın, İncil’in dört özelliği: Bir, hidayet, hidayet verici olması; iki, nur olması; üç, öğüt olması; dört, yol gösterici olması. Demek ki İncil denen bir kitap var. Neresi geçerli? Hak olan kısımları. Batıl olan kısımları geçerli mi? Değil. Hak olan kısımlarını biz ayırdık, kitap haline getirdik. “İncil sahipleri Allah'ın onda indirdikleriyle hükmetsinler.” İncil’e göre hareket etsinler, İncil sahipleri diyor Allah. “Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, fasık olanlardır.” Yani İncil’in hak kısımlarıyla hükmetsinler diyor Allah, yapmazlarsa fasık olurlar diyor. Çünkü İncil’in hak kısmı ile Kuran tam mutabıktır. Peygamberimiz (s.a.v)’e söylüyor Allah; “Sana da (Ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı,” Tevrat ve İncil’i doğrulayıcı, “ve ona 'bir şahid-gözetleyici' olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) indirdik.” Kuran neymiş aynı zamanda? Tevrat ve İncil’in doğruluğuna bir şahit, böyle bir kitabın var olduğunu söylüyor Allah ve gözetleyici. Yanlış olan kısımları ve doğru olan kısımları birbirinden ayırt edici. “…olarak “Kitab’ (Kuran’ı) indirdik. Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet.” Kuran’la hükmet.
“Ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına uyma.” Yobazların uydurma ve hurafelerine, sahtekarların çıkardığı put inançlara uyma. “Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık.” “Her birinize ayrı bir yol, bir mensek, bir yol kıldık” diyor Allah. Mesela, Hıristiyanlara Hıristiyanlık, Musevilere Musevilik olmuş, değil mi? Önce Musevilik dini geliyor, sonra Hıristiyanlık geliyor. Museviler ne yapıyorlar? Hıristiyanlık gelince, Hıristiyanlığa uyuyorlar. Hıristiyanlıktan sonra ne geliyor? Müslümanlık geliyor. Ne yapıyor Hıristiyanlar? Müslümanlığa uyuyor. Her yeni gelen şeriata insanlar uyuyorlar. Daha önce ne var? Hz. Nuh (a.s) var, Hz. Nuh (a.s)’a uyuyorlar. Hz. Nuh (a.s)’dan sonra kime uyuyorlar? Hz. İbrahim (a.s)’a uyuyorlar. Kalmıyorlar yani, Hz. Nuh (a.s)’da kalmıyorlar, Hz. İbrahim (a.s)’a uyuyorlar, yani onun getirdiği kitaba uyuyorlar.
“Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı; ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi içindir. Artık hayırlarda yarışınız.” Yani sürekli şeriatlar gelmiştir, sürekli hükümler gelmiştir, bu sizi denemek içindir diyor Allah. Bir renk, bir güzellik olarak böyle yaratmış Allah. “Artık hayırlarda yarışınız.” 49. ayette; “Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve onların hevalarına uyma” diyor Allah, yine. “Kuran’la hükmet” diyor. “Onlar hala cahiliye hükmünü mü arıyorlar?” diyor Cenab-ı Allah, yobazlara. O devirde de var yobazlar; aynı, klasik yobaz. “Onlar hala cahiliye hükmünü mü arıyorlar?” Hurafe, pis şeyler, milletin tiksindiği yobaz düşünceler var ya, aynısı Peygamberimiz (s.a.v) zamanında da var. Yobazlar Peygamberimiz (s.a.v)’e baskı yapıyorlar; “bunları dine koy, bunlar da dinin içerisinde olsun” diyorlar. Peygamberimiz (s.a.v) de şiddetle kabul etmiyor.
“Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah’tan daha güzel olan kimdir?” “Kuran’a uyun” diyor Allah. Yobazlar, “tamam Kuran’a uyalım, bir de ilave yobazlık da olsun, ne mahsuru var?” diyor. “Eğer onlara uyacak olursan, az da olsa uyacak olursan, sana dünyanın da, ahiretinde azabını en şiddetli şekilde tattırırım” diyor Cenab-ı Allah. Hatta bir ayette de, “az da olsa uyacaktın” diyor, “az da olsa meyledecektin” diyor, değil mi? “Cenab-ı Allah seni korudu” diyor. Yanlış aklımda kalmadıysa; mealen, yaklaşık, manası bu şekilde. “Ey iman edenler, içinizden kim dininden geri döner (irtidat eder)se,” dinsiz olursa, mürted olursa, “Allah (yerine) Kendisi'nin onları sevdiği, onların da Kendisi'ni sevdiği,” Türk Milleti’ne bakıyor bu ayet; bu çok önemli, Türk Milleti anlatılıyor; “Allah (yerine) Kendisi’nin onları sevdiği, onların da Kendisi’ni sevdiği mü'minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise 'güçlü',” Türk Milleti’nin özelliği bu, “'ve onurlu,' Allah yolunda cihad eden,” Osmanlı dönemi hep cihattır, hep cihat, “ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir.” Bir kavim getirir.
“Bu, Allah'ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir.” Bakın, Mehdiyet de yine Türk Milleti’ne nasip oluyor. Mehdilik görevi de Türk Milleti’ne nasip, inşaAllah. “Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir. Kim Allah'ı, Resûlü’nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse.” Bakın, Allah’ı, Resulü’nü ve Müslümanları dost ve veli edinirse. “Hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır.” “Hizbullahtır” diyor Allah, Allah hizbidir. Şeddesiz 2007 şeddeli 2055; tam dünya hakimiyetinin olacağı aralık, inşaAllah. Şimdi bak, başlıyor ayet açıklamaya; “Ey iman edenler, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alay ve oyun (konusu) edinenleri ve kafirleri dostlar (veliler) edinmeyin.” Ayette ne diyor bakın, 51. ayette; “Ey iman edenler Yahudi ve Hıristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez.”
