Sayın Adnan Oktar'ın 17 Ocak 2010 tarihli röportajından Enfal Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım “Onlar seni aldatmak isterlerse şüphesiz Allah sana yeter. O, seni yardımıyla ve müminlerle destekledi.” Mehdi (a.s)’ye bakan bir ayet aynı zaman da bak; “onlar seni aldatmak isterlerse şüphesiz Allah sana yeter. O, seni yardımıyla ve müminlerle destekledi”. Yani müminler topluluğu inşaAllah. “Ve onların kalplerini uzlaştırdı, sen yeryüzündekilerin tümünü harcasaydın bile onların kalplerini uzlaştıramazdın. Ama Allah aralarını bulup onları uzlaştırdı. Çünkü O, üstün ve güçlü olandır. Hüküm ve hikmet sahibidir”. İşte bizim de yapacağımız budur. Ne yapacağız? Müminlerin kalplerini uzlaştıracağız. Aralarını bulup düzelteceğiz. Şii, Sunni ayrımını kaldıracağız. Bu Mehdi (a.s)’nin görevidir aynı zamanda. “Çünkü O, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir”. Biz de Mehdi (a.s) öncüsü olduğumuz için bu görevi yapmamız gerekir. “Ey Peygamber sana ve seni izleyen müminlere Allah yeter”.
İkinci anlamı ‘Ey Mehdi sana ve seni izleyen müminlere Allah yeter.’ İkinci anlamı budur. “Ey Peygamber, müminleri cihada karşı hazırlayıp teşvik et, eğer içinizden sabreden 20 kişi bulunursa ikiyüz kişiyi mağlub edebilirler ve eğer içinizden yüz sabırlı kişi bulunursa , kafirlerden binini yener. Çünkü onlar gerçeği kavramayan bir topluluktur”. Bunu Mehdi (a.s)’ye uyguladığımız da ‘Ey Mehdi müminleri tebliğe hazırlayıp teşvik et (İslam’ın yayılması Türk İslam Birliği için teşvik et) eğer içinizden sabreden yirmi kişi bulunursa (demek ki küçük bir kadroya işaret ediyor Mehdi’nin inşaAllah) ikiyüz kişiyi mağlub edebilirler’. Yani dünya ne kadar kalabalık olursa olsun siz o küçük grubunuzla dünyaya hakim olacaksınız diyor Cenab-ı Allah. “Ve içinizden yüz bulunursa kafirlerden binini yener”. Şimdi ikiyüz ve içinizden yüz birleşince ne yapar? Üç yüz Mehdi (a.s)’nin talebeleri kaçtı? Üç yüz onüç , ki yirmi kişiyi de eklersek üç yüz yirmi oluyor değil mi? Evet. Kafirlerden bakın binini yener diyor. Çünkü onlar gerçeği kavramayan bir topluluktur diyor.
“İman edenler, hicret edenler, Allah yolunda cihat edenler, hicret edenleri barındıranlar ve yardım edenler işte gerçek mümin olanlar bunlardır”. Bak iman edenler, hicret edenler, hicret ediyor Allah yolunda ailesini bırakıyor, kardeşlerini bırakıyor müslümanların yanına gidiyor. “Allah yolunda ceht edenler (gayret edenler) müminleri barındıranlar” kendi evine alıyor kardeşlerini adam mesela annesi babası ahlaksız oluyor dinsiz imansız oluyor veyahut ensest ilişkiye girmeye çalışıyor ahlaksız adam. Evinden kaçıyor çocuk değil mi? Mesela kız çocukları vardır ensest ilişkiye teşvik edilen ve yahut ailesi mason oluyor senide mason yapacağım diyor. PKK’lı oluyor seni de PKK’lı yapacağım diyor. Çocuk kabul etmiyor ve hicret ediyor. “Onları barındıranlar ve yardım edenler, (para yardımında bulunuyor yiyecek yardımında bulunuyor, kıyafet yardımında bulunuyor) işte gerçek mümin olanlar bunlardır onlar için bağişlanma ve üstün bir rızık vardır” diyor Allah.
