Tevbe Suresi, 6. Ayetinin Tefsiri

 

Sayın Adnan Oktar'ın 11 Kasım 2010 tarihli röportajından Tevbe Suresi ile ilgili açıklamalar.

 

ADNAN OKTAR: Velev ki dinsiz bile olsa, ikna ederiz, konuşuruz. Niye kesilsin. Hıristiyanlar, Müsavilere Allah'ın bize emaneti, Resulullah (s.a.v.) zamanında Allah'ın bize emanetiydi onlar. Ayette “Müşrikleri bile...” diyor, Cenab-ı Allah. Şeytandan Allah'a sığınırım. “Güven içinde Bulundukları yerden, diğer yere kadar götürün” diyor, Cenab-ı Allah. Müşrik, putperest adamları bile. “Bak siz muhafazasını yapın” diyor, Cenab-ı Allah Müslümanlara emrediyor Allah. “Yani hayatınızı tehlikeye atın. Ölüm tehlikesine girin. O adamları koruyun, muhafızlığını yapın. Bir yerden bir yere güven içinde geçmelerini sağlayın” diyor Allah. Müşriklere bile böyle Kuran. E bu adam ne diyor? “Doğrayın” diyor.

 


Tevbe Suresi, 6. Ayetinin Tefsiri

 

Sayın Adnan Oktar’ın 6 Mayıs 2014 tarihli sohbetinden Tevbe Suresi ile ilgili açıklamalar.

 

ADNAN OKTAR: Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım Tevbe Suresi 6; “Eğer müşriklerden bir senden emen isterse ona aman ver.” Yani şefkat göster. Adam diyor ki, “tamam ben bir şey demiyorum, teslim oldum.” O zaman aman verin diyor Allah, ona acımasız davranmayın. “Öyle ki Allah’ın sözünü dinlemiş olsun.” Bak “sonra onu güvenlik içinde olacağı yere ulaştır.” Nasıl güvenlik? Diyor ki; “tehlikeli yerden çıkart. Güvenlik içinde olacağı yere kadar götür, ulaştır.” Nasıl? “Canını, malını kullanarak, canını Allah için feda etmeyi göze alarak, canını tehlikeye atarak müşrik olan insanı koru” diyor. Bunlar ne yapıyor? Boğalım, asalım, keselim. Musevileri doğrayalım, Hristiyanları, müşrikte değil onlar, Allah bir diyor. Burada müşriki de koruyun diyor Allah. Musevi müşrik değil ki, Allah bir diyor. Ahirete inanıyor, cennete inanıyor, cehenneme inanıyor, bütün geçmiş peygamberlere inanıyor. Bak “bu elbette onların bilmeyen bir topluluk olmaları nedeniyledir.” Bilmiyorlar diyor Cenab-ı Allah, cahiller diyor. Şefkate davet ediyor Cenab-ı Allah.

 


Kitap Ehli İle İlgili Ayetler

 

Sayın Adnan Oktar'ın 12 Eylül 2011 tarihli röportajından Kitap Ehli ile ilgili açıklamalar.

 

ADNAN OKTAR: Demirsoy kardeşimiz, bazı ayetler göndermiş, fakat Kuran’ın bir kısmını kabul edip bir kısmını kabul etmemek, müşriklerin özelliğidir. Allah Kuran’da, bunu açıkça belirtiyor; “Onlar, ayetlerin bir kısmını kabul eder, bir kısmını kabul etmezler” diyor. Şimdi Demirsoy kardeşimiz de, ayetlerin bir kısmını kabul ediyor, bir kısmını kabul etmiyor, olmaz. Allah ayete diyor ki; “Size en yakın dost olarak, Hıristiyanlarız diyenleri bulursunuz” diyor. Bu ayeti neden kabul etmiyorsun? Ediyor musun bu ayeti? Etmezsin. Ayeti kabul etmediğinde, sen dinden çıkarsın. Allah diyor ki; “Hıristiyan ve Musevi hanımlarla evlenebilirsiniz” diyor, “yemeklerini yiyebilirsiniz” diyor. Sen bu ayeti kabul ediyor musun? Etmiyorsun. Ediyorsan zaten konu bitti. Konuşacağın bir şey kalmaz. Müşriki veyahut dinsizi, din anlamında dost edinmek zaten olmaz. Yani onun dediklerine göre hareket etmek olmaz.