Şimdi 51. ayet bu, 57. ayete geçiyoruz, açıklıyor; “Ey iman edenler, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi,” İslam’ı, “alay ve oyun (konusu) edinenleri”. Bakın, saygılı olanları değil; dine, mukaddesata saygılı, inançlarına karşı saygılı olanları değil; dine, inanca karşı saygısı olmayıp, “alay ve oyun (konusu) edinenleri ve kafirleri dostlar (veliler) edinmeyin.” Şimdi bakın, ayet şerh etmiş burada. Demek ki kendi halinde, dinimize saygılı bir Hıristiyan, bir Musevi bu hüküm içerisinde değil. Onlarla evleniliyor, onların yemeği yeniyor, onlara misafirliği gidiliyor, onlarla ticaret yapılıyor, inşaAllah. Ama yönetici kılamazsın tabii, başına vali yapamazsın, başbakan yapamazsın. Çünkü inancın ile çelişir, senin inancınla onun inancı çelişecektir, uygulama bambaşka bir şey olur, değil mi? Kendi inancından biri olması lazım.
“Dostlar (veliler) edinmeyin. Ve eğer inanıyorsanız, Allah'tan korkup-sakının.” Bir Hıristiyan’a, bir Musevi’ye sırf Hıristiyan ve Musevi diye düşman olun, onunla aradaki bağları, kökleri koparın anlamında bir ayet değil. Çünkü diğer ayetler bunu açıklıyor. Bakın, diyor ki Allah; “Ehl-i Kitap’ın yemeği size helal kılındı.” Şimdi, bu ne demek? Biz evine gideceğiz, yemeğini yiyeceğiz. Düşman olduğumuz adamın yemeğini nasıl yiyeceğiz? Bakın, olayı netleştiren bir ayet daha var. Diyor ki Allah; “Ehl-i Kitap’tan hanımlarla, Musevi ve Hıristiyan hanım alıp evlenmeniz size helal.” Şimdi, ne diyor; “falanca hanım, ben sizi aşkla seviyorum, çok beğeniyorum, evlenmek istiyorum” diyor, haber gönderiyor babasıyla, anasıyla; evleniyor.
Ne diyor eşine? “Aşkım,” “sevgilim,” “bir tanem” diyor, değil mi? “Dostuz” diyor, bağrına basıyor. Aynı yatakta yatıyorlar, bütün ömürleri beraber geçiyor. Ehl-i Kitap değil mi onlar? Şimdi yanlış mı bu? Doğru. Dinle alay ediyor mu bu kadın? Etmiyor, dinine saygılı. Adam da onun dinine saygılı. Öyle olunca sorun yok. Ama yönetici kılamazsın. Ayrı bir hüküm olarak yönetici kılamazsın. Zaten olmaz, adam “ben Hıristiyan’ım” diyor, bambaşka bir inançta olacaktır, nasıl yönetsin o seni? Senin inancını bilmez ki sana ona göre davransın. Bu makul zaten, böyle olması lazım. Ama ayetin hükmü burada çok açık görülüyor.
Mesela, diyor ki Allah; “Onlar, siz birbirinizi namaza çağırdığınızda onu alay ve oyun (konusu) edinirler.” Şimdi burada bunu dost edinemezsin tabii ki; adam dinine saldırıyor, buğz edersin ona. Ben öyle adamla konuşmam, dava ederim, mahkemeye veririm. Nasıl alay eder, oyun oynar, değil mi? “Bu, gerçekten onların akıl erdirmeyen bir topluluk olmalarındandır.” Şeytandan Allah’a sığınırım. “De ki: “Ey Kitap Ehli,” onlara hitap edin, “yalnızca Allah'a, bize indirilene ve önceden indirilene inanmamız,” “biz Tevrat’a ve İncil’e de inanıyoruz” diyor Müslümanlar, değil mi? Kuran’a inanıyoruz. “Ve sizin çoğunuzun fasıklar olmanız,” zaten dininizin hükmünü yapmamanız, “nedeniyle mi bizden hoşlanmıyorsunuz?” “Bu tavrınız nedir?” diyor. Dost edinilmeyen bir insanla nasıl konuşulacağını da Allah gösteriyor. Alay eden, fasık olan bir Hıristiyan’ın; fasık olan, fısk içinde olan bir Musevi’ye nasıl cevap vereceğimizi anlatıyor Allah.
Bakın, adamlara nasıl hitap etmeye devam ediyoruz? Dinle alay ediyor ve dini oyun konusu ediniyor ama bunlar. 60. ayet: “De ki: “Allah Katında, 'kesinleşmiş bir ceza olarak' bundan daha kötüsünü haber vereyim mi? Allah'ın kendisine lanet ettiği, ona karşı gazablandığı ve onlardan maymunlar ve domuzlar kıldığı ile tağuta tapanlar; işte bunlar, yerleri daha kötü ve dümdüz yoldan daha çok sapmışlardır.” Bakın, “Müslüman buğzunu bu şekilde açıklasın” diyor Allah. “Allah'ın kendisine lanet ettiği, ona karşı gazablandığı ve onlardan maymunlar ve domuzlar kıldığı,” maymun ve domuz hükmünde, hatta “daha da aşağılıktır” diyor. Dinle aday edilmez, dinle alay eden küfre girer. Küfür içinde olan adamla, dinine hakaret eden adamla sen dost olabilir misin? Olmayacağın açık. Ama dinine saygılıysa sorun yok. Müşrik de mesela, adamın müşrik olması bizi ilgilendirmez, dinde zorlama yok.
Ama dinimize saldırırsa, hakaret ederse, kendimizi koruruz; hukuk, kanun ölçüsünde koruruz. Ama müşrik dinimize saygılıysa ne yapıyoruz? Ayet var, Kuran ayeti var; adamı tehlikeli bölgeden alıyoruz askeri kuvvetle; can tehlikesini, mal tehlikesini göze alarak. Canımızı verme ihtimali var, malımızın alınması ihtimali var, buna rağmen adamları güvenlikle alıp, güvenlikli bir bölgeye kadar götürüyoruz. Can ve mal emniyetini sağlıyoruz, görevimiz bitiyor. Çünkü dinimize saygılı, oyun ve eğlence konusu edinmiyor, konu bu.