Sayın Adnan Oktar'ın 27 Ağustos 2010 tarihli röportajından Enfal Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: O zaman da Peygamberimiz (s.a.v.)’e bakıyordu, şu an Mehdi (a.s.)’ye bakıyor. Bakın, “şüphesiz Allah sana yeter. O, seni yardımıyla ve mü'minlerle destekledi. Ve onların kalplerini uzlaştırdı. Sen, yeryüzündekilerin tümünü harcasaydın bile, onların kalplerini uzlaştıramazdın. Ama Allah, aralarını bulup onları uzlaştırdı”. “Bölünmeyi kaldırdım” diyor, Allah. “Sizi birleştirdim, yekvücut ettim” diyor. “Yoksa bunları birleştiremezdin” diyor. “Bir araya getiremezdin, bölünme olurdu” diyor, “parçalanma olurdu”. “Uzlaştırdı. Çünkü O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. Ey Peygamber”
Ahir zamana bakarak, “Ey Mehdi (a.s.) sana ve seni izleyen mü'minlere Allah yeter. Ey Peygamber, mü'minleri cihada karşı hazırlayıp-teşvik et.” İttihad-ı İslam’a karşı, İslam Birliği’ne karşı, teşvik et. “Eğer içinizde sabreden yirmi (kişi) bulunursa, iki yüz (kişiyi) mağlub edebilir. Ve içinizden yüz kişi bulunursa, kafirlerden, ateistlerden, Allah’ı inkar edenlerden binini yener. Çünkü onlar (gerçeği) kavramayan bir topluluktur”. “Kültür, akıl olarak, düşünce olarak zayıftırlar” diyor “ve onları çok rahat etkisiz hale getirebilirsiniz” diyor. “Kavrama güçleri düşüktür” diyor, “siz onlara bilgiyle akılla, düşünceyle galip gelirsiniz” diyor, Cenab-ı Allah, değil mi? Bir yönü de budur ayetin, inşaAllah.
Sayın Adnan Oktar'ın 24 Kasım 2010 tarihli röportajından Enfal Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: Enfal Suresi 62, şeytandan Allah’a sığınıyorum. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e Cenab-ı Allah hitap ediyor. “Onlar seni aldatmak isterlerse, şüphesiz Allah sana yeter. O seni yardımıyla ve müminlerle destekledi.” Ahir zamanda Mehdi (a.s.)’yi de aldatmak isteyecek bazı üçkağıtçılar, oyun oynamaya kalkacaklar. Canab-ı Allah bu ayette Mehdi (a.s.)’ye de işaret etmiş oluyor. Bak diyor; “Seni aldatmak isterlerse, şüphesiz Allah sana yeter” sana hiçbir zarar veremezler “O seni yardımıyla ve müminlerle destekledi” yani Allah’ın yardımı ve müminlerle nedir, Mehdi (a.s.)nin yardımcıları, talebeleri, salih, samimi Müslümanlar inşaAllah, “ve onların kalplerini uzlaştırdı. Sen, yeryüzündekilerin tümünü harcasaydın bile, onların kalplerini uzlaştıramazdın. Ama Allah, aralarını bulup onları uzlaştırdı. Çünkü O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.” Hakikaten bir insan topluluğunu arkadaş yapmak, kardeş yapmak adeta imkânsızdır, çok zordur. Özellikle devrimizde, zamanımızda böyle ölümüne kardeş olması, malını mülkünü Allah için tamamını vermesi, gençliğini vermesi, hayatını vermesi çok çok güçtür. Ancak belirli menfaatler olursa, belirli çıkarlar olursa, belirli süre için, bir kısım insanlar fedakârlık yapabiliyorlar ama ölümüne azimli ve kararlı olarak, bütün hayatını vererek, bütün malını mülkünü vererek, İslam'a hizmet eden insan çok nadir olur.
Burada yine sahabelere işaret eden ayet, sahabeleri anlatıyor ama aynı zamanda Mehdi (a.s.) talebelerini anlatıyor. “ve onların kalplerini uzlaştırdı.” Allah Mehdi (a.s.) talebelerinin kalplerini uzlaştırdı. “Sen, yeryüzündekilerin tümünü harcasaydın bile” yani istediğin kadar para ver, istediğin kadar imkân ver, araba ver, ev ver “onların kalplerini uzlaştıramazdın.” Kıskanır, haset ederler, kavga ederler, birbirleriyle dost olmazlar. “Ama Allah, aralarını bulup onları uzlaştırdı. Çünkü O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. Ey Peygamber, sana ve seni izleyen mü'minlere Allah yeter.” Ahir zamana bakan yönüyle de, “ey Mehdi (a.s.), sana ve seni izleyen talebelere mümin talebelerine Allah yeter.” Yani deccal saldırsın, yobazlar saldırsın, münafıklar saldırsın, tuğyan, delalet saldırsın, Darwinistler, materyalistler, komünistler, pkk saldırsın hiç bir şey yapamazlar diyor Cenab-ı Allah. “Size Allah yeter diyor” inşaAllah. “Ey Peygamber, müminleri cehde hazırlayıp-teşvik et” yani Allah yolunda mücadeleye, tebliğe, dini yaymaya hazırlayıp teşvik et. Asrımıza bakan yönüyle bakarsak, “ey Mehdi (a.s.), talebelerini cehde hazırlayıp teşvik et, onları Darwinizmi, materyalizmi yenecek şekilde, dinsizliği ve ateizmi yenecek şekilde eğit, eğitilmelerini sağla, yönlendir, her türlü çağın teknolojisini, imkânını kullan ve İslam'ı dünyaya yay” o anlama gelir.
