Sayın Adnan Oktar'ın 17 Ocak 2010 tarihli röportajından Enfal Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım “Onlar seni aldatmak isterlerse şüphesiz Allah sana yeter. O, seni yardımıyla ve müminlerle destekledi.” Mehdi (a.s)’ye bakan bir ayet aynı zaman da bak; “onlar seni aldatmak isterlerse şüphesiz Allah sana yeter. O, seni yardımıyla ve müminlerle destekledi”. Yani müminler topluluğu inşaAllah. “Ve onların kalplerini uzlaştırdı, sen yeryüzündekilerin tümünü harcasaydın bile onların kalplerini uzlaştıramazdın. Ama Allah aralarını bulup onları uzlaştırdı. Çünkü O, üstün ve güçlü olandır. Hüküm ve hikmet sahibidir”. İşte bizim de yapacağımız budur. Ne yapacağız? Müminlerin kalplerini uzlaştıracağız. Aralarını bulup düzelteceğiz. Şii, Sunni ayrımını kaldıracağız. Bu Mehdi (a.s)’nin görevidir aynı zamanda. “Çünkü O, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir”. Biz de Mehdi (a.s) öncüsü olduğumuz için bu görevi yapmamız gerekir. “Ey Peygamber sana ve seni izleyen müminlere Allah yeter”.
İkinci anlamı ‘Ey Mehdi sana ve seni izleyen müminlere Allah yeter.’ İkinci anlamı budur. “Ey Peygamber, müminleri cihada karşı hazırlayıp teşvik et, eğer içinizden sabreden 20 kişi bulunursa ikiyüz kişiyi mağlub edebilirler ve eğer içinizden yüz sabırlı kişi bulunursa , kafirlerden binini yener. Çünkü onlar gerçeği kavramayan bir topluluktur”. Bunu Mehdi (a.s)’ye uyguladığımız da ‘Ey Mehdi müminleri tebliğe hazırlayıp teşvik et (İslam’ın yayılması Türk İslam Birliği için teşvik et) eğer içinizden sabreden yirmi kişi bulunursa (demek ki küçük bir kadroya işaret ediyor Mehdi’nin inşaAllah) ikiyüz kişiyi mağlub edebilirler’. Yani dünya ne kadar kalabalık olursa olsun siz o küçük grubunuzla dünyaya hakim olacaksınız diyor Cenab-ı Allah. “Ve içinizden yüz bulunursa kafirlerden binini yener”. Şimdi ikiyüz ve içinizden yüz birleşince ne yapar? Üç yüz Mehdi (a.s)’nin talebeleri kaçtı? Üç yüz onüç , ki yirmi kişiyi de eklersek üç yüz yirmi oluyor değil mi? Evet. Kafirlerden bakın binini yener diyor. Çünkü onlar gerçeği kavramayan bir topluluktur diyor.
“İman edenler, hicret edenler, Allah yolunda cihat edenler, hicret edenleri barındıranlar ve yardım edenler işte gerçek mümin olanlar bunlardır”. Bak iman edenler, hicret edenler, hicret ediyor Allah yolunda ailesini bırakıyor, kardeşlerini bırakıyor müslümanların yanına gidiyor. “Allah yolunda ceht edenler (gayret edenler) müminleri barındıranlar” kendi evine alıyor kardeşlerini adam mesela annesi babası ahlaksız oluyor dinsiz imansız oluyor veyahut ensest ilişkiye girmeye çalışıyor ahlaksız adam. Evinden kaçıyor çocuk değil mi? Mesela kız çocukları vardır ensest ilişkiye teşvik edilen ve yahut ailesi mason oluyor senide mason yapacağım diyor. PKK’lı oluyor seni de PKK’lı yapacağım diyor. Çocuk kabul etmiyor ve hicret ediyor. “Onları barındıranlar ve yardım edenler, (para yardımında bulunuyor yiyecek yardımında bulunuyor, kıyafet yardımında bulunuyor) işte gerçek mümin olanlar bunlardır onlar için bağişlanma ve üstün bir rızık vardır” diyor Allah.