Sayın Adnan Oktar'ın 21 Nisan 2011 tarihli röportajından Maide Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Gerçek şu ki, Biz Tevrat’ı, içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik.” Demek ki insanların hidayetine sebep oluyor Tevrat ve bir nur. Hak kısımlarının özelliği budur. “Tevrat diye bir kitap yok” diyemeyiz şu an, Tevrat var. Tahrif olmuş kısımlar geçersizdir ama geçerli olan kısımları hidayet ve nurdur. “Teslim olmuş peygamberler, Yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar), Allah'ın Kitabı’nı korumakla görevli kılındıklarından,” Tevrat’ı korumakla görevli kılındıklarından, “ve onun üzerine şahidler olduklarından (onunla hükmederlerdi.) Öyleyse insanlardan korkmayın, Ben’den korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın.” Bakın, insanlardan korkmak haram, Allah’tan korkmak gerekiyor, Kuran’ın bir hükmü bu. “Ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın.” Kuran’ın hükümlerini değiştirmeyin, yerine hurafeler koymayın, Allah’ın hükmüne karşı put inançlar çıkarmayın. “Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kafir olanlardır.” Kuran ahlakına uymadığınızda, Kuran’a göre hareket etmediğinizde küfür içinde olursunuz diyor Allah.
46. ayet; “Onların (peygamberleri) ardından yanlarındaki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa'yı gönderdik.” Bakın, yanlarında Tevrat var, Tevrat duruyor; yani Tevrat diye bir kitap var, duruyor. “Tevrat’ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa’yı gönderdik.” Hak kısımlarını doğrulayıcı ama, geçersiz kısmını değil. “Ve ona içinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat'ı doğrulayan,” tasdik eden, Tevrat’ın hükmünü tasdik eden, doğru kısımlarını tasdik eden, “ve muttakiler için yol gösterici ve öğüt olan İncil'i verdik.” Neymiş İncil? Yol gösterici ve öğütmüş. Neymiş başka? Hidayet ve nurmuş. Bakın, İncil’in dört özelliği: Bir, hidayet, hidayet verici olması; iki, nur olması; üç, öğüt olması; dört, yol gösterici olması. Demek ki İncil denen bir kitap var. Neresi geçerli? Hak olan kısımları. Batıl olan kısımları geçerli mi? Değil. Hak olan kısımlarını biz ayırdık, kitap haline getirdik.
“İncil sahipleri Allah'ın onda indirdikleriyle hükmetsinler.”İncil’e göre hareket etsinler, İncil sahipleri diyor Allah. “Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, fasık olanlardır.” Yani İncil’in hak kısımlarıyla hükmetsinler diyor Allah, yapmazlarsa fasık olurlar diyor. Çünkü İncil’in hak kısmı ile Kuran tam mutabıktır. Peygamberimiz (s.a.v)’e söylüyor Allah; “Sana da (Ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı,” Tevrat ve İncil’i doğrulayıcı, “ve ona 'bir şahid-gözetleyici' olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) indirdik.” Kuran neymiş aynı zamanda? Tevrat ve İncil’in doğruluğuna bir şahit, böyle bir kitabın var olduğunu söylüyor Allah ve gözetleyici. Yanlış olan kısımları ve doğru olan kısımları birbirinden ayırt edici. “…olarak “Kitab’ (Kuran’ı) indirdik. Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet.” Kuran’la hükmet. “Ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına uyma.” Yobazların uydurma ve hurafelerine, sahtekarların çıkardığı put inançlara uyma.
“Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık.” “Her birinize ayrı bir yol, bir mensek, bir yol kıldık” diyor Allah. Mesela, Hıristiyanlara Hıristiyanlık, Musevilere Musevilik olmuş, değil mi? Önce Musevilik dini geliyor, sonra Hıristiyanlık geliyor. Museviler ne yapıyorlar? Hıristiyanlık gelince, Hıristiyanlığa uyuyorlar. Hıristiyanlıktan sonra ne geliyor? Müslümanlık geliyor. Ne yapıyor Hıristiyanlar? Müslümanlığa uyuyor. Her yeni gelen şeriata insanlar uyuyorlar. Daha önce ne var? Hz. Nuh (a.s) var, Hz. Nuh (a.s)’a uyuyorlar. Hz. Nuh (a.s)’dan sonra kime uyuyorlar? Hz. İbrahim (a.s)’a uyuyorlar. Kalmıyorlar yani, Hz. Nuh (a.s)’da kalmıyorlar, Hz. İbrahim (a.s)’a uyuyorlar, yani onun getirdiği kitaba uyuyorlar. “Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı; ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi içindir. Artık hayırlarda yarışınız.” Yani sürekli şeriatlar gelmiştir, sürekli hükümler gelmiştir, bu sizi denemek içindir diyor Allah. Bir renk, bir güzellik olarak böyle yaratmış Allah. “Artık hayırlarda yarışınız.”