“Eğer içinizde sabreden yirmi (kişi) bulunursa, iki yüz (kişiyi) mağlub edebilirler.” Mehdi (a.s.) talebelerinin özelliği ne? Az olmaları. Sahabenin özelliği neydi? 313 kişiydi Ehl-i Bedir'in sayısı değil mi? Mehdi (a.s.) talebelerinin sayısı kaç tane? 313. Bunu kim söylüyor? Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. Nasıl söylüyor? Vahiyle söylüyor. Vahyi ona kim bildiriyor? Cibril. Cibril'e kim bildiriyor? Allah. Değil mi inşaAllah. Bak “Eğer içinizde sabreden yirmi (kişi) bulunursa, iki yüz (kişiyi) mağlub edebilirler.” Mehdi (a.s.) talebeleri de çok küçük bir toplulukla, dev dünyayı, dünyadaki ateist, Darwinist, materyalist sistemi yerle bir ediyorlar inşaAllah. İsa Mesih (a.s.)'in talebeleri de öyle 1400 kişidir, İsa (a.s.)'nın talebeleri de. Yerle bir ediyorlar bak, 1400 kişiyle bütün dünyayı dize getiriyorlar Allah'ın izniyle.
Sayın Adnan Oktar'ın 5 Temmuz 2013 tarihli sohbetinden Enfal Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: Bak Cenab-ı Allah diyor ki ayette, Enfal Suresi, 63'te, şeytandan Allah'a sığınırım. “Ve onların kalplerini uzlaştırdı”. Önce kalplerinin uzlaşmasından bahsediyor Allah. Kalplerde sevgi olmalı, uzlaşma. Anlaşıyorsun yani, aynı görüşte. “Sen yeryüzündekilerin tümünü harcasaydın”, istediğin kadar para ver diyor Cenab-ı Allah. İstediğin kadar ekonomik, zenginlik meydana getir. “Bile onların kalplerini uzlaştıramazdı”. Yani kalp uzlaşması zenginlikten olmuyor, parayla olmuyor. Diyorlar yani ekonomi düzelse bir şey yok. O kurtarmıyor. “Ama Allah aralarını bulup onları uzlaştırdı”. Bütün güç Allah'ın elinde. Demek ki müminler samimi olursa Allah rahatça bu imkanı sağlıyor.
“Çünkü o üstüme güçlü olandır. Hüküm ve hükme sahibidir. Ey peygamber”, diyor Cenab-ı Allah “sana”, bak sana, peygamberimiz bizzat kendine, “ve seni izleyen müminlere”. Kimler? Bizler. Bütün dünya Müslümanları. “Allah yeter”, diyor Allah. Yani falancanın gücü, falancanın desteği falan bunlara hiç Cenab-ı Allah'a ihtiyaç yok. “Ey peygamber Müminleri mücadeleye karşı hazırlayıp teşvik et”. Hazırlamak nasıl oluyor? Darwinizm ve materyalizme karşı eğitim vereceksin. Ayrıca orada dikkat çekilen ne var? Teşvik et diyor Cenab-ı Allah. Her türlü imkanı kullanarak Müslümanları teşvik etmek. Hem bizzat gayret edip hem teşvik etmek. Bak, “eğer içinizi sabreden 20 kişi bulunursa 200 kişiyi mağlup edebilir”. Kalabalıkla alakası yok diyor Cenab-ı Allah. Kalite çok önemlidir diyor.
“Ve eğer içinizden 100 kişi bulunursa inanmayanlardan binini yener. Çünkü onlar gerçeği kavramayan bir topluluktur”, diyor Allah. Gerçeği kavrayamıyor. Maddenin Allah gibi olduğuna inanıyor. Maddeye Allahlık vasıf veriyor. Maddenin her şeyi yaratacağına, her şeye kadir olduğuna ve hatta ruhu bile yaratacağına inanıyor. Her şeyi yaratır madde diyor. Şuursuz madde, atomlar.