Sayın Adnan Oktar'ın 27 Ağustos 2010 tarihli röportajından Enfal Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: O zaman da Peygamberimiz (s.a.v.)’e bakıyordu, şu an Mehdi (a.s.)’ye bakıyor. Bakın, “şüphesiz Allah sana yeter. O, seni yardımıyla ve mü'minlerle destekledi. Ve onların kalplerini uzlaştırdı. Sen, yeryüzündekilerin tümünü harcasaydın bile, onların kalplerini uzlaştıramazdın. Ama Allah, aralarını bulup onları uzlaştırdı”. “Bölünmeyi kaldırdım” diyor, Allah. “Sizi birleştirdim, yekvücut ettim” diyor. “Yoksa bunları birleştiremezdin” diyor. “Bir araya getiremezdin, bölünme olurdu” diyor, “parçalanma olurdu”. “Uzlaştırdı. Çünkü O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. Ey Peygamber”
Ahir zamana bakarak, “Ey Mehdi (a.s.) sana ve seni izleyen mü'minlere Allah yeter. Ey Peygamber, mü'minleri cihada karşı hazırlayıp-teşvik et.” İttihad-ı İslam’a karşı, İslam Birliği’ne karşı, teşvik et. “Eğer içinizde sabreden yirmi (kişi) bulunursa, iki yüz (kişiyi) mağlub edebilir. Ve içinizden yüz kişi bulunursa, kafirlerden, ateistlerden, Allah’ı inkar edenlerden binini yener. Çünkü onlar (gerçeği) kavramayan bir topluluktur”. “Kültür, akıl olarak, düşünce olarak zayıftırlar” diyor “ve onları çok rahat etkisiz hale getirebilirsiniz” diyor. “Kavrama güçleri düşüktür” diyor, “siz onlara bilgiyle akılla, düşünceyle galip gelirsiniz” diyor, Cenab-ı Allah, değil mi? Bir yönü de budur ayetin, inşaAllah.
Sayın Adnan Oktar'ın 14 Ekim 2010 tarihli röportajından Enfal Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlar, seni aldatmak isterlerse, şüphesiz Allah sana yeter. O, seni yardımıyla ve mü'minlerle destekledi.” (Enfal Suresi, 62). Münafıklar, küfür bütün gücüyle Mehdiyet’in üzerine saldırsa da Cenab-ı Allah ne diyor? “Onlar, seni aldatmak isterlerse, şüphesiz Allah sana yeter. O, seni yardımıyla ve mü'minlerle destekledi.” “Ey Peygamber, sana ve seni izleyen mü'minlere Allah yeter” diyor Allah 64. ayette, Enfal Suresi’nde.
Sayın Adnan Oktar'ın 24 Kasım 2010 tarihli röportajından Enfal Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: Enfal Suresi 62, şeytandan Allah’a sığınıyorum. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e Cenab-ı Allah hitap ediyor. “Onlar seni aldatmak isterlerse, şüphesiz Allah sana yeter. O seni yardımıyla ve müminlerle destekledi.” Ahir zamanda Mehdi (a.s.)’yi de aldatmak isteyecek bazı üçkağıtçılar, oyun oynamaya kalkacaklar. Canab-ı Allah bu ayette Mehdi (a.s.)’ye de işaret etmiş oluyor. Bak diyor; “Seni aldatmak isterlerse, şüphesiz Allah sana yeter” sana hiçbir zarar veremezler “O seni yardımıyla ve müminlerle destekledi” yani Allah’ın yardımı ve müminlerle nedir, Mehdi (a.s.)nin yardımcıları, talebeleri, salih, samimi Müslümanlar inşaAllah, “ve onların kalplerini uzlaştırdı. Sen, yeryüzündekilerin tümünü harcasaydın bile, onların kalplerini uzlaştıramazdın. Ama Allah, aralarını bulup onları uzlaştırdı. Çünkü O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.” Hakikaten bir insan topluluğunu arkadaş yapmak, kardeş yapmak adeta imkânsızdır, çok zordur. Özellikle devrimizde, zamanımızda böyle ölümüne kardeş olması, malını mülkünü Allah için tamamını vermesi, gençliğini vermesi, hayatını vermesi çok çok güçtür. Ancak belirli menfaatler olursa, belirli çıkarlar olursa, belirli süre için, bir kısım insanlar fedakârlık yapabiliyorlar ama ölümüne azimli ve kararlı olarak, bütün hayatını vererek, bütün malını mülkünü vererek, İslam'a hizmet eden insan çok nadir olur.
