Tur Suresi, 32-36, 39, 42 Ayetlerinin Tefsiri

 

Sayın Adnan Oktar’ın 26 Ağustos 2013 tarihli sohbetinden Tur Suresi ile ilgili açıklamalar. 

 

ADNAN OKTAR: Tur Suresi, 32’de, “Yoksa bunu kendilerine saçma-akılları mı emrediyor?” Aklına ne diyor Allah? Saçma akıllı, zırvalıyor. Aptal ama anlatamıyorsun ki aptal olduğunu. “Yoksa onlar azgın bir kavim midir?” diyor Allah, “azgın bir kavim midir?” Nasıl? İşte kırar, yıkar, teröristlik yapar, kafa-göz patlatır. “Yoksa: "Onu kendisi uydurup-söyledi" mi diyorlar? Hayır; onlar iman etmiyorlar.” Görüyor musunuz sorun neymiş? Görüyor musunuz biz hangi sorunla ilgileniyoruz? Allah sorunu söylüyor. Millete şeri bilgilerin verilmemesi değil konu adam iman etmiyor, iman. Allah’a iman etmiyor. Ne diyor Allah, “Hayır; onlar iman etmiyorlar” diyor. O zaman iman hakikatleri anlatacaksın. Ana konu neymiş? İmanı güçlü kılmak, imanın gelişmesini sağlamak. “Şu halde, eğer doğru sözlüler iseler, benzeri bir söz getirsinler.” “Kuran gibi bir kitap getirsinler” diyor Allah. 1400 seneden beri kaç defa denediler yapamıyorlar. Mesela bir surenin taklidi yapılabilir, onların kafasına göre. Dersin “bende yaptım” der getirirsin. Yapamıyorlar. Edebi sanat olarak hiçbir şekilde yapılamıyor. Halbuki yapmış olsalar, onu delil olarak sunacaklar, Kuran’ın. Çünkü Cenab-ı Allah ısrarla söylüyor, “eğer güçleri yetiyorsa benzerini yapsınlar” diyor. Yapamıyorlar. Edebi sanat açısından bakan biliyor onu herkes bilmez. Edebiyat sanatından anlayan, şiirden anlayan, nesirden anlayan anlar. “Yoksa onlar, hiçbir şey olmaksızın mı yaratıldılar?” İşte Darwinistlerin dediği o “hiçbir şey yok” diyor. Ama “tesadüfen yaratıldı” diyor. “Hiçbir akıl, hiçbir şuur müdahale etmedi” diyor. Her şey tesadüfen olmuş, onların kafasına göre. “Yoksa yaratıcılar kendileri mi?” diyor Cenab-ı Allah. Çünkü onlar diyorlar ki, “Tesadüfen toprak bir araya geldi insanı yaptı, insan da sonra toprağı incelemeye başladı ‘Ben nasıl oldum acaba?’ gibisinden incelemeye başladı” diyor. Onun için diyor Allah, “Yoksa yaratıcılar kendileri mi?” Kendindeki maddeyi düşündüğünde adam daha önce nasıl o? Şuursuz bir toprak ama o toparlandı, bir araya geldi sonra toprağı inceleyen bilim adamlarına dönüştü tesadüfen” diyor. “Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır; onlar, kesin bir bilgiyle inanmıyorlar.” Bilgiyle demiyor Allah, “kesin bir bilgiyle inanmıyorlar” kesin bilgi ne? Hakku’l yakin. Biz ne yapıyoruz? Kesin bilgi sunuyoruz. Ne yapıyoruz? Fosil koyuyoruz, proteinlerin yapısını koyuyoruz kesin bilgiye ulaşmalarını sağlıyoruz insanların. Ta o devirde, kız çocuklara karşı bir nefret var, 1400 sene önce. Diyor ki Cenab-ı Allah, “Yoksa kızlar O'nun da, erkek-çocuklar sizin mi?” Allah’a izafe ediyorlar, kız çocuğu istemiyorlar. Allah’ı da sevmedikleri için hep “kız çocuğu ona ait” diyorlar. “Yoksa hileli-bir düzen mi kurmak istiyorlar?” Hiç legal kurmaz küfür, yani makul bir düzen kurmaz, hep hileli, hep samimiyetsiz. “Fakat (asıl) 'o inkar edenler hileli-düzene düşecek olanlardır.” İşte hileli düzen, Mehdiyet’tir. Allah o hileli düzene düşürecek onları, haberleri bile yok. Allah sürekli hile kuruyor onlara ve hileye sürekli düşüyorlar. Adım adım mesela Suriye’de bir hileye düşürdü Allah, Irak’ta da hileye düşürdü dünyanın her tarafında hileye düşürüyor. Kendi elleriyle, yavaşa yavaş İslam’ı dünyaya hakim etme peşindeler. İsteseler de istemeseler de. 