“İnkar edenler birbirlerinin velileridir”, diyor Allah Enfal Suresi 73'te. Yani inanmayan insanlar birbirlerine yardım ederler. Hakikaten bakıyorsun, Türkiye'deki inkar edenlerle Mısır'daki inkar edenler aynı kafada oluyor. Her şey bir ittifak halinde. Bak “inkar edenler birbirlerini velileridir”, birbirlerini korurlar, kollarlar. Birbirlerine haberleşirler. Birbirlerine yardımlaşırlar. Taktik alışverişinde bulunurlar. Moral yönden birbirlerini desteklerler. Her yönde ittifak halindedirler diyor Allah'ın.
“Eğer siz bunu yapmazsanız”, ki İslam alemi Müslümanlar birbirini desteklemiyor bilakis. “Birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız, yeryüzünde bir fitne”, işte oluşan olay bu. Bak, “yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk”, fesat olur diyor Allah. Bak fesat meydana geldi işte. Bozgunculuk da oldu. Müslümanlar birbirini sevmediğinde birbirini koruyup kollamadığında bu oluyor? Müslümanların birbirini sevmesi için Kur'an'a uymaları gerekiyor.
Adam bağnazlığı ortaya koyuyor Kur'an'a karşı. Yani Peygamberimiz adına yalan ortaya koyuyor. Mesela kadına yarım diyor. E sen kadına yarım deyince sevgi kalır mı? Yarım insan diyorsun sen. Anormal bir varlık diyorsun. Bağnazların elinden din alınırsa, din aydın aklı başında, samimi, ilerici, aşkla, muhabbetle hareket eden güzel insanların eline geçerse ki zaten o aşamada dünya kurtulur. Bağnazların elinden dinin bir an önce alınması lazım. İnsanlar din deyince bağnazların elinde zannediyorlar. Bağnazlar dini gasp etmiş. Din iyi insanlarındır. Bağnazların değildir. Bağnazlar dini kullanıyorlar.
İman edenler için Allah'ın yarattığı mucizelerden biri de, iman edenlerin az sayıda olmalarına rağmen, Allah'ın izniyle daima üstün gelmeleridir. Bu, Allah'ın birçok ayetiyle bildirdiği önemli bir sırdır ve inkar edenlerin aldanmasına neden olan bir özelliktir. Önceki sayfalarda Talut kıssasında da görüldüğü gibi, Allah, iman edenleri itaatlerinden dolayı, az sayıda olmalarına rağmen üstün konuma getirmiş onlara zafer vermiştir. Allah'ın Talut kıssasının sonunda hatırlattığı ayet şöyledir:
Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galib gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara Suresi, 249)
Sabretmek müminlere büyük bir güç kazandırır
Bu kitapta da sık sık üzerinde durulduğu gibi, Allah'ın Kuran'da bildirdiği birçok ayette sırlar gizlidir. Bunlardan biri de sabırla ilgilidir. Allah, sabredenlerin güçlerinin artacağını müjdeler. Unutmamak gerekir ki, dünyadaki gücün ve imkanların tamamı Allah'a aittir. Allah'a karşı olan bir insanın gücü dahi aslında Allah'ın gücüdür. Allah o insanı ve diğerlerini denemek için, o insanda güç yaratır, dilediğinde de o gücü alır. Bu nedenle, Allah dilediğine dilediği zaman güç ve zafer verir. Allah, ayetinde sabredenlerin güçlü olacağını, yani o insanlara güç kazandıracağını bildirmektedir. Bununla ilgili ayetlerden biri şöyledir:
Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar da aniden üstünüze çullanıverirlerse, Rabbiniz size meleklerden nişanlı beş bin kişiyle yardım ulaştıracaktır. (Al-i İmran Suresi, 125)
Yukarıdaki ayette de bildirildiği gibi, Allah insanları dilerse görülmez ve sezilmez yollarla destekleyerek zafere ulaştırabilir. Örneğin bir insan Allah'ın dinini savunurken, Allah onu görülmez yollarla destekleyip, en güzel ve en hikmetli şekilde konuşturabilir, insanların kalbinde o insanın konuşmasına karşı bir etki ve duyarlılık yaratabilir. Sonuçta hiçbir başarı, zafer veya etki, bir insana ait olamaz. İnsana düşen, Allah'ın emirlerine uymak, O'nun sınırlarını korumaktır. Tüm zaferlerin, başarıların ve kalplerdeki etkinin sahibi Allah'tır. Allah başka bir ayetinde ise, müminlere, aslında çok önemli bir güce sahip olmanın yollarını bildirmektedir:
Ey peygamber, mü'minleri savaşa karşı hazırlayıp-teşvik et. Eğer içinizde sabreden yirmi (kişi) bulunursa, iki yüz (kişiyi) mağlub edebilirler. Ve eğer içinizden yüz (sabırlı kişi) bulunursa, kafirlerden binini yener. Çünkü onlar (gerçeği) kavramayan bir topluluktur. Şimdi, Allah sizden (yükünüzü) hafifletti ve sizde bir za'f olduğunu bildi. Sizden yüz sabırlı (kişi) bulunursa, (onların) iki yüzünü bozguna uğratır; eğer sizden bin (kişi) olursa, Allah'ın izniyle (onların) iki binini yener. Allah, sabredenlerle beraberdir. (Enfal Suresi, 65-66)
Allah'ın bu ayetlerinde de bildirildiği gibi, eğer müminler kendi içlerinde bir zaaf taşımazlarsa, sabır ve takvada güçlü olurlarsa bir müminin gücü, 10 kişiye bedel olabilir. Bu güç fiziksel güç olarak düşünülebileceği gibi, daha birçok anlamda da düşünülebilir. Örneğin bir müminin insanlara din ahlakını anlatma, onları Allah'ın yoluna çağırma konusundaki çabası, on kişinin anlatmasına bedel olabilir. Bir müminin ilmi, on kişinin ilmine bedel olabilir. Bir müminin Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için yapacağı bir hayır işi, on kişinin biraraya gelip yapacağı bir işe bedel olabilir. Bir mümin, on kafirin saptırdığı kadar insanı Allah'ın doğru yoluna çağırıp, ıslah olmalarına vesile olabilir. Bir mümin, on inkarcının anlattığı inkarı bozup yerine hakkı getirebilir.
Allah'ın Kuran'da bildirdiği bu sır son derece önemlidir. Çünkü her Müslüman, Allah'ın izniyle, eğer takvada ve güzel ahlakta üstünlük yarışında olursa, sayıları ne kadar az olursa olsun fark etmez, Allah onları her giriştikleri işte üstün duruma getirecektir. Örneğin karşılarında inkar eden bir dünya dolusu insan, üniversiteler dolusu profesör olsa ve bunlar yine şehirler, kıtalar dolusu insanı inkara sürüklese de, Allah çok az sayıda Müslümanı, tüm bu insanlara hakkı ve gerçeği gösterecek kadar güçlü, yetenekli, akıllı kılar, küfrün işlerini zorlaştırırken, onların işlerini kolaylaştırıp çabuklaştırır. Bu sırrı bilen müminler, “benim çabamdan veya benim küçük bir katkımdan ne olur ki” dememeli, sadece Allah'ın hoşnutluğu için samimi olarak yaptıkları her amelin etkisinin çok fazla olacağından emin olmalıdırlar. Belki Allah'ın varlığını anlatan samimi bir yazı, Allah'a çağıran bir söz ya da güzel ahlaklı bir tavır birçok insanın kurtuluşuna ve Allah'ı sevip O'ndan korkup sakınmalarına vesile olabilir. Hiç unutmamak gerekir ki, dünya hayatında geçerli olan kurallar ve sebepler sadece Allah'ın Kuran'da bildirdikleridir. Sadece Kuran'a göre düşünen her insan, Allah'ın yaratışındaki bu sırları kavrayarak, Allah'ın izniyle, tüm insanların üzerinde bir güce ve akla sahip olabilir. Allah, gerçekten iman edenleri gevşeklik göstermedikleri sürece üstün geleceklerini bir ayetinde şöyle müjdeler:
Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz. (Al-i İmran Suresi, 139)
Ayetlerde görüldüğü gibi, Allah üstünlük ve zafer sağlamak ve dünyada ve ahirette kazançta olmak için sadece samimi imanı şart koşmuştur. Allah'ın bunun için bildirdiği sırlardan biri de Allah'a şirk koşmadan iman etmektir.
Sayın Adnan Oktar'ın 16 Haziran 2010 tarihli röportajından Enfal Suresi ile ilgili açıklamalar.