Burada yine sahabelere işaret eden ayet, sahabeleri anlatıyor ama aynı zamanda Mehdi (a.s.) talebelerini anlatıyor. “ve onların kalplerini uzlaştırdı.” Allah Mehdi (a.s.) talebelerinin kalplerini uzlaştırdı. “Sen, yeryüzündekilerin tümünü harcasaydın bile” yani istediğin kadar para ver, istediğin kadar imkân ver, araba ver, ev ver “onların kalplerini uzlaştıramazdın.” Kıskanır, haset ederler, kavga ederler, birbirleriyle dost olmazlar. “Ama Allah, aralarını bulup onları uzlaştırdı. Çünkü O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. Ey Peygamber, sana ve seni izleyen mü'minlere Allah yeter.” Ahir zamana bakan yönüyle de, “ey Mehdi (a.s.), sana ve seni izleyen talebelere mümin talebelerine Allah yeter.” Yani deccal saldırsın, yobazlar saldırsın, münafıklar saldırsın, tuğyan, delalet saldırsın, Darwinistler, materyalistler, komünistler, pkk saldırsın hiç bir şey yapamazlar diyor Cenab-ı Allah. “Size Allah yeter diyor” inşaAllah. “Ey Peygamber, müminleri cehde hazırlayıp-teşvik et” yani Allah yolunda mücadeleye, tebliğe, dini yaymaya hazırlayıp teşvik et. Asrımıza bakan yönüyle bakarsak, “ey Mehdi (a.s.), talebelerini cehde hazırlayıp teşvik et, onları Darwinizmi, materyalizmi yenecek şekilde, dinsizliği ve ateizmi yenecek şekilde eğit, eğitilmelerini sağla, yönlendir, her türlü çağın teknolojisini, imkânını kullan ve İslam'ı dünyaya yay” o anlama gelir.
“Eğer içinizde sabreden yirmi (kişi) bulunursa, iki yüz (kişiyi) mağlub edebilirler.” Mehdi (a.s.) talebelerinin özelliği ne? Az olmaları. Sahabenin özelliği neydi? 313 kişiydi Ehl-i Bedir'in sayısı değil mi? Mehdi (a.s.) talebelerinin sayısı kaç tane? 313. Bunu kim söylüyor? Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. Nasıl söylüyor? Vahiyle söylüyor. Vahyi ona kim bildiriyor? Cibril. Cibril'e kim bildiriyor? Allah. Değil mi inşaAllah. Bak “Eğer içinizde sabreden yirmi (kişi) bulunursa, iki yüz (kişiyi) mağlub edebilirler.” Mehdi (a.s.) talebeleri de çok küçük bir toplulukla, dev dünyayı, dünyadaki ateist, Darwinist, materyalist sistemi yerle bir ediyorlar inşaAllah. İsa Mesih (a.s.)'in talebeleri de öyle 1400 kişidir, İsa (a.s.)'nın talebeleri de. Yerle bir ediyorlar bak, 1400 kişiyle bütün dünyayı dize getiriyorlar Allah'ın izniyle.
Sayın Adnan Oktar’ın 14 Kasım 2013 tarihli sohbetinden Enfal Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım. Enfal Suresi, 62- “Onlar, seni aldatmak isterlerse, şüphesiz Allah sana yeter.” Müslümanlara oyun oynandığında, bir aldatmaca yapıldığında bir şey yapıldığında, onu yaratanda zaten benim diyor Allah. Allah size yeter. Enfal Suresi, 74-”İman edenler, hicret edenler, Allah yolunda gayret edenler, hicret edenleri barındıranlar ve yardım edenler, işte gerçek mümin olanlar bunlardır.” Demek ki, bir mümin var, birde gerçek mümin var. Allah gerçek mümini esas alıyor. Müminim demesi yeterli olmuyor, gerçekten mümin olması gerekiyor. Bunun için ne gerekiyor? İman etmesi, gerekirse Allah için hicret etmesi. Zalimlerin içindeyse, gaddarların içindeyse, Allah’ı onu andırmıyorlarsa, zulmediyorlarsa kötülüğe sürüklüyorlarsa, onların yanından Müslüman ayrılıyor, hicret ediyor. Allah yolunda cehdediyor gayret ediyor tebliğ ediyor, konuları anlatıyor, insanlara yardımcı oluyor güzelliği anlatıyor. Bir de böyle Allah yolunda cehdeden insanları barındıranlar, evini açıyor, maddi yardımda bulunuyor, yiyecek sağlıyor, giyecek sağlıyor maddi manevi onu destekliyor, “barındıranlar ve yardım edenler” her türlü konuda destekçi oluyor.