 


Tur Suresi, 42. Ayetinin Tefsiri

 

Sayın Adnan Oktar'ın 19 Aralık 2010 tarihli röportajından Tur Suresi ile ilgili açıklamalar.

 

ADNAN OKTAR: İmansız münafıklara Allah böyle sinsi tilki görünümünü veriyor. Allah mahvediyor; manen, maddeten çökertiyor. Müminlerde de suhulet, ferahlık, nur, ışık, aydınlık, bereket, bolluk meydana getiriyor Cenab-ı Allah, maşaAllah. Bediüzzaman, Tur Suresi 42. ayette münafıkları açıklıyor. Çok şahanedir Bediüzzaman’ın tefsiri; çok detaylı, çok akıllı, girift tarafları çok şahane vurgulayan bir üslubu vardır. Şeytan’dan Allah’a sığınıyorum. Tur Suresi, 42; “Yoksa sana tuzak mı kurmak istiyorlar?” Demek ki Müslümanlara tuzak kurmak için küfür her an tetikte ve ataktadır. “Fakat o kafirler, o alçaklar, tuzağa düşecek olanların ta kendileridir.” Ne yapmak istiyor? Müslümanları dağıtmak, birlikteliğini bozmak. Mesela Hz. Mehdi (a.s)’ın cemaatini düşünelim. Onu bozmak, onu kamuoyunda zor duruma düşürmek, itibarını sarsmak için münafıklar var güçleriyle gayret edecekler. Ama Cenab-ı Allah diyor ki; “yoksa sana bir tuzak mı kurmak istiyorlar?” “Seni dağıtmak, gücünü kırmak, etkisiz hale getirmek mi istiyorlar?” “Fakat o kafirler, o alçaklar “tuzağa düşecek olanların ta kendileridir”. Allah “kendi tuzaklarını kendi başlarına çevireceğim” diyor. Bak, Bediüzzaman şimdi açıklıyor. “Veyahut fıtratları bozulmuş, vicdanları çürümüş,” bak; “fıtratları bozulmuş,” insani fıtratını kaybetmiş; “vicdanları çürümüş,” böyle tam satılmış kahpe; “vicdanları çürümüş şarlatan,” bu Bediüzzaman’ın bir kerameti, bak; “şarlatan münafıklar,” demek ki şarlatanlık yapıyor.

Çıkıyor orada, burada; hokkabazlık, soytarılık, üç kağıtçılık, yalancılık, düzenbazlık, şarlatanlık… “Şarlatan münafıklar hilekar dinsizler gibi, ellerine geçmeyen hidâyetten halkları aldatıp çevirmek, hile edip döndürmek mi istiyorlar ki, sana karşı kâh kâhin, kâh mecnun, kâh sihirbaz deyip, kendileri dahi inanmadıkları halde başkalarını inandırmak mı istiyorlar?” diyor. Peygamberimiz (s.a.v)’e yapılan iftiraları anlatıyor. Hz. Mehdi (a.s)’a bakan yönüyle, aslımıza bakan şekliyle yorumlarsak; “hilekar dinsizler gibi, ellerine geçmeyen hidayetten halkları aldatıp çevirmek, hile edip döndürmek mi istiyorlar?” “Çünkü bunlar gizli dinsiz” diyor Bediüzzaman. Şarlatan, sahtekar, gizli dinsiz. Onun için nefret ediyor Müslümanlardan. Müslümanları bölmek istiyor. Allah diyenlere karşı içinde kin var. Alevisine, Şiisine, Vehabisine, hepsine karşı içinde bir nefret oluyor. “Lailahe illAllah Muhammeden Resulullah” demesi onun coşkunu artırmıyor. Bilakis nefretini artırıyor. Eline geçmiş bir fırsat olarak görüp, Müslümanları yok etmek için azgın bir dil kullanıyor. “Böyle hilebaz şarlatanları insan sayıp hilelerinden, inkarlarından etkilenmiş olarak gevşeklik gösterme”. “Böyle hilebaz şarlatanları” hileci, yalancı, üç kağıtçı, “şarlatanları insan sayıp hilelerinden, inkarlarından etkilenmiş olarak gevşeklik gösterme. Belki daha ziyade gayret et.” Böyle bir şey gördü mü bir Müslüman, istinasız olarak, tavizsiz olarak daha fazla gayret eder, inşaAllah. Hilebaz, şarlatan ne yapar? Kendine benzetmeye çalışacaktır Müslüman’ı. Ne yapacak? Hidayetten mahrum kendisi, hidayetten mahrum etmek için ne yapacak? Şimdi dese ki, dinsiz olduğunu açıklasa, tabii kale alınmaz. Müslüman olduğunu açıklarsa, ondan da bir şey yapamaz. Ne diyecek? Ben senden daha yüksek Müslüman’ım; daha bilgili, daha takva, daha üstün Müslüman’ım. Takva olması için ne yapmalı? Kuran’la çıksa bunu diyemiyor. Çünkü Kuran’da; “bütün Müslümanlar eşit konumda” diyor.