Mesela Cenab-ı Allah müşrik için diyor ki; “Eğer müşriklerden biri, senden 'aman isterse' ona aman ver; öyle ki Allah'ın sözünü dinlemiş olsun, sonra onu 'güvenlik içinde olacağı yere ulaştır' diyor, “canınızı tehlikeye atarak götürün” diyor Allah. Müşrik için, dinsiz için. Bizim yapacağımız nedir? Müşriki dine çekmek için şefkat göstermektir. Yoksa müşrikin kafasını ezmek değildir. Mesela bir dinsiz, sen ona uymadıkça, senden razı oluyor mu? Mesela bu Demirsoy kardeşimizin akrabalarından, arkadaşlarından dinsiz arkadaşları vardır. O, ona uymadıktan sonra, o onunla arkadaş oluyor mu? Dost oluyor mu? Olmaz. Bu dediği ayet; “Sen onların dinlerine uymadıkça, ne Yahudiler ne Hıristiyanlar senden asla hoşnut olmazlar” ayeti, geniş kapsamlı bir ayet. Bu, Budist için de geçerli, komünist için de geçerli. Mesela bir PKK’lı, sen PKK’lı olmazsan adam seninle dost olur mu? Olmaz.

Veyahut akrabasından dinen titiz olmayan, İslam’a uygun olmayan, mesela çok farfara tipler vardır, babasından, dedesinden bayağı bir insan vardır. Bu kişi, bunlarla uyum gösterebiliyor mu? Gösteremiyor. O zaman burada kastedilen nedir? İnsanlar, inançlarda uyum içinde olmazlar. Kendi inancına çekmek isterler. Orada, bunu kabul etmeyin diyor Allah. Kastedilen budur. Yoksa ona tebliğ yapmayın, şefkat göstermeyin, İslam’a, Kuran’a davet etmeyin, onunla sosyal bağlarınızı koparın anlamında değildir. Kardeşlerimiz bunu yanlış anlıyorlar. Aslında bu konuyu Risale haline getirelim de, daha kapsamlı anlatalım, yoksa kavrayacakları gibi pek görünmüyor. Defalarca anlattım, aynı şeyi bir daha anlattırıyorlar, iyi oluyor, güzel oluyor, sevap alıyoruz ama anlamaları açısından iyi olur.

 


Tevbe Suresi 5-6 Ayetlerinin Tefsiri

 

(Sayın Adnan Oktar'ın “Karanlık Tehlike: Bağnazlık” kitabında Tevbe Suresi, 5-6 ayetleri ile ilgili açıklamaları)

 

Haram aylar (sure tanınmış dört ay) sıyrılıp-bitince (çıkınca) müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, onları tutuklayın, kuşatın ve onların bütün geçit yerlerini kesip-tutun. Eğer tevbe edip namaz kılarlarsa ve zekatı verirlerse yollarını açıverin. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Tevbe Suresi, 5)

Söz konusu ayette gerçekleşen şartları anlayabilmek için Tevbe Suresi'ni 1. ayetten başlayarak okumak gerekir. Bu şekilde okunduğunda, karşı saldırıyı hak eden müşriklerin “bütün müşrikler” değil, Müslümanlara o vahşi saldırıları yapan ve ardından haram aylarda savaşmamak için kendileriyle anlaşma yapılan müşrikler olduğunu anlarız. Buradaki müşrikler, “Müslümanlarla adil bir anlaşma yapmış olmalarına ve Müslümanların haram aylar boyunca bir savaş durumuna girmeyeceklerini çok iyi bilmelerine rağmen” Müslümanları gafil avlamaya ve sinsice yaklaşmaya çalışmış, haram aylarda vahşi saldırılarına devam etmiş ve Müslümanların canına kastetmiş olan müşriklerdir.