“İşte gerçek mümin olanlar bunlardır, onlar için bir bağışlanma ve üstün bir rızık vardır.” Cenab-ı Allah günahlarını affedeceğim diyor ve üstün bir rızık vardır. Dünyada da ahirette de, onlara rızık vereceğim, onları zor durumda bırakmayacağım diyor Allah. Dünyada bir maişet bolluğu, bir ferahlık, mücadelesinde ona imkan tanıyacağım diyor Allah. Mücadele derken, ben nasıl kitap dağıtacağım, nasıl bu insanlara yiyecek sağlayacağım, nasıl ulaşımlarını sağlayacağım nerede barındıracağım demenize gerek yok diyor Allah, Ben kefilim diyor Cenab-ı Allah. Allah yolunda eğer siz gayret ederseniz, cehd ederseniz, Ben kefilim, siz buna karışmayın diyor Cenab-ı Allah, Ben yapacağım. Fakat siz sadece samimi olarak Allah yolunda gayret edin. Bak siz samimi olarak Allah yolunda gayret edin, dini yayın, anlatın, sizin her türlü ihtiyacınızı karşılayacağım diyor Allah. Ve dünyada da ahirette de mesut ve bahtiyar olacaksınız diyor Allah. Üstün bir rızık diyor Allah. Rızık demiyor, üstün bir rızık. Demek ki, güzel kaliteli bir hayat sunacağını söylüyor Allah. Çünkü rızık anlamı geniş olan bir söz. Yani her türlü iyilik, her türlü güzellik, her türlü yiyecek içecek her şey.
Sayın Adnan Oktar’ın 13 Kasım 2013 tarihli sohbetinden Enfal Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: 62. Enfal Suresi, 62. Şeytandan Allah'a sığınırım. “Onlar seni aldatmak isterlerse şüphesiz Allah sana yeter”. Ne demek? Şimdi aldatma yapıyor mu adam? Aldatmayı ne zaman yapmış? Daha annesinden doğmadan yapmış. Allah ne demek istiyor Allah yeter derken? Benim kontrolümde seni aldatırlar diyor. Ben yaratıyorum onların yaptığı aldatmayı diyor. Bütün güç bende. Dolayısıyla onları müstakil bir varlık olarak görüp sakın korkma, tedirgin olma. Onlar kendine göre aldattığını zannederler. Aslında aldatamazlar. Kontrol benim elimde diyor Allah.
“O senin yardımıyla ve müminlerle destekledi”, diyor. Bak açıkta. “O senin yardımıyla ve müminlerle destekledi. Ve onların kalplerini uzlaştırdı”. Müminlerin kalplerini uzlaştırdı. İnsanların kalbine uzlaşması o kadar zordur ki. Her biri ayrı bir alemdir. Yani kavgaya çok yatkındır insanlar. Anlaşmazlığa çok yatkındır. İnsanlar hep kendi aklını beğenir. En iyi ben bilirim kafasında olurlar. Birçoğu öyledir. “Ve onların kalplerini uzlaştırdı”. Kalplerinin uzlaşması mucizedir. Yani müminlerin kalplerinin uzlaşması, o kadar çok insanın kalplerinin uzlaşması mucizedir. Çünkü ufacık bir toplumda bile kaç parçaya ayrılıyorlar görüyorsunuz. Şu anda bile Müslümanlar sırf Suriye'de bin küsür parçaya ayrılmış vaziyetteler. Uzlaşmıyor kalpleri.