49. ayette; “Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve onların hevalarına uyma”diyor Allah, yine. “Kuran’la hükmet” diyor. “Onlar hala cahiliye hükmünü mü arıyorlar?” diyor Cenab-ı Allah, yobazlara. O devirde de var yobazlar; aynı, klasik yobaz. “Onlar hala cahiliye hükmünü mü arıyorlar?” Hurafe, pis şeyler, milletin tiksindiği yobaz düşünceler var ya, aynısı Peygamberimiz (s.a.v) zamanında da var. Yobazlar Peygamberimiz (s.a.v)’e baskı yapıyorlar; “bunları dine koy, bunlar da dinin içerisinde olsun” diyorlar. Peygamberimiz (s.a.v) de şiddetle kabul etmiyor. “Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah’tan daha güzel olan kimdir?” “Kuran’a uyun” diyor Allah. Yobazlar, “tamam Kuran’a uyalım, bir de ilave yobazlık da olsun, ne mahsuru var?” diyor. “Eğer onlara uyacak olursan, az da olsa uyacak olursan, sana dünyanın da, ahiretinde azabını en şiddetli şekilde tattırırım” diyor Cenab-ı Allah. Hatta bir ayette de, “az da olsa uyacaktın” diyor, “az da olsa meyledecektin” diyor, değil mi? “Cenab-ı Allah seni korudu” diyor. Yanlış aklımda kalmadıysa; mealen, yaklaşık, manası bu şekilde.
“Ey iman edenler, içinizden kim dininden geri döner (irtidat eder)se,” dinsiz olursa, mürted olursa, “Allah (yerine) Kendisi'nin onları sevdiği, onların da Kendisi'ni sevdiği,” Türk Milleti’ne bakıyor bu ayet; bu çok önemli, Türk Milleti anlatılıyor; “Allah (yerine) Kendisi’nin onları sevdiği, onların da Kendisi’ni sevdiği mü'minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise 'güçlü',” Türk Milleti’nin özelliği bu, “'ve onurlu,' Allah yolunda cihad eden,”Osmanlı dönemi hep cihattır, hep cihat, “ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir.” Bir kavim getirir. “Bu, Allah'ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir.” Bakın, Mehdiyet de yine Türk Milleti’ne nasip oluyor. Mehdilik görevi de Türk Milleti’ne nasip, inşaAllah. “Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir. Kim Allah'ı, Resûlü’nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse.” Bakın, Allah’ı, Resulü’nü ve Müslümanları dost ve veli edinirse. “Hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır.” “Hizbullahtır” diyor Allah, Allah hizbidir. Şeddesiz 2007 şeddeli 2055; tam dünya hakimiyetinin olacağı aralık, inşaAllah. Şimdi bak, başlıyor ayet açıklamaya; “Ey iman edenler, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alay ve oyun (konusu) edinenleri ve kafirleri dostlar (veliler) edinmeyin.”
Ayette ne diyor bakın, 51. ayette; “Ey iman edenler Yahudi ve Hıristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez.” Şimdi 51. ayet bu, 57. ayete geçiyoruz, açıklıyor; “Ey iman edenler, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi,” İslam’ı, “alay ve oyun (konusu) edinenleri”. Bakın, saygılı olanları değil; dine, mukaddesata saygılı, inançlarına karşı saygılı olanları değil; dine, inanca karşı saygısı olmayıp, “alay ve oyun (konusu) edinenleri ve kafirleri dostlar (veliler) edinmeyin.” Şimdi bakın, ayet şerh etmiş burada. Demek ki kendi halinde, dinimize saygılı bir Hıristiyan, bir Musevi bu hüküm içerisinde değil. Onlarla evleniliyor, onların yemeği yeniyor, onlara misafirliği gidiliyor, onlarla ticaret yapılıyor, inşaAllah. Ama yönetici kılamazsın tabii, başına vali yapamazsın, başbakan yapamazsın. Çünkü inancın ile çelişir, senin inancınla onun inancı çelişecektir, uygulama bambaşka bir şey olur, değil mi? Kendi inancından biri olması lazım.
“Dostlar (veliler) edinmeyin. Ve eğer inanıyorsanız, Allah'tan korkup-sakının.” Bir Hıristiyan’a, bir Musevi’ye sırf Hıristiyan ve Musevi diye düşman olun, onunla aradaki bağları, kökleri koparın anlamında bir ayet değil. Çünkü diğer ayetler bunu açıklıyor. Bakın, diyor ki Allah; “Ehl-i Kitap’ın yemeği size helal kılındı.” Şimdi, bu ne demek? Biz evine gideceğiz, yemeğini yiyeceğiz. Düşman olduğumuz adamın yemeğini nasıl yiyeceğiz? Bakın, olayı netleştiren bir ayet daha var. Diyor ki Allah; “Ehl-i Kitap’tan hanımlarla, Musevi ve Hıristiyan hanım alıp evlenmeniz size helal.” Şimdi, ne diyor; “falanca hanım, ben sizi aşkla seviyorum, çok beğeniyorum, evlenmek istiyorum” diyor, haber gönderiyor babasıyla, anasıyla; evleniyor. Ne diyor eşine? “Aşkım,” “sevgilim,” “bir tanem” diyor, değil mi? “Dostuz” diyor, bağrına basıyor. Aynı yatakta yatıyorlar, bütün ömürleri beraber geçiyor. Ehl-i Kitap değil mi onlar? Şimdi yanlış mı bu? Doğru. Dinle alay ediyor mu bu kadın? Etmiyor, dinine saygılı. Adam da onun dinine saygılı. Öyle olunca sorun yok. Ama yönetici kılamazsın. Ayrı bir hüküm olarak yönetici kılamazsın.