ADNAN OKTAR: “Ey Peygamber! Müminleri cihada, cehde, mücadeleye karşı hazırlayıp teşvik et”. Bak, hazırla ve teşvik et. Demek ki önceden bir hazırlık yapılması gerekiyor. Bir de teşvik et. Allah yolunda mücadeleye, İslam dinini yaymaya, güzel ahlakı yaymaya teşvik et. “Eğer içinizden sabreden 20 kişi bulunursa 200 kişiyi mağlup edebilirler”. Bakın 20 kişi var 200 kişiyi Allah diyor mağlup edersiniz diyor. Ama hazırlanıp teşvik ediyor ve halis müminse. “Eğer içinizden 100 sabırlı kişi bulunursa kafirlerden binini yener”, diyor Allah. “Çünkü onlar gerçeği kavramayan bir topluluktur”. Demek ki, akıl savaşı var. Akıl kullanılır. Kavramayan bir topluluktur diyor Allah. “Çünkü onlar gerçeği kavramayan bir topluluktur”. Yani onların silah üstünlüğünden, başka şeyden bahsetmiyor Allah. Aklından bahsediyor. Aklı zayıftır diyor Allah.
Şeytandan Allah'a sığınırım. “Gerçek şu ki iman edenler, hicret edenler, Allah yolunda bir yerden bir yere gidenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cehd edenler, gayret edenler, barındıranlar ve yardım edenler, işte birbirinin velisi olanlar bunlardır. İman edip hicret etmeyenler onları hicret edinceye kadar sizin onların hiçbir şeyle velayetiniz yoktur”. Yani annesini, babasını, ailesini bırakıp Müslümanların yanına gidiyor kişi. Mesela küfür içindeyse, dinsizse, imansızsa, ahlaksızsa bırakıyor. Müslümanların yanına gidiyor, hicret ediyor. “Ama din konusunda sizden yardım isterlerse yardım üzerinize bir yükümlülüktür. Ancak sizlerle aralarında anlaşma bulunan bir topluluğun aleyhine değil”. Bak bu da çok önemli.
“Ancak sizlerle aralarında anlaşma bulunan bir topluluğun aleyhine değil”. Mesela bir topluluk var, bir devlet var. Biz onlarınla anlaştık. Bizle düşman ama anlaştık. Savaşmamak şartıyla. Diyoruz ki biz sizinle mücadele etmeyeceğiz artık. Barış oluştu. Yani fiili savaşı kestik diyoruz. Yani resmi savaşı kestik diyoruz. Şimdi birisi çıkıyor diyor ki, savaşı yok diyor ben saldıracağım diyor. O zaman diyor ki Allah, “onlara yardım etmeyin”, diyor. Bak açıklıyor. “Ancak sizlere aranızda anlaşma bulunan bir topluluğun aleyhine değil”. Yani bir topluluğun, bir milletin, bir devletin aleyhine anlaşma yapılmışken, savaş kesilmişken, barış anlaşması imzalanmışken, ben şahsen gidip savaşacağım dediğinde ona karşı bir mükellefiyetiniz yoktur diyor Allah. İnşaAllah.
Çünkü savaş açmak istersen ne söylersin? Arkadaş selamünaleyküm biz senin gelip burayı işgal etmene gıcık olduk dersin. Yani anormal gıcık olduk dersin değil mi? Seni buradan söke söke çıkaracağız şimdi dersin. Ve savaş ilan ediyorum arkadaş sana dersin. Göğüs göğüse de savaşırsın. Yani normal savaş hukuku budur. Değil mi? Evet. Yenersen de çıkarırsın. Yenemezsen de çıkaramamıştırsın. Ama hem barış anlaşması imzalayıp arkasından gel senden kavga edeceğim dersen bu olmaz. Çünkü adam ikisinden biri soracak dersin. Sen savaşmak mı istiyorsun? Barışmak mı istiyorsun? Savaşmak istiyorsan gel savaşalım diyor. Gücün yetiyorsa gel savaş diyor. Barış dedikten sonra kendinden adamdan kenardan kenardan vurursan o da sana kenardan kenardan vurur o zaman. Öyle olmaz.
Ama Ahir zamanda Mehdi devrinde savaş nasıl olacaktır? İlim, sevgi, barış, kardeşlik, estetik ve sanatla olacaktır. İnşaAllah. Silahların tamamı kalkıyor Ahir zamanda, Mehdi devrine. Silah yok artık. Tevrat'ta da bu böyle, hadiste de bu böyledir. Bütün savaşlar kalkacağı bir dönemdeyiz. İnşaAllah. Elhamdülillah.