“Sen yeryüzündekilerin tümünü harcasaydın bile”, onlara para versen, imkan versen, ev alsan, elbise alsan, yiyecek alsan yine uzlaşmazdılar. Yine birbirine uğraşırlardı diyor Allah. Hakikaten çok çetindir insanların ruhu. Büyük bölüm öyledir. “Sen yeryüzündekilerin tümünü harcasaydın bile onların kalplerini uzlaştıramazdın. Ama Allah aralarını bulup onları uzlaştırdı. Çünkü o üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir”. Hükmü ben verdim diyor Allah ve hikmet. Her şeyde bir hikmet vardır diyor Cenab-ı Allah.
“Ey peygamber, sana ve seni izleyen müminlere Allah yeter”. Sen tevekkül et diyor peygamberimize ama bak seni izleyen müminlere tevekkül etsin. Hepinize ben yeterim diyor Allah. Şimdi insanlar peygamberin tevekkül etmesinin esas olduğunu düşünüyorlar. Mesela diyor ki ey peygamber tevekkül et. Tamam da asıl müminlerin de tevekkül etmesi önemli. Çünkü müminlerin morali bozulursa peygamberin işi çok zor olur. Hepinize ben yeterim diyor Allah.
“Ey peygamber sana ve seni izleyen müminlere Allah yeter”. Yani hepiniz birden bana tevekkül edin diyor. Tevekkül en büyük konfordur. Mümin gece gündüz Allah'tan tevekkül isteyecek. Tevekkül olmasa, mesela diyor ki ya içim sıkıldı diyor. Niye? Tevekkül edemedi. Diyor ki ağladım diyor. Niye? Tevekkül edemedi. Endişelendim diyor. Niye? Tevekkül edemedi. Korktum diyor. Niye? Tevekkül edemediğinden. Bütün ruhi sıkıntılar, bütün ruhi azapların tek nedeni vardır. Bereketsizliğin, uğursuzluğun tek nedeni vardır. Tevekkülsüzlüktür. İnsanı acayip çökertir. Kahır meydana getirir insanda ve yaşlandırır tevekkülsüzlük. Kemiklerini eritir, beynini eritir. Vücudunu çökertir. Kavurur insanı, içine geçirir. Ama tevekkül insana nur verir, ferahlık verir. Harikalar verir, işleri rast gider.
Mesela Hz. İsa (a.s) çok tevekküllü. Roma ordusunun subayları beraber, Yuda İzaryot kendi talebesi önde. Hz. İsa'nın bulunduğu odaya doğru poldur küldür koşarak geliyorlar. Cenab-ı Allah'a Hz. İsa gözünü bir kapıyor, bir açıyor Allah'ın yanında. Bir kapıyor, bir açıyor, geri dünyada. Aradan iki bin sene geçiyor. Ayette de bir gözü açıp kapama vakti kadardır diyor ya ayette. Aynı zamanda ona işaret o. Ne güzel. Allah'ın katında iki bin sonra bela, pislik, rezillik temizlendikten sonra geri dünyaya dönüyor.
“Aa diyor ben neredeyim?”, diyor İbranice. Anlamıyorlar tabii etrafındaki insanlar. Ya diyor bir insan var ama bir yabancı dille konuşuyor. Ailesi nerede bunun diyorlar. Tanıdığı var mı? Soru soruyor da tanımıyor. Bakıyorlar olacak gibi değil. İbranice bilen birini arıyorlar. Bir İbranice uzmanı. O diyor İbranice konuşuyor. Sonra İngilizce konuşmak, Fransızca konuşmak, Türkçe, Arapça konuşmak öğretiyorlar. Bakıyorlar çok yetenekli. Anında öğreniyor. Sonra olsa olsa bu diyorlar İsa Mesih'tir. Kendisinin de öyle bir iddiası yok.
“Olabilirim”, diyor “İsa Mesih. Çok benziyorum”, diyor. “Allah'a alem herhalde öyle”, diyor. Çünkü annesi babası yok. Harika halleri. Vahiy de diyor, duyuyor. Ama açıklayıp hüküm verme yetkisi de olmadığı için herhalde öyle diyor. Allah-u Alem öyle diyor. Mehdi de öyledir. Allah-u Alem, zannı galiple.