Zaten olmaz, adam “ben Hıristiyan’ım” diyor, bambaşka bir inançta olacaktır, nasıl yönetsin o seni? Senin inancını bilmez ki sana ona göre davransın. Bu makul zaten, böyle olması lazım. Ama ayetin hükmü burada çok açık görülüyor. Mesela, diyor ki Allah; “Onlar, siz birbirinizi namaza çağırdığınızda onu alay ve oyun (konusu) edinirler.” Şimdi burada bunu dost edinemezsin tabii ki; adam dinine saldırıyor, buğz edersin ona. Ben öyle adamla konuşmam, dava ederim, mahkemeye veririm. Nasıl alay eder, oyun oynar, değil mi? “Bu, gerçekten onların akıl erdirmeyen bir topluluk olmalarındandır.” Şeytandan Allah’a sığınırım. “De ki: “Ey Kitap Ehli,” “ onlara hitap edin, “yalnızca Allah'a, bize indirilene ve önceden indirilene inanmamız,” “biz Tevrat’a ve İncil’e de inanıyoruz” diyorlar Müslümanlar, değil mi? Kuran’a inanıyoruz. “Ve sizin çoğunuzun fasıklar olmanız,” zaten dininizin hükmünü yapmamanız, “nedeniyle mi bizden hoşlanmıyorsunuz?” “Bu tavrınız nedir?” diyor. Dost edinilmeyen bir insanla nasıl konuşulacağını da Allah gösteriyor. Alay eden, fasık olan bir Hıristiyan’ın; fasık olan, fısk içinde olan bir Musevi’ye nasıl cevap vereceğimizi anlatıyor Allah. Bakın, adamlara nasıl hitap etmeye devam ediyoruz? Dinle alay ediyor ve dini oyun konusu ediniyor ama bunlar.
60. ayet: “De ki: “Allah Katında, 'kesinleşmiş bir ceza olarak' bundan daha kötüsünü haber vereyim mi? Allah'ın kendisine lanet ettiği, ona karşı gazablandığı ve onlardan maymunlar ve domuzlar kıldığı ile tağuta tapanlar; işte bunlar, yerleri daha kötü ve dümdüz yoldan daha çok sapmışlardır.” “Bakın, “Müslüman buğzunu bu şekilde açıklasın” diyor Allah. “Allah'ın kendisine lanet ettiği, ona karşı gazablandığı ve onlardan maymunlar ve domuzlar kıldığı,”maymun ve domuz hükmünde, hatta “daha da aşağılıktır” diyor. Dinle aday edilmez, dinle alay eden küfre girer. Küfür içinde olan adamla, dinine hakaret eden adamla sen dost olabilir misin? Olmayacağın açık. Ama dinine saygılıysa sorun yok. Müşrik de mesela, adamın müşrik olması bizi ilgilendirmez, dinde zorlama yok. Ama dinimize saldırırsa, hakaret ederse, kendimizi koruruz; hukuk, kanun ölçüsünde koruruz. Ama müşrik dinimize saygılıysa ne yapıyoruz? Ayet var, Kuran ayeti var; adamı tehlikeli bölgeden alıyoruz askeri kuvvetle; can tehlikesini, mal tehlikesini göze alarak. Canımızı verme ihtimali var, malımızın alınması ihtimali var, buna rağmen adamları güvenlikle alıp, güvenlikli bir bölgeye kadar götürüyoruz. Can ve mal emniyetini sağlıyoruz, görevimiz bitiyor. Çünkü dinimize saygılı, oyun ve eğlence konusu edinmiyor, konu bu.
Cübbeli bu kadar ayeti görmezlikten geliyor, tek bir ayeti alıyor, diğer ayetleri görmüyor. Kuran’ı açıklarken diğer ayetlerle açıklamak gerekir. Ayet ayeti açıklar, Kuran Kuran’ı açıklar. Tek bir ayet aldın mı, yanlış yorumlarsın, yanlış hareket edersin. “Ehl-i Kitabı dostlar, veliler edinmeyin” diyor, öbür ayette de “evlenin” diyor. Veli edinmiyorsan niye evlenesin ki sen o zaman, değil mi? Demek ki anlamı başka, nereden anlıyoruz anlamını? Dinimizi alay ve oyun konusu etmeyecekler; o zaman tamam. Biz onların dinini alay ve oyun konusu edinmeyiz, onlar da bizim dinimizi alay ve oyun konusu edinmezler, konu bu. Saygılı olacaklar, karışık bir şey yok.
Sayın Adnan Oktar'ın 29 Kasım 2010 tarihli röportajından Maide Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: Bismillah. Maide Suresini açmışsın. Maide Suresi 52. “İşte kalplerinde hastalık olanları: ‘Zamanın, felaketleriyle aleyhimize dönüp bize çarpmasından korkuyoruz’ diyerek aralarında çabalar yürüttüklerini görürsün.” İşte Amerika bizi işgal edecek, mahvolduk, ekonomik yönden çöktük, biz iflah olmayız, Türkiye batmış, bilmem ne falan duyarsınız. “İşte kalplerinde hastalık olanları: “Zamanın, felaketleriyle aleyhimize dönüp bize çarpmasından korkuyoruz,” İşte memleketin bölünmesinden, parçalanmasından, mahvolmasından korkuyoruz, buna benzer sözler. “Diyerek aralarında çabalar yürüttüklerini görürsün. Umulur ki Allah, bir fetih veya Katından bir emir getirecek de,” bir imam, bir Mehdi getirecek. Ebcedi 1996 tarihi veriyor. Bakın tam bu ayette, “umulur ki Allah, bir fetih” hakimiyet, Türk-İslam Birliği’nin dünya hakimiyeti, “veya Katından bir emir getirecek de,” Bir Mehdi (a.s.). Emir; imam, emir sahibi, yönetici. “Yönetici getirecek de, onlar, nefislerinde gizli tuttuklarından dolayı pişman olacaklardır.” Hani mahvoluyordunuz? Hani paramparça olmuştunuz? Hani kurtulamazdı memleket. Hani ortalık birbirine karışmış, artık bu işin kurtuluşu yok, gibi konuşmalar yapıyordunuz? Cenab-ı Allah bak ebcedini ayetin içerisinde gizlemiş, 1996 tarihini veriyor.