Hükümler aynı, herkese aynı hükmü uygulayacak. O zaman diyor ki; “ben Kuran’a inanıyorum ama senin bir eksiğin var” diyor, “sen hurafeye inanıyorsun. Ben senden hurafe yönünden üstünüm” diyor. “Daha takvayım” diyor. Bak “bende ne hurafeler, ne helaller, ne haramlar var” diyor. “Benim helallerim ve haramlarım, senin helal ve haramlarınla uyuşmuyor” diyor. “Ben gerçek dini temsil ediyorum, sen sahtesin” diyor Müslüman’a. “Benim oluşturduğum dini sen yaşayamazsın” diyor. “Ben, o kadar karmaşık, o kadar ilaveli, hurafelerle karmakarışık hale getirilmiş bir din yaşıyorum” diyor. “Böyle hilebaz şarlatanları insan sayıp hilelerinden, inkarlarından etkilenmiş olarak gevşeklik gösterme.” Çünkü bunlar hep Ehl-i Sünnet iddiasıyla, titizlik iddiasıyla, takva iddiasıyla ortaya çıktığı için Müslümanlara muazzam bir baskı kurabilirler ve etkilenebilirler. Ki Bediüzzaman’a öyle yaptılar. Bediüzzaman’a Ehl-i Sünnet konusunda; “yirmi konuda, otuz konuda, kırk konuda Ehl-i Sünnet’e uygun değil” dediler, o zamanın bazı sahtekar alimleri, bazı üçkağıtçı alimleri. Ve küfürle ittifak ettiler Bediüzzaman’a karşı. Küfürle iş birliği yaptılar ve onu çok zor duruma sokmaya kalktılar. Bediüzzaman anlatımında aynı zamanda onlara da işaret ediyor. “Çünkü onlar kendi nefislerine hile ederler, kendilerine zarar ederler. Ve onların kötülükleri, başarıları geçicidir.” Müslüman’ı mesela ihbar eder. Tutuklattırabilir, hapse attırabilir veyahut kamuoyunda yanlış bir imaj verdirtmeye çalışabilir kendince ama “onların kötülükleri ve başarıları geçicidir yani istidrâcdır.” Yani “onlar onu keramet gibi görebilirler ama kafirde olan başarıdır” diyor. Yani istidrac gösterirler. “Bir mekr-i İlâhîdir (onların hilelerine karşılık Allah’ın düzeni, oyunudur).” “Allah’ın mekridir” diyor. Allah’ın onlara karşı bir düzenidir, inşaAllah. Yani yaptıkları oyun. Ve “Allah ayaklarına dolandıracak” diyor, inşaAllah. 

 


Tur Suresi, 42, 44-46 Ayetlerinin Tefsiri

 

Sayın Adnan Oktar'ın 12 Ekim 2011 tarihli röportajından Tur Suresi ile ilgili açıklamalar.

 

ADNAN OKTAR: Bak diyor ki Cenab-ı Allah -şimdi açtığım yer Tur Suresi- şeytandan Allah’a sığınırım: “Yoksa hileli-bir düzen mi kurmak istiyorlar?” Yani “oyun mu kurmak istiyorlar?” diyor Allah. “Fakat (asıl) o inkar edenler hileli-düzene düşecek olanlardır” diyor. “Yaptıkları düzene kendileri düşecekler” diyor. Münafıklar da kendi açtıkları düzene düştüler, değil mi? Evet.

“Eğer gökten bir parçanın düşmekte olduğunu görseler bile: “üst üste yığılmış bir buluttur.” derler”. Yani “bir şey yoktur” hani böyle var ya onlar, “önemsiz”, böyle dalga geçer bir üslupları oluyor. “Öyleyse sen onları (dayanılmaz azapla) çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar bırak.” Kıyamet vaktine kadar bırak. Kaçıncı ayet? 45’inci ayet. Kaç yılında kopmasını söylüyor Bediüzzaman? 1545, evet. “O gün, ne hileli-düzenleri kendilerine her hangi bir yarar sağlayacak, ne de yardım görecekler” diyor Allah. Durdursunlar bakalım havada roketle moketle bilmem ne, zaten o devirde roket moket de kalmayacak. Yani akıl almaz bir çöküntü, akıl almaz bir sefalet, akıl almaz bir pislik içerisine düşecekler. Önce komünist olacaklar sonra komünistliğin batağının, pisliğinin içine düşüp çok rezil ve perişan bir hayata dönüşecek ortalık. Bütün evleri leş gibi yapacaklar, her yeri yıkıp yakacaklar, her gün cinayet işleyecekler. “Sokaklarda böyle hayvanlar gibi” diyor, “ilişkiye girerler” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Herkes birbirini, o onu dövecek, o ona sövecek, o onu öldürecek; her yerde yağma, gasp, akıl almaz bir pislik. Her yer böyle leş gibi olacak, bayağı berbat olacak. Ondan sonra kıyamet onların üstüne kopuyor.