İşte bu şartlar söz konusuyken Müslümanlara bu ayet ile vahşice saldıranlara karşı kendilerini savunma hakkı verilmiştir. Ayette görüldüğü gibi, müşriklerin saldırıları haram aylarda gerçekleşmesine rağmen Müslümanlar Allah'ın hükmü gereği haram aylar sırasında karşı koymamakta, bu dönem boyunca sabretmekte ve haram aylar bittikten sonra savunmaya başlamaktadırlar. Ayette yine, savunmada izlenmesi gereken yöntemin tarif edildiğini görürüz: Tutuklama, kuşatma ve bütün geçit yerlerinin tutulması. Uluslararası hukuka dayalı savaşlarda mutlaka öncelikli şart kuşatma ve tutuklamadır. Kuşatma için geçit yerleri tutulur ve böylelikle karşı tarafın ilerlemesi engellenmiş olur. Dolayısıyla bu ayette, şu anda uluslararası hukukta izlenen ve haklı görülen yöntem tarif edilmiştir. Aradaki tek fark, burada saldırıyı Müslümanların yapmaması, onların sadece ve sadece kendilerine saldıranları durdurmaya çalışmalarıdır.

Yine aynı ayete göre, saldırısından vazgeçen ve tevbe edenlere karşı herhangi bir savaş durumu söz konusu olmamaktadır. Onlar özgür bırakılmaktadırlar.

Söz konusu ayetten hemen sonraki ayete baktığımızda ise Kuran'ın gerçek sevgi ve koruyuculuk ruhunu anlatan önemli bir açıklama ile karşılaşırız. İşte bu ayet, İslam karşıtlarının bu konuda Müslümanlara yönelik tüm iddialarını ortadan kaldıran bir ayettir. Ayet şöyledir:

Eğer müşriklerden biri, senden 'eman isterse', ona eman ver; öyle ki Allah'ın sözünü dinlemiş olsun, sonra onu 'güvenlik içinde olacağı yere ulaştır.' Bu, onların elbette bilmeyen bir topluluk olmaları nedeniyledir. (Tevbe Suresi, 6)

Bu ayet ile Müslümanlara, kendilerine sığınmış olan ve kendilerinden yardım isteyen bir müşrike “kendi canlarını tehlikeye atarak” yardım etmeleri öğütlenmektedir. Öyle ki ayete göre söz konusu Müslüman, müşrikleri koruyabilmek için KENDİSİNİ SİPER ETMEKTEDİR. Bir başka deyişle bir Müslüman, Allah'ı inkar eden bir kişinin canını koruyabilmek için kendi canını riske atarak, onu güvenlik içinde olacağı yere ulaştırmakla yükümlüdür.

Bu, Kuran'ın hükmüdür. Kuran'ın hükmüne göre bir insan Allah'a inanmıyor diye “öldürülmemekte”, tam tersine Müslümanların canı pahasına korunmaktadır. Dolayısıyla savaş gerekçesi, karşı tarafın Allah'a inanıp inanmamasıyla veya başka dinden olup olmamasıyla ilgili değildir. Savaşın gerekçesi, karşı tarafın saldırı ve işkencede bulunması, cana kastetmesidir.

Ayetin işaret ettiği başka bir gerçek ise, saldırıda bulunmadıkları, azgınlık ve taşkınlık yapmadıkları sürece; din, dil, millet, inanç ayrımı yapılmaksızın tüm insanların Müslümanlar tarafından korumaya alınmaları gerektiğidir. Bir Müslüman, Müslümanı koruduğu gibi, Kitap Ehli'ni de, hatta ateisti, komünisti de korumakla yükümlüdür. Bu, Müslüman olmanın gereğidir. Bu, Kuran'daki Müslüman tarifidir. Bir insan “Müslümanım” diyorsa, koruyucu olmak zorundadır.