56. ayet, şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Kim Allah'ı, Resulü’nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse.” Allah’ı dost edineceğiz, Peygamber (s.a.v.)’i dost edineceğiz ve müminleri, iman edenleri. “Dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah taraftarlarıdır.” Hizbullah, Allah hizbi, Allah taraftarlarıdır.” “Hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah taraftarlarıdır.” 2007 ebcedi, bu kadar tevafuk, şaşırtıcı. Nerede dünya hakimiyetinden bahseden ayet varsa, hep Mehdi (a.s) devrini veriyor. Harf harf hesaplayalım, bunu görürsünüz. Bak, “hiç şüphe yok.” Bakın Allah “hiç şüphe yok” diyor. Kesin bu, diyor. “Galip gelecek olanlar Allah taraftarlarıdır.” Allah’ı savunanlar, Allah’tan yana olanlar, Müslümanlardır. “Ey iman edenler, sizden önce kendilerine kitap verdiklerinden” Hıristiyan ve Musevilerden, “dininizi, alay ve oyun (konusu) edinenleri ve kafirleri dostlar (veliler) edinmeyin. Ve eğer inanıyorsanız, Allah'tan korkup-sakının.” Kitap Ehli’ni, mesela adam Musevi ve yahut Hıristiyan ne yapıyor? İslam dini ile (haşa) alay ediyor ve oyun konusu ediniyor. İslam’a, dine saldırıyor. “Bunları kendinize dost edinmeyin.” Bunlara bir yöneticilik, bir hakimiyet vermeyin. “Ve eğer inanıyorsanız, Allah'tan korkup-sakının.” Veli-vali kelimeleri bunlar birbirleriyle bağlantılıdır, yönetici yapamazsın, uzak durursun. Eğer söz dinliyorsa nasihat edersin ayrı. Ama alay ve oyun konusu edinmesi çok vahim bir şeydir. Ya uzaklaşırsın hiç konuşmazsın ve yahut düzeltmeye gayret edersin ama kendi üstünde bir yönetici edinemezsin, inşaAllah.
“Onlar, siz birbirinizi namaza çağırdığınızda onu alay ve oyun (konusu) edinirler.” Mesela ezan okunuyor, ezanla alay ediyor, Müslümanlar namaz kılıyor, onunla alay ediyor. Bu adamla ne konuşacaksın? Bu vasfından vazgeçmedikten sonra onunla bir bağlantı olmaz. Onunla muhatap olmamız için bu vasfından vazgeçmesi gerekir. Bu vasfında devam ettiği müddetçe bu kişiyle bir bağlantı olması mümkün değil. Çünkü saygısı yok dine karşı, hürmetsiz, küstah ve münasebetsizlik yapmış oluyor. “Bu, gerçekten onların akıl erdirmeyen bir topluluk olmalarındandır. De ki: “Ey Kitap Ehli, yalnızca Allah'a, bize indirilene ve önceden indirilene inanmamız ve sizin çoğunuzun fasıklar olmanız nedeniyle mi bizden hoşlanmıyorsunuz?” Bakın “çoğunuzun fasıklar” ama çoğunuzun derken, çoğunluk neyse o kadar. Demek ki çoğunluk olmayan kısım da var. Bakın ayette de, “Sizin çoğunuzun,” hepinizin demiyor bakın, “çoğunuzun fasıklar olmanız nedeniyle mi bizden hoşlanmıyorsunuz?” Ama Müslümanlardan hoşlanıyorsa, Müslüman’ın diniyle alay etmiyorsa, onunla bağlantı olur, onunla evlenirsin de. Mesela Hıristiyan kadınla evlenirsin; saygılıdır senin dinine karşı, hürmetkardır, onunla bir şey yok. Ama dine saldırıyorsa, hakaret ediyorsa, saygısızlık yapıyorsa onunla bir muhataplığımız olmaz, inşaAllah. Yönetici de edinilmez, evlenilmez de, inşaAllah.
Sayın Adnan Oktar'ın 15 Nisan 2011 tarihli röportajından Maide Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınıyorum. Maide Suresi 44, “Gerçek şu ki, Biz Tevrat’ı, içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik. Teslim olmuş peygamberler, Yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar), Allah'ın Kitabı’nı korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahidler olduklarından (onunla hükmederlerdi.) Öyleyse insanlardan korkmayın, Benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kafir olanlardır.” ‘Allah’ın hükmüyle hükmedeceksiniz’ diyor Allah. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de o zamanlar, Musevilere Tevrat’la hükmediyordu, Tevrat’ı getirtiyordu, rica ediyordu Tevrat’ı, Tevrat’ın aslına göre hükmediyordu. Hristiyanlara da İncil’in aslıyla hükmediyordu. Hz. Mehdi (a.s) da ahir zamanda Tevrat’ın aslıyla Musevilere, İncil’in aslıyla da Hristiyanlara hükmedecek, inşaAllah. Kuran ayeti o gerçeğe bakıyor, inşaAllah.
Mesela Maide Suresi, 47. ayette: “İncil sahipleri” yani Hristiyanlar “Allah'ın onda” İncil’de “indirdikleriyle hükmetsinler.” İncil’e göre hükmetsinler. “Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, fasık olanlardır.” ‘Siz de İncil’e göre hükmedeceksiniz’ diyor, Allah. Musevilere de ‘siz de Tevrat’a göre hükmedeceksiniz’ diyor. ‘Tevrat’ın orijinaline, aslına göre, siz de İncil’in aslına göre hükmedeceksiniz’ diyor. Tevrat’ın aslı da, İncil’in aslı da zaten Kuran’da var, ama kendi kitaplarında da var. Biz oradan onu kitap haline getirdik zaten. İncil’i kitap haline getirdik, Tevrat’ı da kitap haline getirdik. Yani muhalif olan kısımları çıkarttık, tahrif edilmemiş kısımları, kitap halinde şu an bulunduruyoruz. İnternette de var, isteyenler oradan ücretsiz olarak indirebilirler.