 


Tur Suresi, 42 Ayetinin Tefsiri

(Münafıkların tuzakçı olmaları)

 

Yoksa sana bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Fakat o kâfirler tuzağa düşecek olanların ta kendileridir. (Tûr Sûresi, 42)

Veyahut, fıtratları bozulmuş, vicdanları çürümüş şarlatan münâfıklar, dessas (hileci) zındıklar gibi, ellerine geçmeyen hidâyetten halkları aldatıp çevirmek, hile edip döndürmek mi istiyorlar ki, sana karşı kâh kâhin, kâh mecnun, kâh sâhir (sihirbaz) deyip, kendileri dahi inanmadıkları halde başkalarını inandırmak mı istiyorlar? Böyle hilebaz şarlatanları insan sayıp desîselerinden, inkârlarından müteessir olarak fütur getirme (usanma). Belki daha ziyâde gayret et. Çünkü, onlar kendi nefislerine hile ederler, kendilerine zarar ederler. Ve onların fenalıkta muvaffakıyetleri, muvakkattır (geçicidir) ve istidrâcdır (derece derece azaba yaklaşmaları için verilen nimetlerdir), bir mekr-i İlâhîdir (onların hilelerine karşılık Allah’ın düzeni, oyunudur). (Sözler, s:353)

Münafıklar tuzakçı. Ahir zamanda Hz. Mehdi (as)'a işaret ediyor. Vicdanları çürümüş, şamatacı münafıklar hidayeti kendisi bulamadığı için insanları da çevirmek ister. Ahlaksızca iftiralar atarlar usandırmak için yapıyor ama peygamberlerde, Hz. Mehdi (as)’da şevk meydana gelir ama bazı müslümanlarda fütur meydana getirebilir. Daha şevkli olmak gerekir. Geçici başarıları vardır. Seni mahkemeye verebilir senin aleyhinde adilik yapabilir. Bir araya gelip hakikaten başarılı gibi olur. Bu şaşırtıcı şey istidrac denir şaşırtıcı haller olur. Ama geçicidir. Ama bu onların azaba yaklaşması için nimet olarak veriliyor o başarı. Onun cehennemdeki derecesi artıyor, müminin cenneteki derecesi artıyor. Allah’ın bir tuzağıdır onlara kurduğu.

 


Tur Suresi, 42-48 Ayetlerinin Tefsiri

 

Sayın Adnan Oktar'ın 7 Mart 2016 tarihli sohbetinden Tur Suresi ile ilgili ayet açıklamaları.

 

ADNAN OKTAR: Tur Suresi 42. “Yoksa onlar hileli-bir düzen mi kurmak istiyorlar? Fakat (asıl) o inkâr edenler hileli-düzene düşecek olanlardır.” “Yoksa onların, Allah'tan başka bir ilahları mı var? Allah, onların şirk koştuklarından yücedir.” “Eğer gökten bir parçanın düşmekte olduğunu görseler bile: 'Üst üste yığılmış bir buluttur' derler.” (Tur Suresi 42-44) Yani umursamıyorlar önemsiz gibi görüyorlar. “Öyleyse sen onları (en dayanılmaz azabla) çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar bırak.” “O gün, ne hileli-düzenleri kendilerine herhangi bir şeyle yarar sağlayacak, ne yardım görecekler.” “Şüphesiz zulmedenlere bundan önce de bir azab vardır; ancak onların çoğu bilmiyorlar.” (Tur Suresi 45-47) Yani Allah “bir bela vereceğim” diyor. Ama tahmin etmiyorlar, belanın geleceğini tahmin etmiyorlar. “Artık, Rabbinin hükmüne sabret; çünkü gerçekten sen, gözlerimizin önündesin.”(Tur Suresi 48) Yani “her olayı ben yapıyorum” diyor Allah. “Sabırlı ol” diyor.“Ve her kalkışında Rabbini hamd ile tesbih et.” (Tur Suresi 48) Bu Peygamberimiz (s.a.v.)’e yönelik bir ibadet şekli.