ALTUĞ BERKER: İlgili hadisleri okuyorum Hocam, inşaAllah. Muhammed Bakır’dan rivayet ediliyor; “Hz. Mehdi (a.s)’ın Hz. Mehdi (a.s) diye isimlendirilmesinin sebebi şudur ki; ‘Gizli bir işe doğru yönlendirilecek, Tevrat ve diğer semavi kitapları Antakya’da bir mağaradan çıkartacak ve Yahudiler arasında Tevrat’la, Hıristiyanlar arasında İncil’le hükmedecektir.” Başka bir hadisi şerifte de; “Tevrat kitaplarını çıkartacak, Yahudilere karşı delil getirecektir.” “Tevrat kitaplarını oradan çıkartır ve onlara dayanarak Yahudilere münazara eder ve sonuçta bir grup Yahudi onun eliyle Müslüman olur.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kuran’ın bu hükümlerini hiç yerine koyanlar var. Bu ayetleri okuyacaklar, ona göre hareket edecekler. Maide Suresi, 46. Ayet, şeytandan Allah’a sığınırım; “Onların (peygamberleri) ardından yanlarındaki Tevrat'ı doğrulayıcı” Tevrat’ı doğrulayıcı “olarak Meryem oğlu İsa'yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur bulunan” bakın “içinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat'ı doğrulayan ve muttakiler için yol gösterici ve öğüt olan İncil'i verdik” diyor, Allah. Adam, hiç hükmüne koyuyor. Hiç hükmüne koyulur mu? O zaman sen iman etmemiş olursun, dinden çıkarsın. İncil var, Tevrat var; hak kısımları geçerlidir, inşaAllah. “Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve onların hevalarına uyma” diyor, Allah yine 49. ayette. Maide Suresi, 48. ayette; “Sana da (Ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı” Tevrat ve İncil yanında Peygamberimiz (s.a.v.)’in.
Onların doğru olan, tahrif olmamış kısımlarını biliyordu Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zaten. “ve ona 'bir şahid-gözetleyici' olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) indirdik. Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına uyma.” ‘Kuran’a göre hareket et’ diyor, Cenab-ı Allah. Aynı zamanda Hz. Mehdi (a.s)’a hitaptır bu, aynı zamanda bütün Müslümanlara hitaptır. “Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı; ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi içindir. Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir” diyor, Allah, inşaAllah.
Maide Suresi 56, “Kim Allah'ı, Resûlü’nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır.” Hizbullah; Allah hizbi, Allah taraftarlarıdır. Ebcedi; şeddesiz; 2007, şeddeli; 2055 tarihini veriyor. Tam dünya hakimiyetinin tarihini veriyor, inşaAllah. Bakın, “hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır.” ‘Hizbullah’tır’, diyor Allah yani Allah hizbi, Allah taraftarları demek Allah hizbi aynı kelime. Kuran’da geçen şekli de ‘Hizbullah’ olarak geçer Kuran’da, inşaAllah. “Ey iman edenler, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi, alay ve oyun (konusu) edinenleri ve kafirleri dostlar (veliler) edinmeyin.” Demek ki; Hristiyanlardan, Musevilerden, it kopuk takımından da, müşriklerden de kim olursa olsun, “Ey iman edenler, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi, alay ve oyun (konusu) edinenleri” İslamiyet ile alay ediyorsa, oyun oynuyorsa “ve kafirleri” küfür içinde dinsiz, ateist, komünist veyahut neyse artık, ama dinle alay ediyor, hakaret ediyor, oyun oynuyor haşa, Allah diyor ki; bunları “dostlar (veliler) edinmeyin.” ‘bunlarla bir dostluğunuz olmasın’ diyor. ’Bunları bir yönetici kılmayın, başınıza getirmeyin, muhatap olmayın’ diyor, Allah. “Ve eğer inanıyorsanız, Allah'tan korkup-sakının.” Çünkü dine saygılı olacak. Bir Müslüman nasıl Hıristiyanlığa saygılı, Museviliğe nasıl saygılı, aynı şekilde bir Musevi, bir Hristiyan, bir kafir de Müslümanlığa saygılı olacak. Saygılı değilse onunla bir velayet kalmaz, inşaAllah. Cenab-ı Allah, Kuran’da ona dikkat çekiyor.
Sayın Adnan Oktar'ın 19 Aralık 2012 tarihli sohbetinden Maide Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: Maide Suresi 56, şeytandan Allah’a sığınırım- “Kim Allah’ı ve Resulüne ve iman edenleri dost-veli edinirse” demek ki, Allah’ı çok seveceğiz, Peygamber’i çok seveceğiz ve Müslümanları çok seveceğiz, dost edineceğiz, veli edineceğiz, “hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah taraftarlarıdır.” Çok manidar, “galip gelecek olanlar, Allah taraftarlarıdır.” Hizbullah’tır, Allah hizbidir, yani Hz. Mehdi (a.s)’in talebeleridir. Şeddesiz; 2007, şeddeli; 2055. Tam dünya hakimiyetinin en kritik yılları, en keskin, net yılları. Biri 2007; atak yılı, diğeri neticelenme yılı, tam neticelenme yılı, maşaAllah. “Ey iman edenler sizden önce kendilerine kitap verilenlerden” Hıristiyan ve Musevilerden, “dininizi alay ve oyun konusu edinenleri” peki, dinimizi alay ve oyun konusu edinmiyorsa, dost oluyoruz ama dinimizi alay ve oyun konusu ediniyorsa, dost olmuyoruz “ve kafirleri dost-veli edinmeyin.” Yani kendinize idareci kılmayın, onların hakimiyeti altına girmeyin, onlara itaat etmeyin. “Eğer inanıyorsanız, Allah’tan korkup sakının.” Maide Suresi 56, 1956 yılına bakması açısından da manidar. “Hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar Allah taraftarlarıdır.” Bakın “hiç şüphe yok” diyor, Allah, kesin diyor. Allah taraftarları, Hizbullah, Hz. Mehdi (a.s) talebeleri, mutlaka galip gelecek. Şeddesiz; 2007, şeddeli; 2055, çok net, maşaAllah.
64’te- “Yahudiler: “Allah'ın eli sıkıdır” dediler. Onların elleri bağlandı ve söylediklerinden dolayı lanetlendiler.” Zannediyorlar ki, bu ayet bütün Yahudilere hitap ediyor. Değil. Onu diyenler için, bu. “Allah'ın eli sıkıdır” dediler. Onların elleri bağlandı.” Yani cimri oldular, “ve söylediklerinden dolayı lanetlendiler.” Demek ki, bunu söyleyen Yahudiler olmuş. Allah olduğunu söylüyor. Allah’ın eli sıkıdır diyen Yahudiler olmuş. Bu söylediklerinden dolayı lanetleniyorlar, ama diyenler. Ve ellerini de bağlıyor Allah. “Hayır; O'nun iki eli açıktır, nasıl dilerse infak eder. Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun taşkınlıklarını ve inkarlarını artıracaktır.” Vahyi duydukça daha kudurup, daha şiddetleniyor. Kuran yeterlidir dediğimizde, yobazlara da aynısını söylediğimizde, adamlar deliriyor.
“Biz de, onların arasına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kin saldık.” Hakikaten yobazlar, bağnazlar, çok kinli ve nefret dolu insanlardır. Bakın “düşmanlık ve kin saldık. Onlar ne zaman savaş amacıyla bir ateş alevlendirdilerse” yani fitne çıkarmaya kalksalar, terör anarşi çıkarmaya kalksalar, bölgeler arası savaş çıkartmaya kalksalar, “Allah onu söndürmüştür. Yeryüzünde bozgunculuğa çalışırlar. Allah ise bozguncuları sevmez.” Tabii Yahudilerin içerisinde böyle tiplerin olduğuna işaret etmiş oluyor aynı zamanda ayetlerle asıl ağırlıklı olarak. Hakikaten her zaman böyle tipler çıkar, savaş çıkartmaya, kavgaya, anarşiye yatkın ama savaşa karşı olan Yahudiler de daha çoktur. Mesih taraftarları daha çoktur Musevilerin içerisinde ama savaşçı ve deccal taraftarı Yahudiler de vardır.
(Sayın Adnan Oktar'ın “Karanlık Tehlike: Bağnazlık” kitabında Maide Suresi 57-58, 60 ayetleri ile ilgili açıklamaları)
Ey iman edenler, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alay ve oyun (konusu) edinenleri ve kafirleri dostlar (veliler) edinmeyin. Ve eğer inanıyorsanız, Allah'tan korkup-sakının. (Maide Suresi, 57)
Onlar, siz birbirinizi namaza çağırdığınızda onu alay ve oyun (konusu) edinirler. Bu, gerçekten onların akıl erdirmeyen bir topluluk olmalarındandır. (Maide Suresi, 58)
De ki: “Allah Katında, 'kesinleşmiş bir ceza olarak' bundan daha kötüsünü haber vereyim mi? Allah'ın kendisine lanet ettiği, ona karşı gazablandığı ve onlardan maymunlar ve domuzlar kıldığı ile tağuta tapanlar; işte bunlar, yerleri daha kötü ve dümdüz yoldan daha çok sapmışlardır.” (Maide Suresi 60)
Bu ayetlerdeki hitap Kitap Ehlinin içinden çıkmış bir topluluğadır. Fakat bu topluluğun özelliği fasıklık yapmış, “kendisinden sakındırıldıkları şeyi yapmada ısrar edip başkaldırmış”, dini alaya almış “inkarcı”, bir topluluk olmasıdır. Kitap Ehli sözü, yalnızca bu iki yüzlü insanların hangi topluluk içinden çıktığını belirtmek için kullanılmıştır.
Maide Suresi 60. ayetten hemen önceki ayetlere baktığımızda bu tanımlamaların tümünü görebiliriz. 57. ayette, “sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alay ve oyun (konusu) edinenleri ve kafirleri dostlar (veliler) edinmeyin” ifadesiyle “sizden önce” yani Müslümanlardan önce, “kendilerine kitap verilenler” yani Musevi ve Hristiyanlardan inkarcı olan ve dini alay ve oyun konusu edinen kişilerden bahsedilmektedir. Tekrar belirtelim, burada Musevi ve Hristiyanların tamamından bahsedilmemekte, onların arasından çıkmış dinsiz, yani inkarcı aynı zamanda da saldırgan ve alaycı olan münafık bir topluluktan bahsedilmektedir. Böyle bir topluluk sadece Müslümanlar için değil, Musevi ve Hristiyanlar için de büyük bir tehdit ve beladır. Ve böyle bir topluluk onların içinden çıkabildiği gibi Müslümanların içinden de çıkabilir.
Burada ve aşağıda açıkladığımız bu konudaki tüm ayetlerde geçen inkarcı kelimesinin yanlış anlaşılmaması için şu konunun belirtilmesi gerekir: Bir insan bir dine inanabilir veya inanmayabilir. Bu konuda özgürdür ve bu kendi vicdanıyla karar vereceği bir durumdur. Bir dindar, asla dini kabul etmeyen bir kişiye kendi fikirlerini dayatamaz. Bu dayatma Kuran'da yasaklanmıştır. Hatta daha önceki bölümlerde gördüğümüz gibi bir Müslüman inkar eden bir insanı dahi canı pahasına korumakla görevlendirilmiştir.
Fakat o inkarcı eğer dini alay ve oyun konusu eder, dolayısıyla dindarlara ve onların değerlerine zarar vermeye çalışırsa, saygıyı ve şefkati bırakıp düşmanca davranırsa, hatta saldırganlaşırsa işte o zaman Allah'a karşı suç işlemiş olur. Dikkat edilirse buradaki ayetlerde bahsedilen inkarcılar söz konusu vasıflara sahip, haddi aşmış kişilerdir. Dindarlara zorluk çıkarmaları, eziyet etmeleri ve münafıklık yapmaları nedeniyle Allah bu kişileri maymun ve domuza benzeterek aşağılamaktadır.